Mert dayanır...

Milliyet’le Başbakan yaşıt sayılır. Aralarında 4 yaş var. Erdoğan gençken Milliyet’i görür müydü bilmem, ama Milliyet, Erdoğan’a...

Milliyet’le Başbakan yaşıt sayılır. Aralarında 4 yaş var. Erdoğan gençken Milliyet’i görür müydü bilmem, ama Milliyet, Erdoğan’a gelene dek çok başbakan gördü.
Çoğu, muhalefet sevmezdi. Karşıt fikirden hazzetmezdi.
İktidara geldiklerinde ifade hürriyetinden, basın özgürlüğünden dem vurur, işler biraz sarpa sardı mı, “Basın bana karşı” paranoyasına kapılıp saldırganlaşırlardı.
* * *
Daha Erdoğan’ın Kasımpaşa’da ilkokula başladığı zamanlarda Çetin Altan, Meclis’i baskı altına alıp gençlerin üzerine ateş açtıran iktidarın zulmüne karşı isyanını Milliyet’teki tek cümlelik tarihi yazısıyla dile getirmişti:
“Bugün canım yazı yazmak istemiyor.”
O zulmü yapan Başbakan devrilip insafsızca idama yollandığında, askeri yönetimin baskısına direnerek darağacının fotoğrafını basmayan da yine Milliyet olmuştu.
Erdoğan’ın sahalarda top koşturduğu 70’lerde bu gazetenin yazarları fikre tahammülsüzlük cehenneminde bir yandan sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanıyor, bir yandan da kan gölünde sağ kalmaya çalışıyorlardı.
Sonunda o tahammülsüzlük, bu gazetenin genel yayın yönetmenini, başyazarını kurşunların hedefi haline getirdi.
Muhalifin, canıyla bedel ödediği ülkedir Türkiye...
Ve o bedeli en pahalı ödemişlerden biridir Milliyet...
Erdoğan, işte böyle bir gazetenin yazarına “Bedelini ağır ödeyeceksin” diyor; bir diğerini namertlikle suçluyor.
* * *
Kendisi de iktidara geldiğinde basının kredisinden yararlanmış, pembe manşetlerden payını almıştı.
Sonra her iktidarın ananevi formülü işledi:
Balayı bitince makyaj aktı.
Hatalar çoğaldıkça tahammül azaldı.
Eleştiri arttıkça, öfke kabardı.
Başbakan önce “köşe yazarına hâkim olamayan” medya patronlarına “Bizim dükkânda sana yer yok” demelerini tavsiye etti. Demeyenleri sermayesinden etti.
“Dükkândakiler”in yine de susmadıklarını görünce de şahsen taarruz etti:
İlkin, ÖSYM skandalının yılmaz takipçisi Abbas Güçlü’yü “Bedelini çok ağır ödeyecek” diye tehdit etti.
Ardından da Nuray Mert’in bir yorumuna bozulup (“Güya bayansın” dipnotu eşliğinde) “Bu mertlik değil, namertliktir; izansızlık, densizliktir” dedi.
Bu arada hızını alamayıp, İngiliz The Economist dergisine de seçimde CHP’yi adres gösterdi diye “Ey Economist” diye ayar vermeyi ihmal etmedi.
Bizden uyarması:
Economist yorumcuları yazdıklarına dikkat etmezlerse, yakında o dükkânda kendilerine yer bulamayabilirler!
* * *
“Economist ‘AK Parti’ye oy verin’ dese, buna da karşı çıkardık” diyor Erdoğan; aynı derginin 2007’de AKP’ye destek verdiğinde hükümetçe pek sevildiğini unutmuş görünüyor.
Mazlum durumda olduklarında Nuray Mert’in laik kesimi kızdıran desteğini de bilmezden geliyor.
Ama Nuray çetin cevizdir; “Mert dayanır...” atasözünün delili gibidir.
Zaten bu gazetenin kapısından giren yazarlar, bahsettiğim tarihin ağırlığını sırtlarında taşır, yazdıkları her satırın bedelini ağır ödeyebileceklerini bilirler.
Ama yine tarihte kayıtlı bir hakkaniyete güvenirler:
Güç kullanıp bedel ödetenler geçip gitmiştir; güce boyun eğmeyen köşeler sabittir.