Irkçı siyasetçiler ve medya

17 Ocak 2021

Başkanlığı süresince ABD medyasıyla sürekli restleşen Trump, Amerikan demokrasisine verdiği zarar nedeniyle bugün sadece medyanın değil, sosyal medyanın da ağır yaptırımlarıyla karşı karşıyaEn son söylenecek sözü başa yazalım: Eğer bir sorunu görmezlikten gelir, o sorunu yok sayarsanız, süreç içerisinde o sorunun bir parçası, en önemli mağduru haline gelirsiniz. Demokrasinin beşiği sayılan Amerika’nın 45. Başkanı Donald Trump, bu anlamda sadece siyasetin ve diplomasinin dilini değiştirmedi, siyaset yapma biçimiyle ülkenin demokrasi kültürünü de “yok” etti.

Oysa Trump göreve başladığı 2016’dan bu yana şiddete eğilimli siyasetin bütün işaretlerini vermişti. Her fırsatta yabancı düşmanlığını körükledi; Hitler’i referans aldı, Müslümanları, Yahudileri, siyahileri, Meksikalıları hedef gösterdi. Sınıf düşmanlığını yaydı. Taraftarlarını ırkçı ve milliyetçi söylemlerle defalarca sokağa döktü.

Seçim yenilgisini kabullenmeyince de ülkede çatışma, ayrışma ve kamplaşmaları derinleştirdi. Seçim sonuçlarının kendi lehine değiştirilmesi yönünde seçim kurullarına, valilere baskı yaptı, tehdit etti. Başaramayınca da seçilmiş Başkan Joe Biden’ın zaferinin tescil edileceği gün, taraftarlarını bir kez daha şiddete yöneltti. Bir güruh kongreyi bastı. Kanlı baskında ölenler yaralananlar oldu. Kapılar pencereler kırıldı, odalar işgal edildi.

Trump hakkında “isyana teşvik” gerekçesiyle Temsilciler Meclisi’nin onayladığı ancak son kararı senatonun vereceği “azil” kararına rağmen ABD demokrasisi büyük yara aldı.

ABD medyası uyarmıştı

Dünya medyası, Amerika’daki seçimin ve baskının olası sonuçlarını değerlendirirken, yıllardır Trump konusunda Amerikan siyasetini uyaran Amerikan medyası; Trump’ın Kongre’yi basan isyancıları, gerçekte kişisel olarak iktidara tutunmak amacıyla kullandığını, halkın iradesini engellemeyi hedeflediğini, asırlardır süregelen Amerikan demokrasisini kanlı bir çatışmayla sonlandırmak için taraftarlarını kışkırttığını hatırlatarak bir saniye bile başkanlıkta tutulmaması gerektiği yönünde haberlere ağırlık verdi. Son üç yılda Trump’ın 10 binin üzerinde yanlış veya yanıltıcı iddiada bulunduğunu ve 16 bin kez yalan söylediğini hatırlatan da yine aynı medyaydı. Tam da bu nedenle başkanlığı süresince ABD medyasıyla sürekli restleşen Trump, Amerikan demokrasisine verdiği zarar nedeniyle bugün sadece medyanın değil, sosyal medyanın da ağır yaptırımlarıyla karşı karşıya.

Sosyal medya affetmedi

Twitter, Facebook ve Instagram, ABD Başkanı Donald Trump’ın seçimlerde oyların çalındığını iddia ettiği ve Kongre’yi basan kalabalığa övgüde bulunduğu paylaşımları nedeniyle sosyal medya hesaplarını askıya alarak paylaşımlarını engelledi. Twitter, Trump ve taraftarlarının Twitter’ı şiddeti yaymak için kullanamayacaklarını ifade ederek, Trump’ın hesabını kalıcı olarak askıya aldı. 2.4 milyon takipçisi olan “TeamTrump” adlı hesabını da kapattı. Facebook da Trump’ın Facebook ve Instagram hesaplarındaki engeli ise iktidar geçişi tamamlanana kadar uzattıklarını duyurdu. Trump destekçileri bu kez “Parler” isimli uygulamaya yöneldi. Ancak bu kez de Google devreye girdi ve bu uygulamayı Google Store’dan kaldırdığını açıkladı.

Yazının devamı...

Şirazeden çıkmış bir toplum!

10 Ocak 2021

Medya şiddeti meşrulaştırmaya çalışmadan haberleri vermek zorunda. Aksi halde, sadakatsiz davranma, boşanma talebinde bulunma, kendi seçtikleri kişilerle evlenmek isteme gibi gerekçelerle binlerce kadın ve kız çocuğu; babası, kocası, erkek kardeşi tarafından sakat bırakılacak ya da öldürülecekTürkiye’de yeni yılın ilk haberi “vahşet” olarak ajanslara düştü: Kırşehir’in Kaman ilçesi Bayramözü köyünde, İnce ailesi, kızları Vildan İnce’ye, amca oğluyla imam nikâhı kıyılması için baskı yaptı. Genç kız istemedi ve sevdiği Osman Çelik ile kaçtı ve 15 Aralık’ta resmî nikâhla evlendiler. Bir süre sonra Vildan’ı arayan ablası “Babam rahatsız, gel helalleş” dedi. İki genç barışma umuduyla gittikleri baba evinde öldürüldüler. Önce Vildan’ı dövdüler, Osman Çelik’i banyoya sokup tecavüz ettiler, bıçakladılar ve iki genci silahla öldürüp bir çukura attılar.

Ailenin bütün fertleri yakalandı. Adliyeden çıkarken içlerinden biri fotoğraflarını çeken medya mensubuna “İyi çek” dedi. Neden? Çünkü olayı bir namus meselesi olarak göstermeye çalışıyorlar. Bu vahşeti, bazı yayın organları ve sosyal medya da töre cinayeti olarak yorumladı. Oysa bu ne namus ne de töre cinayeti! Bu vicdanını yitirmiş, akıl sağlığı bozulmuş bir toplumun ne kadar hastalıklı olduğunun en çarpıcı örneği.

Aile içi beraberlikleri normalleştirip, kız kardeşlerinin sevdiği adamla evlenmesini gerekçe gösterip o delikanlıya tecavüz ederek, bıçaklayarak, eziyet çektirerek öldürmeyi olağan bir şeymiş gibi veremezsiniz! Burada asıl sorun; genç bir kızı, aileden biriyle, kan bağı olan amca oğluyla imam nikâhı adı altında birlikte yaşamaya zorlamaktır ki asıl namus meselesi yapılması gereken budur; çünkü bu normalleştirilen aile içi evlilikler, gerçekte aile içi bir tacizdir.

İnsan müsveddesi erkekler

Üstelik ailenin topluca cinayeti işleyiş biçimine bakar mısınız? Bu gerçek bir vahşet değilse nedir?

Ahmet Hamdi Tanpınar, “Mahur Beste”de bir toplumun medeniyet seviyesini anlatırken, “Cahilsin, okur öğrenirsin. Gerisin, ilerlersin. Adam yok, yetiştirirsin, Paran yok, kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu bunun çaresi yoktur” der.

Cinayet, şiddet, taciz, suiistimal, tecavüz, eziyet gibi ahlaki değerlerini yitirmiş olaylar eğitimsiz cahil toplumlarda daha mı yaygındır bilmiyorum. Ama insana dair bu bozulma bizde hep vardı. Terk edildiği ya da reddedildiği için kadınları öldüren erkekler, kendi çocuklarını taciz eden babalar, abiler, amcalar, kuzenler ve bu erkekler için çoluğunu çocuğunu terk eden, hayatlarını heba eden kadınlar…

Ve biz yıllardır seviyesi hayli düşük bu haberler arasında gidip geliyoruz. Ve her defasında bu tür haberleri “şiddet erkek egemenliğini yeniden üretmenin araçlarından biridir” gibi felsefi ifadelerle tanımlıyoruz. Oysa bir ülkede işlenen cinayetlerin çokluğu kadar nasıl işlendiği de o toplumun profilini ortaya koyacak öneme sahiptir. Kız kardeşlerine resmi nikâh kıymış bir delikanlıyı tecavüz ederek cezalandıran bu insan müsveddesi adamların erkek egemen kültürün çok ötesinde tanımlamalara ihtiyacı var.

Yazının devamı...

21 yıldır aynı sorunu konuşuyoruz

3 Ocak 2021

Depremle ilgili pek çok şeyi ezbere biliyoruz, ama olası bir depreme ne kadar hazırlıklıyız bilmiyoruz. Çünkü çözüm üretemiyoruzHatırlarsanız; bundan 21 yıl önce Körfez depremi, yerli ve yabancı bilim insanlarını birbirine düşürdü. İstanbul’da beklenen depremin zamanı ve şiddeti konusunda derin ayrılıklar yaşandı. Bazı deprem bilimciler İstanbul’da büyük depremin 10 yıl, bazıları ise 30 yıla kadar meydana gelebileceğini savundu. Bazıları depremin İstanbul’da değil, Anadolu’da olacağını söyledi. Şiddeti konusunda anlaşmazlık yaşanınca, bilim insanlarının ‘uzmanlık’ alanları dahi tartışma konusu edildi.

Öyle ki; o dönemde Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara’nın sık sık basına demeç vermesi, televizyonlara çıkması konunun uzmanı olmadığı iddiasıyla kendi meslektaşları tarafından eleştirildi. Sismolog Prof. James Jackson, “Benim gördüğüm durum çok endişe verici boyutlarda. Yarın mı olur, 10 yıl sonra mı, 100 yıl sonra mı söylemek güç” dedi. Prof. Xavier Le Pichon, Prof. Celal Şengör, Doç. Dr. Tuncay Taymaz, “Bu yarın da olabilir ama 20-30 yılı geçmez. Biz yeni genç bir fay tespit ettik. Bu fay Marmara’dan geçen iki fayın ortasında. Biz bu fayın kırılacağını tahmin ediyoruz” yönünde görüş bildirdi. Prof. Dr. Naci Görür ve Prof. Dr. Aral Okay ise İstanbul depreminin beklendiğini, ancak Marmara’dan geçen iki fayın ortasında bir fay bulunduğu görüşüne karşı çıktı.

Yıllar geçti

Bu tartışmalar hep aynı üslupla, farklı düşüncelerle yıllara yayıldı. Ve hemen her yıl İstanbul’da olası büyük bir depreme karşı tarihi eserlerin bakım ve onarımları gündeme getirildi. Mesela tarihi eser sayısı 40 bin olan İstanbul’da, depreme karşı bazı tarihi binaların restorasyon ve güçlendirme çalışmaları şart denildi. 2001’de Yerebatan Sarnıcı’nı ayakta tutan devasa 336 adet Roma sütununun 40’ının çatladığı söylendi. Aradan yıllar geçti; 2007’de sarnıçtaki çatlaklara neden olan etrafındaki çirkin binaların ortadan kaldırılmasına karar verildi.

Aradan bir 11 yıl geçti. Bu kez de 2018’de 1999 depreminin risklerini ve sonuçlarını dikkate alarak bugün İstanbul’da 21 ünitede, 176 ayrı tarihi eserde güçlendirme ve bakım çalışması sürdürülecek denildi. Üstelik bu eserlerin her biri öncelikli olarak yerli ve yabancı uzmanlarla iş birliği yapılarak deprem karşısındaki durumları, taşıdığı risklerin tespit edildiği, bu riskler doğrultusunda bir sıralama yapıldığı ve bu sıralama esas alınarak projelendirme, uygulama ve güçlendirme çalışmalarının başlatıldığı, tabanından çatısına varıncaya kadar bir bütünlük içinde elden geçirildiği açıklandı.

Her şey aynı

Aynı tartışmalar devam ediyor: Prof. Dr. Naci Görür, İstanbul’da beklenen olası deprem için “En az 7.2 civarında gerçekleşmesi muhtemel depremin eli kulağında” derken, Prof. Dr. Ahmet Ercan tam tersini söyledi. O, bu deprem için 2045 hatta 2050 yılına kadar beklemek gerekiyor düşüncesinde.

Son 7 yılda, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü envanterine kayıtlı yaklaşık 86 bin eserin bakım ve onarımı yapılsa da 1500 yıllık bir Sarnıç hâlâ “yıkıldı, yıkılacak” tarzında gündemini koruyor. Sonuçta 21 yıldır aynı konuları daha da önemlisi sorunları aynı şekilde yazıp çiziyoruz.

Yazının devamı...

Avrupa’nın otomobille çevre sınavı

27 Aralık 2020

Avrupa, kendi ülkesinde daha temiz hibrit ve elektrikli araçların üretimini artırırken, havayı kirleten, çevreye ve insana zarar veren eski otomobillerini Afrika ülkelerine satmakta bir sakınca görmüyorBazı haberlerin iki yüzü vardır. Bir yüzü aydınlıksa, diğeri endişeye sevk edebilir. Bir süredir Avrupa’nın “yeşil mutabakat” adı altında sürdürülebilir bir gelecek için nasıl bir dönüşüm geçirdiğine ilişkin haberler gündemde. Örneğin sera gazlarının net emisyon değerinin sıfırlanması için kendine yeni stratejiler belirlemesi hayli umut verici. Ama aynı Avrupa, kendi ülkesinde daha temiz hibrit ve elektrikli araçların üretimini artırırken havayı kirleten, çevreye ve insana zarar veren eski otomobillerini Afrika ülkelerine satmakta bir sakınca görmüyor! Bunu nereden biliyoruz? Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından geçtiğimiz ekim ayında bir rapor yayımlandı. Rapora göre; ABD ve Avrupa, kendi evinde çevreci, temiz ve daha verimli arabaları zorunlu kılarken, milyonlarca eski ve en kötü kirletici araçlarını, “düzenlenmemiş” bir ticaretle yoksul ülkelere satıyor.

İnsanlık suçu
Haber dünya medyasının satır aralarında kayboldu. Yarattığı sonuçlar bakımından üzerinde düşünülmesi ve de tartışılması gerekirken üzeri “örtülen” bir haber haline getirildi. Oysa rapor sadece ikinci el otomobillerin küresel ticaretini anlatmıyor, çevre açısından yaratacağı muhtemel sonuçlar bakımından, az gelişmiş ülke insanının yaşamını, sağlığını yok sayan, önemsemeyen, onu ötekileştiren bir insanlık suçu olduğunun da altını çiziyor. Rapor, 2015 ve 2018 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Japonya’nın yurt dışına 14 milyon kullanılmış otomobil ihraç ettiğini ve bunun yüzde 70’inin Afrika, Orta Doğu, Latin Amerika gibi düşük gelirli ülkelerde bulunduğunu ortaya koyuyor.

Sorun da burada başlıyor. Az gelişmiş ülkelere gönderilen bu araçlar hem trafik açısından güvenli değil hem de bu eski araçların önemli bir bölümü, hava kirliliği için minimum standartları bile karşılamıyor. Peki, bu bir insanlık suçu değil mi? Üstelik bu eski araçlar her yıl dünya çapında 3 milyondan fazla insanı öldüren hava kirliliğinin nedenlerinden biri sayılırken. Ya da yıllarca kalp krizi, akciğer kanseri gibi insan sağlığını tehdit eden hava kirliliğinin nedenlerinden birinin de bu araçların yol açtığı ince partikül madde ve nitrojen oksitler gibi kirleticiler olduğu bilinmesine rağmen…

Yazının devamı...

Dijitalde hangi haberler önem kazandı?

20 Aralık 2020

Dijital medyada; İstanbul Sözleşmesi 58 bin 661 habere konu oldu. Kadın cinayetleriyle ilgili 34 bin 861 haber yayınlandı. Hayvana şiddet ve yasası 26 bin 284, küresel ısınma 25 bin 718, SMA’lı çocuklar 17 bin 260 haberin konusuyduBilim insanlarına göre bu çağ “Post korona” çağı. Öyle ki; sadece 2020 Kovid-19’un olumsuz etkileriyle dahi unutulmaz bir yıl olarak hafızalara kazınacak. Peki, gerçekten öyle mi?

B2Press Online PR Servisi, Türkiye’de faaliyet gösteren 24 bin 782 haber sitesinde yayınlanan 49.4 milyon haberi inceledi. 2020’de dijital medyada Kovid-19 konulu haberler, 13 milyon 614 bin 732 gibi oldukça yüksek bir sayıyla en çok yer alan konu oldu. Doktorlar, pandemi açıklamalarıyla daha görünür oldu. Bilim Kurulu üyeleri, medya tarafından sık sık haber kaynağı olarak kullanıldı. Haberlerde açıklama ve görüşleriyle en çok yer verilenler Bilim Kurulu üyeleri; 22 bin 689 haberle Tevfik Özlü, 20 bin 758 haberle Ateş Kara ve 8 bin 395 haber ile Alpay Azap oldu. Ancak Bilim Kurulu üyesi olmamasına rağmen, medyada açıklamalarına en çok yer verilen doktor ise 28 bin 529 haberle Mehmet Ceyhan’dı.

Bu yıl pandemi haberlerini 356 bin 58 haberle Azerbaycan-Ermenistan çatışması ve 280 bin 433 haberle Ayasofya’nın ibadete açılması haberleri takip etti.

Toplumsal haberlerde ilk beş

B2Press tarafından yürütülen çalışmada, dijital basında toplum haberleri kategorisinde neyin öne çıktığı konusu ise toplumsal duyarlılıklarımızın ne olduğunu anlamak bakımından daha önemli.

İstanbul Sözleşmesi ve kadın cinayetleri

Kadınların başarısı ise İstanbul Sözleşmesi’ni dijitalde en çok yer alan toplumsal haberler sıralamasında birinci sıraya taşımak oldu. Kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve ev içi şiddeti önlemek, ortadan kaldırmak amacını taşıyan İstanbul Sözleşmesi, 58 bin 661 sayıda habere konu oldu. İkinci sırada kadın cinayetlerinin yer aldığı haberler var. Yıl içinde kadın cinayetleriyle ilgili 34 bin 861 haber yayınlandı.

Hayvan hakları

Yazının devamı...

İyi gazeteciliğin yolu Açık Radyo’dan geçer!

13 Aralık 2020

Açık Radyo, “Kültürel faaliyetleriyle içinde bulundukları topluma olumlu yönde etkide bulunan” kişi, grup ya da kuruluşlara verilen Prince Claus Ödülü’ne layık görüldü. Bu ödülün gerekçeleri önemli

Türkiye’de medya sektöründeyseniz; bu mesleği icra etmenin zorluklarını da bilirsiniz. Çalışma koşullarından, yeterince takdir edilememekten, haberlerinizin iyi değerlendirilememesinden, ücret politikalarından, görev dağılımından, meslek etik kurallarının dışında hareket eden meslektaşlarınızın varlığından ve daha birçok şeyden daima yakınırsınız ama asla bu mesleği yapmaktan vazgeçmezsiniz. Ve vazgeçmeyenlerin her zaman referans aldığı bir medya duayeni olmuştur. Benim için bu duayen Ömer Madra’dır. Madra önemli bir akademisyendir, yazardır, radyo programcısıdır ama en önemlisi de gerçek bir aktivisttir!

Mesleğe dergicilikle başlayıp 1990’lı yılların ortalarında radyoların öne çıktığı bir zaman diliminde Açık Radyo’yla tanıştım. Uzaktan. O dönemlerde televizyonun uzağında iyi bir dinleyiciydim. Mesleki alanımı uluslararası hukuk ve insan hakları alanında sürdürme kararlılığımı, Madra’nın makalelerine, köşe yazılarına ve Açık Radyo programlarına borçluyum. 2000’li yıllarda küreselleşme, küresel ısınma, iklim krizi, uluslararası ilişkiler, uluslararası çevre politikaları konularında nasıl bir yol çizmem gerektiğini ve çevre haberciliğinin ne anlama geldiğini yine bana öğretendir.

Ömer Madra

İyi haber kaynağı

Bu mesleği en iyi şekilde icra etmek istiyorsanız iyi haber kaynaklarına sahip olmanız gerekir. Bütün gazeteciler gibi benim gizli haber kaynağım da çoğu kez Açık Radyo oldu hâlâ da öyle. Geçtiğimiz günlerde Açık Radyo, Prince Claus Kültür ve Kalkınma Fonu tarafından “Kültürel faaliyetleriyle içinde bulundukları topluma olumlu yönde etkide bulunan” kişi, grup ya da kuruluşlara verilen Prince Claus Ödülü’ne layık görüldü. Prince Claus Fonu’nun ödül gerekçelerinden bazıları şöyle:

Tartışmalı konulara, karşıt görüşlere ve dürüst eleştirel tahlillere yer veren, bilgi açısından zengin, eğlendirici ve esinlendirici programlar düzenlemesi,

Yazının devamı...

Medyanın iklim krizine bakışı

6 Aralık 2020

Küresel iklim politikalarını sürekli güncellemesi açısından medyanın da üzerine büyük sorumluluk düşüyor. Birçok rapor medyanın çevre sorunlarına yaklaşımının hayli sorunlu olduğu yönünde

Geçtiğimiz günlerde iş dünyası yeni dönemin rekabet senaryolarını masaya yatırdı. Ortak görüş; Avrupa Birliği’nin “Yeşil Mutabakatı” çerçevesinde ticaretini sürdürülebilirlik zemininde kurgulayan ve bu değişime ayak uydurabilenlerin rekabette bir adım öne çıkacağı yönünde. İş insanının bu önemli adımını belirleyecek olan da tarımdan enerjiye, sanayiden lojistiğe tüm sektörlerde iklim kriziyle mücadeleyi temel alan, çevresel sürdürülebilirliği önemseyen politikaların varlığı.

AB’nin yeşil ve dijital dönüşüm gündemi, sadece iş dünyasının değil, medyanın da yakından takip etmesi gereken öneme sahip, iş birliği gerektiren bir konu. Dolayısıyla küresel iklim politikalarını sürekli güncellemesi açısından medyanın da üzerine büyük sorumluluk düşüyor. Bu yapılmıyor değil. Örneğin geçen yıl dünya genelinde 11 binden fazla bilim insanı, “Dünyanın açık ve tartışmasız bir iklim kriziyle karşı karşıya olduğu” uyarısında bulununca, yıllardır “iklim değişikliği” ifadesini tercih eden The Guardian gibi bazı gazeteler haber dilinde değişikliğe gitti ve “iklim değişikliği” ifadesi yerine “iklim krizi” ifadesini kullanmaya başladı.

İnkârcılara daha fazla yer

Buna karşın birçok rapor medyanın hâlâ çevre sorunlarına yaklaşımının hayli sorunlu olduğu yönünde. University of Applied Sciences Utrecht’te araştırma yöntemleri ve medya üzerine dersler veren Sergül Nguyen, Journo’da yer alan bir makalesinde bu konuyu ele aldı ve medyanın iklim bilimi inkârcılarına daha fazla yer verdiğini söyledi. Nguyen, bunu bir görüş olarak değil, bir araştırmanın sonucu olarak değerlendiriyor. Araştırma; ABD’li bilim insanı Alexander Michael Petersen’ın başında olduğu bir grup bilim insanı tarafından gerçekleştirildi. 2000-2016 yıllarında yayımlanan 100 bin haber incelendi. Bu haberlerde 386 bilim insanı ile 386 iklim değişikliği karşıtının isimleri, alıntıları ve atıfları tarandı. Buna göre, medyanın iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşan ya da artan sıcaklığı “doğal” sebeplere bağlayan akademisyen, iş insanı ve politikacılara, yine aynı sayıda iklim bilimciye kıyasla yüzde 50 oranında daha fazla yer verdiği anlaşıldı.

Nguyen’e göre; New York Times, The Guardian, The Wall Street Journal ve Daily Telegraph gibi en saygın gazetelerde bile “inkârcıların” az farkla da olsa daha görünür durumda oldukları ortaya çıktı. Yani; karşıt görüşler orantısız temsil ediliyor. Medyanın bu tutumu, iklim değişikliği alanında uzmanlaşmış bilim insanlarını itibarsızlaştırırken, karşıt görüştekilerin kamuoyunda egemen kıldığı söylemi güçlendiriyor.

Bilimden yana tercihler

Yazının devamı...

Kadınlar meydan okuyacak!

29 Kasım 2020

Milyonlarca kadının uğradığı siber şiddetin oluşturduğu tehdit karşısında, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi bir kampanya başlattı. BM Kadın Birimi Küresel Medya Birliği üyesi Milliyet Gazetesi de kampanyaya en büyük desteği veriyor: “Sen de bir ateş böceği yak, karanlığı aydınlat”

Hatırlarsanız; 1960’lı yıllar Amerika’sında ve dünyanın dijitalle tanışmadığı ama televizyon kanallarının yaygınlaştığı bir dönemde, sistemi özetlemek için pop art’ın öncülerinden Andy Warhol, “Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” demişti. Haklı çıktı.

Bugün de dünyanın hemen her yerinde kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddet, sanal dünyaya da taşındı. Warhol gibi bizler de siber sistemin bir özetini çıkaracak olursak neredeyse hemen her kadın, bu sanal şiddetin bir kez olsun mağduru durumuna düştü, düşürüldü. Milyonlarca kadın internet üzerinden hakarete, aşağılamalara, küfre, tehditlere, tacizlere, erkek dilinin şiddetine maruz kalıyor.

Birçok kadın gibi siber şiddete ben de maruz kaldım, hakarete uğradım, tehdit edildim. Organize şekilde hareket eden ve algı yaratmaya çalışan sahte hesapların baskısını daima hissettim. Tartışma ve eleştiri kültürü olmayan toplumlarda sürekli karşımıza çıkan küfür ve cinsiyetçi saldırılara hedef oldum. Öyle ki; benim çevremdeki bütün kadınlar ve bu kadınların tanıdığı diğer bütün kadınlar siber şiddeti yaşadı. Hâlâ da yaşıyoruz.

1 milyon ateş böceği

Peki, buna “dur” demenin bir yolu yok mu? Bugün dijital üzerinden yaratılan şiddetin büyüklüğü ve oluşturduğu tehdit, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’ni de bir kampanyayla harekete geçirdi. Kampanyayla kadınlara ve kız çocuklarına yönelik siber şiddete dur diyecek 1 milyon kişi aranıyor. Kampanyanın medya destekçisi ise BM Kadın Birimi Küresel Medya Birliği Media Compact üyesi olan Milliyet Gazetesi.

Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mete Belovacıklı “Sen de bir ateş böceği yak, karanlığı aydınlat” sloganı ile 1 milyon ateş böceği toplamayı hedefleyen kampanyayı manşete taşırken, “Ateş Böcekleri” başlıklı yazısında, siber şiddet sebebiyle dijital dünyanın dışına itilen kadın ve kız çocuklarına dikkati çekerek, herkesi çevrimiçi dayanışma ağı oluşturmaya ve karanlığı aydınlatmaya davet etti. Ve dedi ki: “Böyle bir duruma medyanın sessiz kalması mümkün mü?”

Yazının devamı...