Dünya kağıt üzerinde eriyor

TBMM Paris İklim Anlaşması’nı onayladı. İklim değişikliği ve uyum çalışmalarını ise “İklim Kanunu” kapsamında yürütmeye hazırlanıyor. Tam da bu nedenle asıl habercilik, haberin takibi şimdi başlıyor

Kâğıt üzerinde her şey güzel. Dünyayı iyileştirmek, sorunlara çözüm üretmek amacıyla kaleme alınan her şey; yasalar, yönetmelikler, kararnameler, bildiriler, raporlar, araştırmalarla daima umut verici olmuştur. Fakat meslek hayatım boyunca dünyayı iyileştirecek çözüm önerilerinin önemli bir bölümünün hep kâğıt üzerinde kaldığını gördüm. Öyle ki; öneri var, çözüm var, yasa var ama eylem yok! Bu nedenle sadece bizim değil, dünya siyasetinin de hak ihlalleriyle, açlıkla, küresel iklim krizleriyle, salgınlarla ilgili gündemi hiç değişmiyor. Haliyle medyanın da farklı zamanlarda benzer sorunları gündeme getirmesinin dışında bir rolü olmuyor. Belki de sorunlara ilişkin tespit, öneri ve çözüme yönelik politikaların dışında eylemin neden gerçekleşmediğini sorgulamalıyız.

Hatırlatmaya devam

Mesela Milliyet, son birkaç yıldır ağırlıklı olarak haberlerinin önemli bir bölümünü küresel iklim krizinin sonuçlarına ayırdı. Bilim çevrelerinin çözüm önerilerini manşetlerine taşıdı. Son olarak TBMM İklim Araştırma Komisyonu’nun raporuna büyük bir hassasiyetle sayfalarında yer verdi. Raporda yer alan iklim değişikliğiyle ilgili 96 tespit ve 384 çözüm önerisini küresel iklim değişikliği ve ısı adaları sonucu oluşan afetlerin, kent nüfusu ve altyapılarını yerle bir edecek etkilerine karşı alınacak önlemleri tek tek sıraladı.

Bunları elbette hatırlatmaya ve yazmaya da devam edeceğiz. Ama medya sorunu kamuoyuyla paylaşırken, çevre bilinci oluşan kamuoyuna karşı siyasetçilerin nasıl bir tutum sergilediğini de göz ardı etmemeli.

Söz var icraat yok!

Hatırlarsanız bundan birkaç yıl önce Avrupalı siyasetçilerin küresel iklim krizine yönelik tutumu, Avrupa Parlamentosu seçimlerinin sonuçlarını da hayli etkilemişti. Başta Almanya olmak üzere pek çok ülkede önemli ölçüde güç kazandığı anlaşılan Yeşiller hareketinin politikalarının merkez siyasette daha fazla telaffuz edilmeye başlanması gibi… Fakat çevreciler, icraat yerine meselenin hâlâ lafla geçiştirildiğini, Almanya dâhil bazı ülkelerin, konulan hedeflerin oldukça gerisinde yer aldığını hatırlatarak, “Köhnemiş ama güçlü lobisi olan endüstrilere ve çıkar gruplarına dokunmaya kimse cesaret edemiyor” görüşünde birleşti. Bugün Avrupa, çevre yasasını çevrecilerin baskılarıyla kâğıt üzerinde onayladı ama eylemlerin sonuçlarını değerlendirmek şimdilik mümkün değil. Zaten BBC çevre duyarlılığı gösteren ve iklim değişikliğine karşı savaşma sözü veren bazı hükümetlerin kapalı kapılar ardında ekonomilerini etkileme ihtimali olan her türlü değişikliğe karşı çıktığını belgeledi.

Dünya kağıt üzerinde eriyor

Milletvekilleri ilgisiz mi?

Türkiye için de durum aynı. Yaklaşık 10 yıl önce 2011’de TBMM Başkanlığı’na milletvekillerinin sunduğu araştırma önergelerinin önemli bir bölümü, nükleer santral, su kaynakları, kimyasal maddeler, baz istasyonları gibi çevre sorunlarına çözüm aranması istemini içeriyordu.

Buna rağmen “Teyit” sitesinde ekoloji, gıda güvenliği üzerine yazan Seçil Türkkan, 31 Ağustos’ta kaleme aldığı bir yazısında, “İklim krizinin milletvekillerinin yeterince gündeminde olmadığı”nı hatırlattı. Türkkan’ın bu yorumu, çeşitli araştırmaların bir çıkarımı. Meclis kayıtlarındaki soru önergesi ve kanun teklifleri, “iklim değişikliği, küresel iklim değişikliği, küresel ısınma, küresel ısıtma, iklim krizi” gibi anahtar kelimelerle incelendi. Bu araştırmaya göre, Meclis’in son 6 yılda doğrudan iklimle ilgili yürüttüğü faaliyetin sayısı yılda 12’den az. Nisan 2015-Nisan 2021’de konuyla ilgili Meclis’e toplam 62 soru önergesi verildi; 16’sı yanıtsız kaldı. 36’sı süresi geçtikten sonra, 10’u da zamanında yanıtlandı. TBMM Başkanlığı’na toplam 8 kanun teklifi ulaştı. 7’si kanunlaştı. Ama bunlar da uluslararası anlaşmaların uygun bulunmasına dair kanunlardı.

Medya icraatların da takipçisi olmalı

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Paris İklim Anlaşması’nı onayladı. Türkiye, iklim değişikliği ve uyum çalışmalarını bir bütün olarak çıkarılacak “İklim Kanunu” kapsamında yürütmeye hazırlanıyor. Tam da bu nedenle asıl habercilik, haberin takibi şimdi başlıyor. Türkiye’nin, iklim değişikliği karşısında somut adımlar atıp atmayacağı, Türkiye’nin karbon azaltım politikası gibi eylem planlarını hayata geçirip geçirememesi, medyanın yanıt bulması gereken sorular olmalı. Yani Türkiye küresel çevre kriziyle ilgili adım atmak konusunda istekli, ancak somut hedefler belirlemekten uzak olmamalı. Bugüne kadar iklim değişikliği kampanyalarının yaygınlaşmasında ve sonuç alınmasında somut öneri ve çözüm yollarının sunulmamasının etkileri ortada.

Dolayısıyla artık çevre sorunları üzerine soracağımız her soru yeni bir “yaşam” sunmalı.