İklim krizinde konuşulmayanlar

Medya devletlerin ve şirketlerin küresel iklim konusunda acil ve somut tavsiye ve yükümlülüklerini kamuoyuna hatırlatırken bu konuda adım atmayan devletlerin küresel iklimle ilgili insan hakları ihlallerini de görünür hale getirmeli

Dünya liderleri küresel iklim kriziyle ilgili yıllardır aynı şeyleri söylüyor. Glasgow’daki İklim Zirvesi’nde de yine tekrara düştüler. ABD diğer ülkelere elinden gelen desteği vermeye hazır olduğunu vurgularken, Çin ve Rusya’yı iklim konusunu terk etmekle suçladı. Fransa küresel sıcaklık artışının sınırlandırılması için öneride bulundu. Almanya 21. yüzyıl ortasına kadar Paris İklim Anlaşması’nın uygulanmasını istedi. Herkes bir diğerini “geç kalıyoruz” diye uyardı ama en önemli açıklama Birleşmiş Milletler’den geldi. “Kendi mezarımızı kazıyoruz” diyerek…

Dünya medyası, küresel iklim krizine yönelik dünya liderlerinin bu açıklamalarına yer verirken Uluslararası Af Örgütü’nün iklim krizinde devletlerin rolünü ortaya koyan raporunu yeterince değerlendiremedi ya da “yok” saydı. Oysa rapora göre “o mezar” aslında yoksul ülke halkları için çoktan kazılmış durumda. Küresel krizi, “köklü adaletsizliklerin bir tezahürü” olarak değerlendiren rapor, aynı zamanda yıllardır aynı sözleri veren dünya liderlerinin hiçbir şey yapmamasının çarpıcı sonuçlarını da ortaya koyuyor.

İklim krizinde konuşulmayanlar

İklim krizinin mağduru yoksul ülkeler

Rapora göre; iklim değişikliği, yapısal eşitsizlikler ve kökleşmiş uygulamalar nedeniyle veya kaynakları, gücü ve ayrıcalıkları adaletsiz bir şekilde dağıtan resmî politikalar sonucunda ötekileştirilen kişi ve grupları orantısız bir şekilde etkiliyor. Mesela birkaç yıl öncesine kadar iklime bağlı olaylar nedeniyle her yıl ortalama 20.88 milyon insanın, ülke içinde yerinden edilmesi gibi sorunlar aslında iklim değişikliğinin yol açtığı eşi benzeri görülmemiş bir insan hakları krizi yaratıyor. Devletlerin gereken adımları atmaması da insan hakları ihlali sayılıyor. Dolayısıyla Glasgow’daki İklim Zirvesi’nde dünya liderlerinin ne konuştuğunu yazarken neyi konuşmadığını da hatırlatmak zorundayız. Yani medya, sadece devletlerin ve şirketlerin acil ve somut tavsiye ve yükümlülüklerini kamuoyuna hatırlatırken bugüne kadar hep aynı sözleri veren ancak bu konuda hiçbir somut adım atmayan devletlerin küresel iklimin yol açtığı, ilgili insan hakları ihlallerini de tek tek sıralamalı. Milyonlarca insanın yaşam, su, gıda, barınma, sağlık, hijyen, yeterli yaşam standardı; çalışma, kalkınma, sağlıklı çevre, kültür ve kendi kaderini tayin hakları gibi insan haklarından ve ayrıca ayrımcılığa ve zalimane, insanlık dışı ve alçaltıcı muameleye maruz kalmama hakkı gibi haklardan yararlanmasının engellemesi gibi…

Yeni bir sömürgecilik biçimi

İklim alanında çalışanlara da önemli bir kaynak olacak rapora göre; iklim değişikliğinin doğurduğu sonuçlar bir ülke veya bir topluluğu etkilediğinde, bunların yol açtığı zincirleme etkiler insanların onurlu bir yaşam sürme hakkından faydalanabilmesini ciddi ölçüde engelleyebilir, özgürlükleri tehlikeye atabilir ve hatta birçok durumda halkların kültürel varlığını topyekûn tehlikeye sokabilir.

Rapor ayrıca, “Kadınlar, yerli halklar, engelliler, iklim felaketleri karşısında daha fazla risk altındadır” derken, iklim değişikliğinin bu grupları ve cinsiyet, sınıf, kast, ırk, azınlık statüsü, engellilik, yaş ve göç durumu temelinde ötekileştirilen diğer insanları nasıl etkilediğini açıklıyor. Ve daha da önemlisi, iklim değişikliği sadece sömürgeciliğin etkilerini sürdürmekle kalmıyor, aslında sömürge imparatorlukları kurmuş devletler ve geride bıraktıkları yerleşimci toplumlara dayanan devletler tarafından inşa edilen yeni bir atmosferik sömürgecilik biçimi yaratıyor. Bir yardım kuruluşu olan OXFAM da bunu doğruluyor. 2015’e kadar dünya nüfusunun en zengin yüzde 10’unun dünyadaki kümülatif karbon emisyonlarının yarısından fazlasından, en zengin yüzde 1’inin ise dünyanın daha yoksul yarısının toplamından iki kat daha fazla karbondioksit (CO2) salınımından sorumlu olduğunu kanıtlayarak.

Dolayısıyla medya, dünya liderlerinin küresel iklim krizinin çözümüne yönelik vaatlerinin takipçisi olurken, bu vaatleri yerine getirmeyen devlet ve şirketlerin insan hakları ihlallerini daha da görünür hale getirmek zorunda.