Her şeye rağmen umutlu olmak

Gün geçmiyor ki, gündemimizde canımızı sıkmayan bir olay olsun. Neredeyse her zaman toplumsal anlamda bizi üzecek olaylarla karşılaşıyoruz. Bir de uzun süredir pandeminin psikolojik etkileriyle baş etmeye çalışırken yangınlar moralimizi iyice bozdu. Bu kadar olumsuzluğun ardından, insanlardan en çok                 duyduğum şey, “Artık umudumuzu kaybettik” cümlesi olmaya başladı. Bu yazımda insanın en önemli ihtiyacı umuttan ve umudu canlı tutabilmenin yollarından bahsedeceğim.

1950’li yıllarda Amerika’lı Psikobiyolog Dr. Curt Richter, su sıcaklığının canlıların üzerindeki etkisini araştırmak için farelerle bir deney yapmaya karar verir. Deneydeki fareler, tırmanıp çıkamayacakları derinlikteki su dolu camdan bir tüpün içine atılır. Hatta farelerin suyun üstünde süzülüp dinlenmelerini engellemek için böyle durumlarda onlara su püskürten bir sistem bile vardı deneyde.  Suya atılan farelerin çok büyük bir kısmı 15 dakikadan kısa bir süre içerisinde hayatını kaybeder. Farelerin çok az bir kısmı ise çok dirençli çıkar ve 60 saatin üstünde suyla mücadele etmeyi başarır. Bu durum Dr. Richter’ın ilgisini çeker ve deneyini değiştirmeye karar verir.

Yeni deney düzeneğinde, fareler bu sefer iki gruba ayrıldı. Birinci grup bir önceki seferde olduğu gibi direkt suyun içine atıldı ve sonuçlar benzer oldu. Farelerin çok az kısmı uzun süre direniyordu. İkinci grup ise suyun içine atılmadan önce bir kutunun içine konuldular, sonrasında ise suyun içine atıldılar. Suyun içinde tam kendilerini bırakıp ölüme teslim olacakken, deney görevlileri fareleri sudan çıkardılar. Bu işlemi birkaç kere tekrar ettikten sonra en sonunda fareleri tekrar suya attılar ve hiçbirini çıkarmadılar. Fakat bu sefer çok ilginç bir şey oldu, neredeyse farelerin hepsi 60 saatin üzerinde suya karşı direnç gösterdiler.

Bu deney defalarca tekrarlansa da sonuç aynı oldu. Daha önce kurtarılan fareler sonrasında hep uzun süre mücadele ettiler. Öncesinde 15 dakika içinde pes eden farelerle 60 saat mücadele edenler arasında hiçbir farklılık yoktu. İşte burada tüm canlılar için geçerli olan birşeyi öğreniyoruz; umut hayat mücadelemizde en büyük motivasyon kaynağımız ve aslında tamamen bir inanç meselesi. Yani sen bir şekilde daha güzel günler görebileceğine inanıyorsan, hayat içerisinde sana göz kırpan güzellikleri, umut işaretlerini fark ediyorsun. Ama umudunu kaybetmeyi tercih ettiğinde, hayat sana sadece daha çok umutsuzluk vadediyor ve hep karanlık tarafı görmeye başlıyorsun.

Umut bir tercihse, bunu hayatında nasıl uygulayabilirsin? İlk olarak yüzmeyi seçeceğin denizi belirlemek en önemlisidir. Attığın kulaçların seni ileriye götürdüğü denizler mi yoksa her dalgayla beraber yolunu yönünü kaybettiğin, biçare hissettiğin denizler mi? Seçtiğimiz denizler kontrol alanımızı temsil ediyor. Eğer dikkatimizi kontrol edebileceğimiz şeylere verirsek, gücümüzün bir işe yaradığını hissederiz, aksi halde çaresizlik kaçınılmaz olur.

İçinde olduğumuz kocaman dünya hiç adil bir yer değil. Her saniye dünyanın bir yerinde acı dolu olaylar yaşanıyor. Ve senin dikkatin bu taraftaysa her zaman üzülmek için mazeretin olacaktır. Ama ben küçük dünya kavramına inanıyorum. Hepimizin küçük dünyaları var, direkt temas edebildiğimiz, hayatları üzerinde etki edebildiğimiz canlılar. Enerjimizi fayda sağlayabileceğimiz bu dünyaya çevirirsek, umudu hep canlı tutmanın daha kolay olduğunu fark edeceksiniz.

Kendine iyi davran, görüşmek üzere…