Belma Akçura

Belma Akçura

bakcura@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Dünyanın sonunu hazırlayanların yarattığı gündem hiç değişmiyor. İnsanlık aynı oyunun; siyasi ve ekonomik hesaplaşmaların, tehditlerin, kavgaların, restleşmelerin içine düşüyor. Üstelik dünyanın küresel bir iklim felaketiyle yok olacağının, geri sayımın başladığının bilincinde oldukları halde.

Kötü olan iki şeyden birini seçmek zorunda kalanlar için söylenir: Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık!

Einstein’dan sonra adını bilim dünyasına yazdıran fizikçi Stephen Hawking, birkaç yıl önce, insanlığın büyük bir yıkımdan kurtulması için zamanın daraldığını, dünyanın yüz yıllık bir ömrü kaldığını, uzaya yayılmanın bizi kendimizden kurtarabilecek tek şey olduğunu hatırlattı ve şöyle dedi: “Yeryüzü o kadar çok yönden tehdit altında bulunuyor ki, benim için iyimser olmak çok zor.”

Haberin Devamı

Bu iyimserliği kaybeden sadece bilim dünyası değil. Birçok ülke dünyadan vazgeçmiş durumda. Öyle ki; Mars’ta, olmadı başka gezegenlerde yeni bir yaşam için uzayın derinliklerinde teknolojinin sınırlarını zorluyor, yapay zekâ ve muazzam büyüklükteki yatırımlarla dünyadan kaçışa hazırlanıyorlar. İki yıldır daha kaynağını keşfedemedikleri bir salgın yüzünden dünyayı eve hapseden süper devletler, uzayın keşfine katrilyonlar harcıyor, kendi aralarında “uzayın efendisi” kim olacak savaşını veriyorlar.

Yukarı bakma Aşağıya bak

***

Buna karşın aşağıda durum hayli trajikomik. Dünyanın sonunu hazırlayanların yarattığı gündem hiç değişmiyor. Dünya kamuoyunu; İngiltere Kraliçesi’nin tahtını kime bırakacağı, Rusya’nın savaş açıp açmayacağı, ABD’nin politikaları, Çin’in ekonomisiyle oyalıyorlar. Ve insanlık her defasında aynı oyunun içine düşüyor: Günlük politikalar üzerinden şekillenen siyasi ve ekonomik hesaplaşmaların, tehditlerin, kavgaların, restleşmelerin…

Yani “aşağıda” daha büyük bir kavga var. Dünyadan 1 milyon türün yok oluşu, yangın, sel gibi felaketlerin artması, milyarlarca insanın göçü, yıkımı ve açlıkla boğuşması, bu devletlerin umurunda değil! Üstelik dünyanın giderek daha büyük felakete sürüklediğinin, küresel bir iklim felaketiyle yok olacağının, geri sayımın başladığının bilincinde oldukları halde.

Haberin Devamı

***

Çünkü söyleyecek sözü olanların, dinleyicisinin olmadığı bir dünyada yaşıyoruz… Sorunu yok sayan, çarpıtan, görmezden gelen, reddeden, küçümseyen bir dünyada… İklim bilimcilerin dediği gibi; belli ki felaketlere olmadan inanmak insanın “çalışma şekli” değil. Gökbilimciler daha şanslı. Onlar felaketi daha görünür daha hızlı kılıyorlar. Kendi paçasını toplayamayan dünyaya, mesela kuyruklu bir yıldız gelip çarparsa ne olurdu, diye soruyorlar. Yanıt, felaketler karşısında insanların tepkilerini tecrübe edinmiş iklim bilimcilerden geliyor: “Don’t Look Up” (Yukarı Bakma) filminde ne oluyorsa o olurdu, oluyor da...

***

Son dönemde iklim bilimcilerin favorisi haline gelen film, düşük profilli iki gökbilimcinin kuyruklu bir yıldızın altı ay sonra dünyaya çarpacağını fark etmeleriyle başlar. Politikacıları, medyayı ve halkı uyarırlar ama nafile! Bilim çaresiz kalır, siyaset bu felaketten rant elde etmenin peşine düşer, basın ciddiye almaz, halk panikler. Sonuç; kuyruklu yıldız çarpar ve dünya yok olur. “Elon Musk” gibi zenginler uzaya gider ama onlar da orada “kurda kuşa” yem olurlar. Dolayısıyla insanlığın dünyanın yok oluşuna verdiği tepkiyi ortaya koyması bakımından son derece önemli bir film.

Haberin Devamı

Yukarı bakma Aşağıya bak

Çevre bilimci yazar Peter Kalmus, The Guardian’daki makalesinde; “Yukarı Bakma” filminin bir hiciv içerdiğini, ama toplumun ürkütücü tepkisini gösteren en doğru film olduğunu belirterek, şöyle diyor: “Film aslında dünyaya çarpacak bir kuyruklu yıldıza insanlığın nasıl tepki verdiğini anlatmıyor. Film günümüzde daha gerçekçi bir soruna, insanlığın gezegenimizi yok eden iklim krizine bugün nasıl tepki verdiği ile de ilgili.”

Yani filmde olan şey şu anda zaten yaşanıyor: Kalmus’a göre; “Bugün mevcut ve kötüleşen iklim tehlikesine rağmen, bazı siyasi oluşumların bunun hâlâ bir aldatmaca olduğunu söylemesi, dünya liderlerinin iklimin ‘insanlık için varoluşsal bir tehdit’ olduğunu söylerken, fosil yakıt endüstrisine hâlâ büyük sübvansiyonlar sağlaması, işletmelerin gezegeni kurtarmanın ekonomik olup olmadığını tartışması, iklim haberlerinin gölgelenmesi ve milyarderlerin insanlığın sadece Mars’a taşınabileceğine dair absürt fantezilerini satması, dünyanın yok oluşuna nasıl tepki gösterdiğinin en belirgin işaretleri...

***

İnsanlığı elbette bilim kurtaracak. Uzay araştırmaları bu nedenle çok değerli. Ama yaşadığımız gezegeni kurtarmak için kılını kıpırdatmayanlar, dünyanın yok oluşuna seyirci kalıyor. Tam da bu nedenle “Siyasi kazançlar, kurumsal açgözlülükler ve mutlak aptallıklar yüzünden yaklaşan kıyamet çok daha erken gelecek” diyen de bilim insanları.

Dünyada olduğu gibi bizde de durum farklı değil. Medya ve bilim insanları iklimsel felaketler için “önlem” almanın, sorunların çözümüne yönelik projelere “yatırım” yapmanın önemini hatırlatsa da sel baskınlarıyla, orman yangınlarıyla başa çıkamadık. Hep bir sorumlu arandı, her kurum bir diğerini suçladı, mevsimine uygun yağan bir kara dahi yenik düştük. Şimdi de olası bir deprem felaketi kapıda bekliyor. Buna rağmen bizim de gözümüz yukarıda! Üstelik Mars’a gitmek için başvuranlar arasında Türkiye birinci sırada...

Nedenini hiç düşündünüz mü?