Bürokrasinin felaket algısı: Önce olsun sonra bakarız!

Ülkenin başına gelmesi muhtemel bir felaket için “önlem” almak, sorunların çözümüne yönelik projelere “yatırım” yapmak ya da olası bir soruna finansal bir “kaynak” ayırmak fuzuli bir iş olarak görülüyor

Bir gazeteci, ülkeyi ilgilendiren mevcut bir sorunu ya da olası felaketleri kaç kez yazabilir? İlgili kurumları kaç kez uyarabilir? Bir sorunu ya da o sorunun çözümüne yönelik bilimsel önerileri kaç kez hatırlatmak durumunda kalabilir? Biz dönüp dolaşıp aynı sorunları defalarca yazıyoruz. Depremi, selleri, kuraklığı, yok olan gölleri, kirlenen denizleri, eriyen buzulları, yanan ormanları, küresel ısınmanın, sıcak hava dalgasının nelere mal olacağını… Hemen her gün hatırlatıyoruz.

Mesela “Doğanın tahammülü kalmadı. Acil önlemler alınmadığı takdirde küresel ısınma dünyayı son derece olumsuz etkileyecek. Küresel sıcaklığın dramatik bir düzeyde artması, bazı ülkeler üzerinde yıkıcı etki yaratabilecek” gibi benzer cümleleri daha kaç kez yazmak zorundayız?

Sadece kendi gazetem küresel ısınma ve sonuçları üzerine 2 bin 318 haber yaptı. “Dünya eriyor” dedi, “Dünya alarm veriyor” diye uyardı. “1960 yılından sonra en şiddetli küresel ısınmayı yaşıyoruz. Sel felaketi, orman yangını gibi doğa olayları artacaktır” diyen uzman görüşlerini defalarca sayfalarına taşıdı. Buna rağmen kasıtlı ya da hangi gerekçeyle olursa olsun akıllara “bizde de olabilir, hazırlıklı mıyız?” sorusu hiç mi gelmiyor!

Sorunlar sürekli erteleniyor

Gelmiyor. Gelse de önemsenmiyor. Çünkü bizde ülkenin başına gelmesi muhtemel bir felaket için “önlem” almak, sorunların çözümüne yönelik projelere “yatırım” yapmak ya da olası bir soruna finansal bir “kaynak” ayırmak fuzuli bir iş olarak görüyor. Bürokrasi olasılıklardan hoşlanmıyor, günlük siyasete göre şekil alıyor. Tam da bu nedenlerle sorunlar sürekli erteleniyor ya da görmemezlikten geliniyor. Toplumsal bilinç olsa da kurumsal sorumluluğun olmadığı yerde başarı da olmuyor. Bu yüzden felaketlerin önüne geçilemiyor, bu yüzden felaketlerden “nemalanan” zihniyete teslim olunuyor. Kültürel miras yok sayılıyor. Bir gölün kurumasının, bir ormanın yanmasının, yıkımlarla, felaketlerle oluşan tahribatın aslında ülkeyi kaybetmek olduğu bilinmiyor. Felaketlere karşı toplumsal tepkiler oluşunca da hep yapıyormuş, ediyormuş, çözüm üretiyormuş gibi davranılıyor. Dolayısıyla yıllar içerisinde, bir dönem 19 yangın söndürme uçağıyla 176 yangına müdahale etmiş bir ülkede bugün neden uçak olmadığını da açıklayamıyoruz.

Her yangında bir genelge

1970’li yıllardan itibaren yangın haberlerine bakalım: Henüz küresel ısınmanın ne olduğunun bilinmediği yıllar. Kasıtlı orman yakanların ya da bir izmaritle koca bir ormanın yanmasına sebep olanların gazete sayfalarına düştüğü yıllar. 1961 Anayasası’nda yer alan “Orman suçları affedilemez” maddesi, partiler arası bir anlaşmayla kaldırılınca sonraki yıllarda rant için yakılan sayısız orman yangını 150, 500, 1 milyon hektar alanı kaybettik, diye başlayan haberlerle sürdürülüyor.

Her yangın iktidarların yönetim zafiyetinden, olası felaketi göremeyen bürokratlara uzanıyor.  Ormanları ranta çevirenlere ise hiç dokunulmuyor. Orman yangınlarıyla ilgili çıkarılan genelgeler de hep yangınlardan sonraya denk gelmekte. Ve hemen hepsi “Ormanlık alanlarda piknik yapılması yasaktır” ile başlayan genelgeler…

Önlenemeyen ütopya

Ve nihayet 2000’li yıllarda yangın söndürmede hava araçlarının zamanında hizmete girmesinden söz ediliyor; görevdeki 6 helikoptere 10 adet gövdeden su atan helikopter eklenmesinin planlandığı, C- 130 askerî nakliye uçağı tarafından kullanılmak üzere alevlere 10 ton yangın geciktirici kimyasal madde atabilen bir modülün ithal edileceği gibi süslü cümleler bir ütopya olarak kalıyor.

Başarı toplumsal bilinç ve kurumsal sorumluluk birlikte hareket ettiğinde var olur. Bunu başaramadığımız içindir ki yönetim kadroları yangınların seyircisi durumuna düşerken, halk yangına pet şişeleriyle müdahale etmek durumunda kalıyor. Sonuç: kazanan yok, ülke kaybetti!

Bürokrasinin felaket algısı: Önce olsun sonra bakarız

Günah keçisi aranıyor

Yanan ormanları kurtarma çabaları sürdürülürken, felaketi sabotaj, terör eylemi gibi göstererek teyit edilmemiş haberleri yayarak insanları ayrıştırmaya, bölmeye çalışanlar da oluyor. O kadar çok yalan haber yapıldı ki;

Sabotaj olduğunu “kanıtlamak” isteyenler helikopterden su yerine bir ateş topunun ormanlık alana isabetini gösteren video bir filmden alıntı.

Sosyal medyada belli bir hattı takip eden yangın videosunu yayınlayanlar, bunun uydularla gerçekleştirilmiş bir lazer saldırısı olduğunu öne sürdü. Görüntü ise yangını rüzgâra göre, yangınla söndürme çalışmasından ibaret.

Terör örgütü PKK’nın orman yangınlarını üstlendiği iddia edildi. Yalan! Videonun tarihi 2019.

Rusya’da bir benzin istasyonunda gerçekleşen patlamanın görseli Antalya’daki orman yangınının görseli, 2019 sonunda başlayan Avustralya yangınındaki bir görsel de Türkiye’ den gibi paylaşıldı.

İstanbul Adalar’da terör bağlantılı iki kişinin benzin bidonlarıyla “yakalandığı” iddiasının gerçeği yansıtmadığı bizzat yetkililer tarafından açıklandı.