Kitap okuyan çocuk ve medya

23 Şubat 2020

Atakan’ın zekasında yüzlerce çocuk olduğunu dikkate alarak, onları ‘medyatik’ hale getirmeden, en iyi şekilde nasıl bir eğitim almaları gerektiğini konuşmalıyız

Atakan Kayalar. 10 yaşında bir çocuk. Önce bir kitapçıda felsefe ile ilgilenen bir twitter kullanıcısının dikkatini çekti. Atakan beş ay içerisinde 250 kitap okuduğunu söyledi. Jean-Jacques Rousseau’dan Nietzsche’ye, Aristo’dan Spinoza’ya oradan da Platon’a uzandı. Felsefenin öneminden söz etti. Twitter kullanıcısı iki saat süren bir sohbetin bir bölümünü sosyal medyada paylaşınca Atakan Türkiye’nin gündemine oturdu.

Gazeteler yazdı, ana haber bültenlerine ailesi ile birlikte konuk oldu. Özel okullar devreye girdi. Millî Eğitim Bakanlığı ilgilendi. Sosyal medyada paylaşım rekoru kırdı. Ancak kitap okuyan bir çocuk üzerinden olası sonuçları düşünülmeden başlatılan tartışma, haliyle sosyal medyayı her zaman olduğu gibi yine ikiye böldü.

Öyle ki aralarında öğretmenlerin de olduğu bazı sosyal medya kullanıcıları, Atakan’ın çocukluğunu yaşayamadığını belirterek eleştirel bir dil kullandı. Bazıları bir çocuğu sosyal medyada fenomen haline getirmenin sakıncalarından bahsetti. Bazıları da onun bir dahi olduğunu, sahip çıkılması gerektiğini yazdı.

Hayli abartılı övgü ve eleştirilerin arasında sıkıştırılmış on yaşındaki bir çocuk üzerinden başlatılan tartışma, gerçekte biz yetişkinlerin neye özlem duyduğunun da bir sonucu olabilir mi?

Büyükler kitap okumuyor

John Steinbeck şöyle der: “Elinizde başka bir şey olmadı mı, neyiniz varsa onunla övünürsünüz. Hatta ne kadar az şeyiniz varsa, o kadar çok övünmek gereğini duyarsınız.”

Atakan gibi çocuklarla elbette övüneceğiz. Ancak onun çocuk dünyasını böylesine abluka altına almamız övünecek çok az şeye sahip olduğumuzun da bir tezahürü olabilir mi? 

Yazının devamı...

Virüse çözüm var ırkçılığa yok!

16 Şubat 2020

Çin’in Vuhan kentinde başlayan salgının küresel boyutlara varması ırkçılığı da beraberinde getirdi. Oysa ırkçı yaklaşımlar sergilemek hiç kimseyi hastalıktan korumazKoronavirüs nedeniyle dünyanın neredeyse her yerinde Çinlilere karşı akıl dışı yaklaşımlar sergileniyor. İtalya’nın Venedik kentinde Çinli bir çifte, gençlerden oluşan bir grup tükürdü. Çinli öğrenci trende ırkçı hakaretlere maruz kaldı. Torino’da bir restoranda, yıllardır İtalya’da yaşayan Çinli bir aile hakarete uğradı. Güney Kore’nin başkenti Seul’de bir restoran, kapısının girişine “Çinlilere izin yok” yazılı bir afiş astı. Dünyanın birçok yerinde Çin restoranları büyük oranda müşteri kaybetti. Bazı bölgelerde Uzakdoğulu öğrencilerin dersleri askıya alındı. Kanada’da yaşayan Çinli bir kadın, bir alışveriş merkezinin otoparkında bir erkeğin “Koronavirüsünüzü düşürdünüz” şeklinde alaycı ifadelerine maruz kalırken görüntülendi.  Malezya’da Çinlilerin ülkeye girmesinin yasaklanması yönünde imza kampanyası başlatıldı. Birleşik Krallık’ta Manchester Üniversitesi’nde okuyan Çinli Sam Phan, Guardian gazetesine bir yazı yazarak; üniversitede tehdit edildiğini, kendisini ‘hastalıklı bir kitlenin parçası’ gibi hissettiğini anlattı, otobüs yolculuğu yaparken yanına oturan adamın hemen kalkmasını ırkçılık olarak adlandırdı. Avustralya’da bir hasta, kendisiyle ilgilenen Çinli cerrah Rhea Liang’ın elini ‘virüsün yüzlerce kişiyi öldürdüğünü’ belirterek sıkmadı. Bu olaylar; bir ay içerisinde medyada yer alan haberlerden bazıları. 

Irkçılık salgından korumaz

Sonuç olarak diyebiliriz ki; yerel bir salgının küresel boyutlara varması ırkçılığı da beraberinde getirdi. Virüs nedeniyle Çinlileri korku ve şüphenin öznesi haline getirerek ırkçı yaklaşımlar sergilemek sizi bulaşıcı bir hastalıktan korumaz. Üstelik çok sayıda çeşitli bulaşıcı hastalıktan her gün binlerce kişi ölürken… Sosyal medyada da durum farklı değil. Çeşitli kanallarla üretilen yanıltıcı bilgiler, olayı korku ve endişe yaratacak boyutlara taşıdı. Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Cui Wei “Panik ve rivayetler virüsten daha korkunç” diyor. Sydney Üniversitesi’nden sağlık bilimci Claire Hooker ise ülkelerin aldığı önlemlerin önyargıları şiddetlendirmiş olabileceğini, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık vakalarının, salgının kendisinden daha uzun sürebileceğini söylüyor. Medya, dünyada büyük bir travma yaşanmasına neden olan bir virüs hakkında doğru bilgilendirmek zorunda. Gerekli önlemlerin alınmasına bilim çözüm üretebilir. Hükümetler önlemler alabilir. Dünya çapındaki sağlık örgütleri devreye girebilir. Ama çözüme dayalı bilinçli, aktif bir katılım için de toplumsal dayanışma gerekir.  

Irkçı histeriye yol açtı

Yazının devamı...

Alternatif tiyatrolar gerçek oyuncular

26 Ocak 2020

Türkiye’de çok sayıda alternatif tiyatro, bu tiyatroların da son derece profesyonel oyuncuları var. Asla izleyicisiz kalmıyorlar. Sorun şu ki geleneksel, kurumsallaşmış tiyatroların, oyunlarının ve oyuncularının dışına çıkmayan medya bunları görmüyor

Entropi Sahne’den içeri girdiğimde tam olarak neyle karşılaşacağımı henüz bilmiyordum.

Bildiğim tek şey; Charlotte Jones’un gerçek olaylardan esinlenerek kaleme aldığı, Beste Yelken ve Aysu Nalbant Özkan’ın oynadığı “Havada Yüzmek” adlı tiyatro oyunu sahnelenecek.

Yönetmenliğini dramaturg Zerrin Akdenizli’nin yaptığı oyun, evli bir adamla ilişkisi olduğu gerekçesiyle iffetsizlikle suçlanan Miss Baker ile cinsel kimliğini reddeden Miss Kitson’ın aileleri tarafından zorla akıl hastanesine kapatılmasını konu alıyor.

1922’den itibaren 50 yıl boyunca bir akıl hastanesinde tutulan, buna karşın yaşadıklarıyla başa çıkmanın yolunu arayan iki kadının gerçek hikâyesi... 

Bir kitaba bir bilet

Tek perdelik muhteşem bir oyun ve inanılmaz başarılı iki profesyonel oyuncu. Fakat benim asıl anlatmak istediğim bu oyunun sahnelenmesiyle ilgili. Beste Yelken, “Biz bu oyunu sahneye koymak istediğimizde, bütçemiz yoktu, provalar için yerimiz dahi yoktu. Sanata ve kültüre emek vermiş İnal Aydınoğlu, Ataşehir Belediyesi’ne bağlı Mustafa Saffet Kültür Merkezi’ndeki konferans salonunun kapısını bize açtı.  Buna karşılık biz de oyunumuzu belediyeye ücretsiz olarak oynamayı teklif ettik. Onlar da ‘O halde bir kitap getirene oyun bedava’ diyelim önerisiyle geldiler. Çok mutlu olduk. Çünkü bunun karşılığını izleyici bize fazlasıyla verdi. 330 kitapla salon tamamen doldu. Hatta bazıları iki üç kitabı belediye bağışladı” diyor.

Yazının devamı...

Bilim insanından “uydurma” bir bilgi

12 Ocak 2020

Medya kuruluşları, aşı gibi halk sağlığı ve ulusal güvenliği ilgilendiren konularda, yayınlarında yer verdikleri sansasyonel isimlerle ilgili hassas davranmaya çağrılıyor.Bir televizyon kanalında programa konuk olan Prof. Dr. Canan Karatay, bazı ülkelerde “din bakımından” hiç aşı yapılmadığını ve İsrail’in de bu ülkelerden biri olduğunu iddia etti. Karatay’ın bu sözleri sosyal medyada tartışmalara yol açtı. Çocuk ve genç psikiyatristi Doç. Dr. Veysi Çeri, Twitter hesabından “Şimdi sormak istiyorum: Bir insan milyonlarca çocuğun hayatını ilgilendiren bir meselede nasıl böyle rahatça yalan uydurup, milyonların önünde bunu çekinmeden söyleyebilir?” diye yazdı.  Evet, soru buydu: Bilgiye inanılmaz bir hızla ulaşılması mümkün olan bir çağda, milyonlarca insanı ilgilendiren bir konuda, bir bilim insanı doğruluğu şüpheli bir bilgiyi paylaşmakta nasıl olur da sakınca görmez?  Küçük bir araştırma sizi doğru bir bilgiye götürebilir. İsrail’de aşı yapılmadığı iddiası doğru değil. İsrail’de aşı yapılıyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre; İsrail, kızamığa karşı aşılanma oranları sıralamasında Macaristan, Lüksemburg ve Portekiz’in ardından 4’üncü sırada yer alıyor. 2019’da birçok hastalığa karşı aşılanma oranı İsrail’de yüzde 90’ların üzerinde. Ülkede sağlık alanında görev yapan bazı meslek gruplarının aşılanması da zorunlu hale getirildi. Ve birçok ülkede aşı karşıtlığıyla bağlantılı olarak gelişen kızamık salgınlarından, İsrail Sağlık Bakanlığı çocuklarına aşı yaptırmayan aşırı dinci ve çok küçük bir grup olan “Harediler”’i sorumlu tuttu. Buna karşın Dünya Sağlık Örgütü’ne göre de ülkedeki kızamık aşılama oranı hâlâ yüzde 98 seviyesinde. Ayrıca ülkenin sağlık politikası, bulaşıcı hastalıkların önlemesinde ve bu hastalıklara bağlı ölüm oranlarının kontrol altına alınmasında aşıların çok önemli bir yere sahip olduğunun da önemine işaret ediyor.

Sorumlu yayıncılık

Doç. Dr. Veysi Çeri, daha önce “söylediklerinin bilimsel gerçeği yansıtmadığı, uzmanlık alanı dışında kesin olmayan bilgileri kesinmiş gibi sunduğu, halk sağlığına zarar verdiği, bilimsel geçerliliği olmayan spekülatif bilgileri yaydığı” gerekçesiyle Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu tarafından geçici meslekten men cezasına çarptırılan ve böylelikle halk sağlığını ilgilendiren meselelerde sabıkası olan bir kişiyi, halk sağlığı ile ulusal güvenliği yakından ilgilendiren aşı konusunda üstelik kendisinin uzmanlık alanı ile ilgili olmamasına rağmen ekranlara taşımanın, basın meslek ilkelerine aykırı olduğuna ve sorumlu yayıncılık ilkelerine de uymadığına işaret ediyor. Çeri, insanların hassasiyeti olan bir konuda “İsrail’de hiçbir aşının yapılmadığı” yönünde uydurma bir bilginin yaygınlaşmasının, bir komplo teorisinin, olası bir nefret söylemine dönüşmesi anlamına geldiğini belirtiyor. Peki, “ne demek gerekiyor” sorusuna Doç. Dr. Çeri şu yanıtı veriyor: “İnsan sağlığını ilgilendiren meselelerde daha hassas davranmaya, sansasyonel isimleri konuk etmekten olabildiğince sakınmaya ve meslek örgütlerimizle daha yakın bir işbirliği kurmaya davet ediyorum.”

Ve aslında belki de birçok bilim insanına göre hiçbir bilimsel dayanağı olmayan “aşı reddi”ni tartışmaya açmamak gerekiyor. Çünkü yanlış bir bilgiyi tartışmaya açtığınızda bunu meşru, yanlış olan bir şeyi “olabilir” hâle getirmiş oluyorsunuz.     

Yazının devamı...

Az tüketin, yeniden kullanın, geri döndürün

5 Ocak 2020

Ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele gücünü artırmaları, geçen yıla damgasını vurdu. Medyanın da küresel ısınma konusunda sorumluluk alanını çizmekte yarar var.Henüz başındayız, ama 2020’nin en can alıcı konusu küresel ısınma ve iklim değişikliği olabilir mi?  Henüz başındayız, ama 2020’nin en can alıcı konusu küresel ısınma ve iklim değişikliği olabilir mi?  Öyle görünüyor. Geride bıraktığımız bir yıl içerisinde dünya genelinde doğal afetler 4 bin 570 insanın hayatını kaybetmesine ve 140 milyar dolara mal oldu. Karbondioksit kirliliği rekor kırdı. Grönland’da bir buzulun 100 metre erimesi, deniz seviyesinin 1 milimetreden fazla yükselmesine yol açtı.             

Hükümetleri iklim değişikliği konusunda harekete geçmeye davet etmek üzere eylemlere dünya çapında 4 milyon kişi katıldı. Küresel ısınmadaki bu hız durdurulamazsa, dünyanın başka daha büyük bir sorunu olmayacağının da altı çizilerek... Çevre bilinci birçok araştırmanın da konusuydu. Avrupa Yatırım Bankası, otuz ülkeden 40 bin kişinin görüşlerine başvurdu. Avrupalıların yüzde 47’si, Çinlilerin yüzde 73’ü, Amerikalıların ise yüzde 39’u küresel ısınmayı ciddi bir tehdit olarak görüyor. Avrupalıların yüzde 82’sine göre, küresel ısınma günlük yaşantıyı olumsuz etkilemekte. Yine de Avrupalıların yüzde 59’u, Amerikalıların yüzde 54’ü, Çinlilerin ise yüzde 80’i “küresel ısınmanın tersine çevrilebilir olduğu” görüşünü taşıyor. Türkiye’de de durum farklı değil. Konda’nın Türkiye genelinde 2 bin 745 kişi ile yaptığı bir anketin sonuçlarına göre ise her iki katılımcıdan biri, hükümetlerin ve belediyelerin iklim değişikliği konusunda yeterli çaba göstermediğini düşünüyor; yüzde 71’i de artan afetlerin sebebinin iklim değişikliği olduğunu belirtiyor. 

Ülkeler çözüm arayışında  

Hükümetler, Birleşmiş Milletler İklim Hareketi Zirvesi oturumlarında, bu küresel çaplı soruna yönelik önemli adımlar atacaklarını beyan ettiler. Örneğin Katar, iklim değişikliği mağduru ülkelere 100 milyon dolarlık destek vereceğini açıkladı. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Afrika ve Asya’nın hızla büyüyen 30 ülkesindeki 90 şehrinde, yarım milyon hektarlık bir alana devasa şehir ormanları kurulmasına yönelik planını açıkladı.  Almanya, iklimin korunması için 4 milyar euro ayırdı; 1,5 milyar euroyu Yeşil İklim Fonu’na yatıracaklarını bildirdi. Fransa da yağmur ormanlarının korunması için 500 milyon dolarlık bir ek bağışta bulunacağını duyurdu. Çin dünyanın en büyük karbon salımı yapan ülkesi. Ancak yenilenebilir enerji konusunda da şu anda dünyada lider konumda. Onlar da gelişmiş ülkeleri karbon salımını azaltmak için örnek olmaya çağırmakla yetindi. Dünyanın dördüncü en büyük sera gazı salımı yapan Rusya ise Paris İklim Anlaşması’nın onayına yönelik önemli bir adım attı.  Türkiye 2023 itibarıyla yaklaşık 400 bin binada sıfır atık sistemine geçmiş olacağını, yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payını 2023 yılında yaklaşık yüzde 39 seviyesine yükselteceğini, orman alanlarını toplam alanın yüzde 30’una çıkaracağını, ülkede plastik poşet kullanımının 4’te 3 oranında düşürüldüğünü ve 2023’te bisiklet yollarını bin kilometreden 4 bin kilometreye çıkaracağını, bugün yenilenebilir enerjide bölgesinde lider ülke konumunda olduğunu, küresel sorunların çözümünde, gerek bölgesel gerek uluslararası düzeyde iş birliğinin tesis edilmesinin şart olduğunu kaydetti. 
Medyanın sorumluluğu 

Bilim insanlarına göre; iklim değişikliğinin etkileri her zamankinden daha da fazla hissedilir hale gelecek. Dolayısıyla hükümetler her ne kadar iklim değişikliğiyle mücadele için kendi yol haritalarını çizmiş olsalar da, bu planlar yetersiz kalabilir. Gıda, enerji ve ulaşımda da köklü değişimler gerekiyor.  Medyanın da sorumluluk alanını çizmekte yarar var:  Yeni ve temiz teknolojileri paylaşarak; yeni iş fırsatlarına ve değişen endüstrilere insanların uyum sağlamalarına katkıda bulunacak haberler yaparak. Daha verimli ulaşım sistemlerine ve daha sürdürülebilir gıda ve tarıma geçiş gibi konularda dönüştürücü bir gündem ortaya koyarak...

Yazının devamı...

Teyit: “ Yanlış bilgiye karşı aşı olun!”

22 Aralık 2019

Aşıya karşı dayanaksız, temelsiz, bilgileri medya masaya yatırdı. Türkiye medyası kamuoyunu aydınlatmak amacıyla dizi ve kampanyalarla konuyu tartışmaya açtı.Aşıya karşı olanlar, bazı aşıların otizme yol açtığı yönündeki söylemlerden, İsrail’in Müslümanların DNA’sını bozmak için özel olarak aşı ürettiği ya da aşının bağışıklık sistemini bozduğu gibi temelsiz yığınla iddiayı ortaya atmakta.

Milliyet, geçtiğimiz hafta Mert İnan imzalı “Sağlığa en büyük darbe aşı karşıtlığı” başlıklı bir yazı dizisiyle konuyu masaya yatırdı. Dizi bilimden uzak yorumlarla halk sağlığının nasıl tehlikeye atıldığını uzman görüşleriyle ortaya koydu. Dünya medyası da aşı sorununu gündemine almış görünüyor. Öyle ki; aşı karşıtlığı artınca İtalya ve Almanya 11 aşıya zorunluluk getirdi. Bu aşıları yaptırmayan çocuklar okullara kabul edilmiyorlar. Amerika’da da aşısız çocuklar, izole edilmiş eğitim kurumlarına gönderiliyor. Kızamık, menenjit veya zatürre etkenleri ile oluşacak hastalıkların ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı bilimsel olarak kanıtlandığı halde çocuklarını aşılatmayan aile sayısı artıyor. Bu süreç o kadar hızlı yayıldı ki; dünyada halen 20 milyondan fazla aşılanmamış çocuk bulunuyor. Bu çocuklar aşı ile önlenebilen potansiyel ölümcül hastalıklar açısından risk altında. Peki ne yapmalıyız...

Milliyet’in uzman görüşlerle gündeme getirdiği sorunu, teyit.org yazarı bir grup genç gazeteci bir kampanyayla geniş kitlelere yaymayı amaçlıyor. “Salgın var: Yanlış bilgiye karşı aşı olun!..” başlığı ile. İlaç şirketlerine ve kurumlara duyulan güvensizliğin asparagas haberlerin kolayca yayılabileceği bir alan yarattığına dikkat çeken teyit’in siteden yaptığı açıklama dikkate değer: “Halk sağlığı ile ilgili gerçekler bu hızla çarpıtılmaya devam ederse, geri dönüşü olmayan sonuçlarla karşılaşabiliriz. Uzmanlar aşı karşıtı ailelerin sayısındaki artışın gelecekte binlerce çocuğun ölümüyle sonuçlanabileceğini belirtiyor. Tüm dünyada aşı karşıtlığına bağlı kızamık vakaları rekor seviyelere ulaşmaya devam ediyor. Sizden, tıp eğitimi, aşılar, antidepresanlar ve alternatif tıp hakkındaki iddiaları incelemek için destek istiyoruz.” Peki hangi iddialar üzerinde çalışılması gerekiyor sorusunun yanıtı aşıyla da sınırlı değil. Site bu konuda sorulara yanıt arıyor:” Tıp eğitim müfredatı, Türkiye’de tıp eğitiminin tarihi ve gelişimi, tıp eğitimi ile ilgili iddialar. Aşıların tarihi, ülkelerde uygulanan aşı politikaları, zorunlu aşılar ve aşı takvimleri, aşılar ile otizm bağlantısı, aşıların zararları ve yan etkileri ile ilgili iddialar. Modern tıp ile Rockefeller ve emperyalizm ilişkisi. Homeopati başta olmak üzere alternatif tıp yöntemleriyle ilgili iddialar. Halk sağlığı ile ilgili iddialarda başvurulan safsatalar ve komplo teorileri.”

Bir gazetecinin sorumluluk alanına giren de bu iddialara yanıt oluşturacak gerçeklerin peşinde olmak. Gazetecilerin Hak ve Sorumluluk Bilgirgesi’nde doğru habercilik, sorumlu gazetecilik ve mesleğin saygınlığını korumak amacıyla yola çıkan Meslek İlkelerini İzleme Komisyonu’nun özellikle yeni medya düzeninde internet gazeteciliğinin haberi ‘anında’ yayması, sosyal medyanın ‘eleştirel’ yorumları, ‘etik’ tartışmaların yarattığı ‘sorunlar’ ve sosyal medyadaki ‘gelişmeler’i dikkate alarak bildirgeye yeni maddeler eklendiğini de meslektaşlarımıza hatırlatmak isteriz.

Yazının devamı...