Sahtekârlığa övgü çağı

Sosyal medyanın; emeği, bilgiyi, gerçeği, doğru olanı hiçe sayması, medyayı da bozdu! Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin ödüllendirdiği fotoğrafın, başka bir gazeteciye ait olduğu anlaşıldı. Bu nedenle medya, kendi öz denetimini kurumsal düzeyde gerçekleştirmek zorunda

Bir modelin fotoğraflarını alıyorsunuz; yüz değiştirme programıyla kendi yüzünüzü o fotoğrafa yerleştirip kendi profiliniz, kendi pozunuzmuş gibi paylaşıyorsunuz. Sosyal medyada sahte hesaplar üzerine araştırma yaparken, bir süredir dikkatimi çeken bu sahtekârlık durumu, kullanıcıların; gerçek olanla yalan arasındaki algılarını ruhsal açıdan da hayli bozmuş görünüyor.

Örneğin sosyal medya kullanıcısı orta yaşın üzerinde bir kadın, Facebook profil fotoğraflarının tamamını bu yüz değiştirme programını kullanarak paylaşmış. Yani hesabın sahibi gerçek, ama fotoğrafları sahte! Bu sanal dünyada bir oyun olabilir, ama sorun da burada başlıyor. Bir süre sonra kullanıcı bu sahte fotoğraflarla içselleşiyor. Kullanıcı kendi mevcut gerçeğini o kadar yok sayıyor ki, deforme ettiği, üzerinde oynadığı fotoğraflara yapılan yüzlerce beğeni ve iltifata canı gönülden teşekkürler bile yağdırıyor.

Bir başka kullanıcı da yine internet üzerinden bulduğu yazıları, Facebook hesabından “Notlarımdan” diye paylaşıyor. Notlarımdan dediği için, takipçileri yazanın kendisi olduğunu sanarak beğenilerini sunuyor. Bu notlara tepki oluşur, paylaştığı görüş ya da düşüncenin saçmalığı dile getirilirse ancak o zaman “Bu bana ait bir yazı değil” deyip işin içinden sıyrılmaya çalışıyor.

Sahtekârlığa övgü çağı


Bu nasıl bir cüret!

Sosyal medyanın; emeği, bilgiyi, gerçeği, doğru olanı hiçe sayan bu pervasızlığı, medyayı da bozdu. Öyle ki; geçen hafta Türkiye Gazeteciler Cemiyeti benzer bir sahtekârlıkla sarsıldı. Yerel muhabir Reşat Yiğiz, başka bir gazeteciye ait bir fotoğrafla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ödüllerine başvuruda bulundu. Hasankeyf’te çekilen bu fotoğraf, en iyi haber fotoğrafı dalında başarı ödülünü alınca Journo, “Fotoğrafın Yiğiz’e değil, AFP muhabiri Bülent Kılıç’a ait olduğunu” hatırlatarak Cemiyet’i uyardı. Fotoğrafın gerçek sahibi Bülent Kılıç da bu olayı “Türkiye’de gazeteciliğin ne hâle düştüğünün nişanesidir” ifadeleriyle yorumladı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti de, 41 yıldır ilk kez bir etik ihlal ile karşılaştıklarını belirterek, Yiğiz’in aldığı ödülü iptal etmekle kalmadı, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne, meslek onuruna aykırı davrandığı, AFP’den Bülent Kılıç’ın emeğini hiçe saydığı ve kamuoyunu yanılttığı için, Yiğiz’i kesin ihraç talebiyle Onur Kurulu’na sevk etti.

Asıl soru: “Bir gazeteci kendisine ait olmayan, kendisinin yapmadığı bir haber ya da çekmediği bir fotoğrafla yarışmaya katılma cüretini nasıl gösterebilir?”

Medyada öz denetim şart

Sosyal medyanın yaygın olmadığı dönemlerde, okurlardan gelen eleştirilerin önemli bir bölümünü gazetelerde haber fotoğraflarının kime ait olduğu bilgisine yer verilmemesi oluştururdu. İhmalkârlık ve dikkatsizlik olarak geçiştirilemeyecek kadar önemli sayılabilecek bu konu, bugün başkalarına ait yazıları ya da fotoğrafları kendilerininmiş gibi kamuoyuyla paylaşmalarının da önünü açmış görünüyor.

Başarılı, takdir gören, beğenilen insan olmaya herkesin bir hevesi var ama çabası yok. Yeteneği olmayan herkes yazmak, çizmek, çekmek, tanınmak istiyor. Dolayısıyla ahlaki olarak, birikim ve seviye olarak, bu kişilerin mesleğe uygun olup olmadığına karar verecek mercilere ihtiyacımız var. Cemiyet doğru olanı yaptı. Bizim en önemli sorunumuz, iyi, kaliteli gazeteciler yetiştirmek olmalı. Tam da bu nedenle medya, kendi öz denetimini kurumsal düzeyde gerçekleştirmek zorunda olduğunun artık farkına varmalı. Aksi halde nasıl ki; sosyal medya bu tür insanların varlıklarını sahtekârlık üzerinden sürdürmelerine olanak sağlıyorsa, benzer davranışları maalesef medyada da görmek kaçınılmaz hale gelecek.