Toplumsal çürüme!

Medya; her türlü ahlaksızlığı meşrulaştıran, televizyon programlarına konu olan devasa boyuttaki toplumsal çürümeyi görmeyerek nasıl bir gelecek inşa edildiğinin bilincinde mi?

Eskiden hırsızlık, cinayet, fuhuş, ensest, şiddet gibi haberler toplumun geneline sirayet etmeyen hastalıklı, alt sınıftan küçük bir kesimin olağan ‘işleri’ gibi algılanırdı. Oysa bu tür toplumsal sorunlar patolojik kimliklerin yansımaları olduğu kadar, ekonomik, siyasi, kültürel değerlerle beslenen bir toplumun nasıl şekillendiğinin de ciddi bir göstergesi.

Bir süredir toplum olarak nereye doğru yol aldığımızı mesleğinde başarılı dört kadın meslektaşımı; Müge Anlı, Esra Erol, Didem Arslan Yılmaz ve Serap Paköz’ü izleyerek anlamaya çalışıyorum. Onlar sadece birer sunucu değil. Televizyon ekranlarında her birinin programı; Türkiye’nin toplumsal kimliğini gözler önüne seriyor. Ve her biri, toplumun nereye doğru yol aldığının dehşet verici örnekleriyle dolu. Öyle ki; bütün ahlaki değerlerini yitirmiş, birbirleriyle yüz göz olmuş, terbiye sınırlarını aşan aile, sevgi, gibi kavramları yerle bir etmiş, cehaletin hüküm sürdüğü yığınla insan hikâyeleri…

Çirkin ilişkiler meşrulaştırıldı

Mesela 19 yaşında genç bir kadın, sosyal medyada tanıştığı evli, üç çocuklu, işsiz güçsüz bir adamın evine yerleşiyor. Bu eylemi de “sevgi” olarak açıklıyor. Adamın anası, babası, eşi ve çocuklarının gözünün önünde, aynı evde birlikte olmayı hep beraber ailece meşrulaştırıyorlar. Ve onlar gibi yüz binlerce aynı aileler, benzer hayatlar.

Kaybolan ya da cinayete kurban giden ya da evini, barkını çocuklarını terk edenlerin yakınları, yetkili mercilerin ilgisiz kaldığı sorunlarını ekranlara taşıyor, çözüleceğine inanarak. Haksız da sayılmazlar. Bu programlardan birinde sahte evlilik çetesi çökertiliyorsa, bir diğerinde cinayetler çözülüyor. Ve her biri hukukçularıyla, psikologlarıyla erkek şiddetinden kaçıp başka bir erkeğe sığınan; kumalığı, imam nikâhını kabul eden yüzlerce kadına, erkeğe ve aslında onların izleyicisi milyonlarca benzer hayat yaşayan insanlara bu tür ilişkilerin çirkinliğini anlatıp yol gösteriyor, azarlıyor, olmadı çözüm üretiyorlar.

Ciddi haber peşinde bir medya

Emniyetin, savcılığın, yargının, adaletin, kurumların, kadın örgütlerinin yapamadığını bu dört kadın başarıyor. Dolayısıyla Müge Anlı, Esra Erol, Didem Arslan Yılmaz ve Serap Paköz kimliğini yitirmiş, utanma duygusunu kaybetmiş bu kadınların ve erkeklerin dünyasını bize sadece teşhir etmekle kalmıyor. Kendi yaşamsal sorunlarına her türlü ahlaksızlığı meşrulaştırarak çözüm ürettiklerini sanan ve aynı perdeden bakan milyonlarca insanla bir Türkiye gerçeğini de ortaya koyuyorlar. Sorun şu ki bu dört programın milyonlarca takipçisinden gelen yorumlar da hayli vahim. İnsan bozuldukça kötülük, bayağılık ve ahlaksızlık da giderek normalleşiyor.

Bu toplumsal çürüme sizce bugüne kadar kaç “ciddi” gazetecinin köşesine konu oldu? Medya, bu televizyon programlarına konu olan, seviyesi hayli düşük bu insan profillerini görmeyerek, burun kıvırarak, bu devasa boyuttaki çarpık ilişkilerin üzerini kapatarak ya da satır aralarına sıkıştırarak sizce nasıl bir gelecek inşa edildiğinin bilincinde mi? Sadece siyaset ya da küresel sorunları yazınca toplumsal iyileşme olmuyor. Aksine görmemezliğe geldiğimiz toplumsal çürüme giderek büyüyor. Bu yüzden “toplumsal iyileşmeyi nasıl sağlarız?” sorusuna da yanıt vermek giderek zorlaşıyor. Yani bu ülkede toplumsal sorun demek, sadece kadınların öldürülmeleri değil, kurumsallaşan zihniyet sayesinde değerlerimiz de yok oluyor. Aile gibi, ahlak gibi, utanma gibi…