Bu bir cinayet değil toplu katliam!

Bir kadın cinayeti, birkaç aileyi birden yok ediyor; bu “ölü aileler” tacize uğruyor! Katilin nasıl cezalandırılması gerektiğine yönelik söylemler, en az katilinki kadar dehşet verici! Kadın erkek ilişkilerindeki çarpıklığın sonuçları bunlar

Evli, bir çocuk babası 32 yaşındaki Cemal Metin Avcı, sadece üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’i öldürmedi. Üç aileyi birden yok etti. Pınar’la birlikte, kendi karısını öldürdü. Küçük kızının bütün geleceğini yok etti. Evladını mezara koyanla, evladını demir parmaklıkların arkasına gönderen anneleri perişan etti. Yani aslında beş kadını birden öldürdü. Babaları, kardeşleri kedere, acıya boğdu. Birinin evinden yükselen ağıtlar, diğerinin evinde utançla yankılandı.

Şimdi bu “ölü” aileler, sosyal medya hesaplarından taciz ve hatta tecavüze uğruyor; inanılmaz ağır küfürlerle. Kadının öldürülmesine gerekçe yaratanların zihniyetini zaten biliyoruz. Ama bu erkek zihniyete karşı çıkanların, katilin nasıl cezalandırılması gerektiğine yönelik söylemleri de en az katil kadar dehşet verici! Katile cezaevinde toplu tecavüz edilmesi için yalvaranlar, şişlenmesini isteyenler, onu kendine “kadın” yapanlar, böyle bir erkek çocuğu yetiştirdiği için katilin annesine en ağır şekilde sinkaflı küfür savuranlar… Bunların çoğu da okumuş insanlar ve bir genç kızın öldürülmesine duydukları nefreti, öfkeyi, hınçla yine şiddet kullanarak, kadın cinselliğini hedef alan küfürlerle yine katili öldürerek çözmeye çalışıyorlar. Yani genç bir kızın ölümüne duyulan üzüntüyü dile getiriş biçimi, korkup, cesedi saklamaya çalışan katilin dehşet verici yöntemlerinden hiç farklı değil. Kadın erkek ilişkilerindeki çarpıklığın sonuçlarıdır bunlar.

Psikolojik faşizmin ifadesi

Medyanın kadın cinayetlerini manşetine taşıması, konuya duyarlı olması her zaman yeterli olmayabiliyor. O haberin sunuluş biçimi, dili, kamuoyunda yaratacağınız algı, mevcut erkek zihniyetini yeniden tetikliyorsa bütün çabanızı boşa çıkarabilir. Bir ülkede yaşanan bir felaket, acı bir olay insanları daima çözüme yönelik bir araya getirir. Toplum olmayı başaramamış milletler ise sorunu hukuktan yana değil, linç kültüründen beslenmiş bir zihniyetle çözmeye çalışır.

Engin Geçtan, “Benim yaşam sevincim yeşerememişse, senin yaşam sevincin de körelmeli tavrı, psikolojik faşizmin doğrudan bir ifadesidir” der. Bu coğrafyada muhabbetin inceliklerini bilmeyen erkekler ve bu tür erkeklerin peşinden gitmenin ağır sonuçlarını öngöremeyen kadınların başına gelen de budur. Yalana, aldanmaya, aldatmaya, şiddet ve hakarete, aşağılanmaya bir kez göz yumduğunuzda, ilişkilere sirayet eden bu davranışlar da zamanla dozunu artırır, kontrolünü kaybeder, inanılmaz çirkin bir başka ilişkiye dönüşür...

Çürümüş toplumların  aşk hikâyesi!

Böylesine çürümüş toplumlardan bir aşk hikâyesi yaratamazsınız. Ya da cinayeti adalet terazisine oturtamazsınız. Ama böyle bir topluma sonu genellikle ölümle sonuçlanan dayağın, şiddetin çirkinliğini de anlatamazsınız. Dolayısıyla bu şiddetwten, bu şiddetin giderek tırmanmasından hepimiz sorumluyuz... Siyasetçisiyle, basınıyla, yargısıyla, vatandaşıyla…

Şimdi aileler konuşmalı. Sadece öldüren ve ölen yok. Bıraktıkları enkazın büyüklüğünü anlatmalıyız. Geride kalan insanların hayatlarını da nasıl yok ettiğini gözler önüne sermeliyiz. Şiddetin, öfkenin en büyük mağdurunun ortada kalan çocuklar, geride bırakılan aileler olduğunu anlatmalıyız. “Şiddetin her türlüsüne karşıyım” demekle çözülmüyor bu işler! Cemal Metin Avcı, sosyal medyada kapağında Atatürk resminin altına şöyle yazmış: “En büyük savaş cahilliğe karşı yapılan savaştır.” Bu nasıl bir ironi? Bu cinayetin bizzat kendisi cehalet değilse nedir?