Aşırı şefkat muhatabına zulümdür

Hülya Hanım 8 yaşındaki oğlu Emre’yi gözünden bile sakınıyor. Onun yapması gereken her şeyi onun adına yapıyor, okulda yaşadığı minik tartışmalara bile müdahil oluyor, arkadaşlarıyla yaşadığı sorunlarda, tek tek arkadaşları ve hatta öğretmenleriyle konuşup sorunların çözümünü sağlıyor. Emre için hayat güzel, hayat onun için sadece keyiften ibaret. Bir diğer senaryoda ise, Hilal Hanım, ilişkilerinin başında eşi için her şeyi yapıyor, aman o yorulmasın, aman ilişkileri sıkıntıya girmesin diye evin küçük büyük tüm sorumluluklarını üzerine alıyor. Birisi ona, “Neden kendini bu kadar yoruyorsun?” diye sorsa muhtemelen cevabı, “Ne var ki, elime mi yapışacak!” olabilirdi.

Aşırı şefkat muhatabına zulümdür

Bu iki senaryoda da ortak olan noktalar var; bir koruyucular, bir de korunanlar. İnsanın sevdiği ve şefkat gösterdiği kimseleri koruması çok normaldir. Ancak bu koruma güdümüz olması gerekenden fazla bir noktaya geldiği zaman, hem koruyucuyu tüketir hem de korunanın gelişmesini engeller. Gelin beraber iki cepheden de bakalım:

Bir insan neden kendini hırpalarcasına başka birisine adar kendisini? Özel durumlarda bunu sadece sevgiyle açıklayabiliriz. Mesela karşımızdaki insanın bakıma muhtaç olması, kendi başına idare edemeyecek kadar hasta olması. Ama bunun haricinde, karşı tarafın ihtiyacından çok daha fazla ilgi genelde kişinin kendisinde eksik olanın telafisiyle ilgili olabilir. Hülya Hanım’ı göz önüne alalım. Belki kendi çocukluğunda yaşayamadığı ilgiyi çocuğuna göstermek istiyordur ama burada ölçüyü tutturamamıştır. Belki evliliğinde hissettiği duygusal eksikliği çocuğuyla kurduğu ilişkiyle doldurmak istiyordur. Peki, Hilal Hanım? Belki daha önceki ilişkilerinde yaşadığı hayal kırıklıklarını yaşamamak ve kaybetmemek için ya da birisinin onu sevmesinin sadece ona hizmet ederek sağlanabileceğini zannettiği için karşısındaki insana kendini tüketecek kadar hizmet ediyordur.

Peki, korunan tarafta neler oluyor? İşte burası birazcık ilginç. Normalde aşırı şefkat gösteren tarafın en büyük gerekçesi karşı tarafa iyilik yaptığını zannetmesi oluyor. Ama durum tam tersi. Diyelim ki çocuğunuza bu şekilde yaklaşıyorsunuz. Çocuğunuzun kendine güveni siz varken gayet üst düzeyde görünebilir. Ancak siz olmadığınız zamanlarda küçük aksaklıklarda bile ciddi hayal kırıklıkları ve öz güvensizlik yaşayabiliyor. Neden? Çünkü daha önce en küçük problemleri bile çözmeyi öğrenemedi. Onun adına her şeyi siz çözdünüz. Bir diğer sorun da şu: Sizin ona gösterdiğiniz ilgi ve değer toplumsal anlamda alabileceğinin kat kat üstünde. Ya da yaptığı hatalarda ona hatalı olduğunu söylemediğiniz için yaptığı her şeyi doğru zannediyor. Bu durum da çocuk hayatın içine dâhil olduğunda, hep ben haklıyım diyerek uyumsuzluklar yaşamasına ya da insanlar benim değerimi bilmiyor deyip içe çekilmesine neden olabilir.

Gelelim ilişkilere. Seven insanların birbirine destek olması harika bir şey. Zaten ilişkilerin en güzel tarafı da bu değil mi? Ekip olabilmek. Ancak bir ilişkinin sağlıklı ve sürekli olabilmesi için, sorumlulukların dengeli dağılması gerekir. Ama siz karşı tarafın da yapması gereken şeyleri üzerinize alırsanız, karşı taraf bundan şikâyet etmeyecektir ve alışacaktır. Aslında onun ilişki içinde kendini geliştirmesine iyilik yaparak engel olmuş olacaksınız. Böyle bir ilişkide günün birinde her şeyi ben yapıyorum diye isyan edince, bunu sen yaptın cevabı bile almanız muhtemeldir.

Sonuç olarak, aşırı şefkat karşı tarafın gelişmesini, gerçekçi benlik geliştirmesini, sorumluluklar almasını engeller. İnsanların sorumluluklarını alması ve zorluklarla baş edebilmesi için yapabileceğimiz en iyi şey, yanındayım mesajı vermektir, onun adına sorumlulukları üstlenmek değil.

Kendine iyi davran, görüşmek üzere...