HAYAT ÖĞRETİYOR MU ACABA

Bir öğretmenler günü daha geldi geçti. Hangi öğretmene sorsam hatırını, hepsi dertli. Müfredattan şikayetçi olanlar, öğrencilere kızanlar, velilerden bunalanlar, atama bekleyip umutsuzluğa kapılanlar…

Ne korkardık eskiden hocalardan, ne kızardık onlara. Şimdi hoca profili de değişti her şey gibi. Ne diyordu şarkıda; Biz büyüdük ve kirlendi dünya!

Geçenlerde bir muhabbet esnasında, ‘Herşeyi de biliyorsun anne ya, seni öğretmenlerin de ne çok şey öğretmiş’ dedi oğlum. ‘Öğretmenlerim de iyiydi ama çok şeyi de hayat öğretti ‘dedim, gözlerim uzaklara dalarak. Oysa onun durmaya pek niyeti yoktu; “Peki hayat, her şeyi öğretiyor mu anne ?”

Anaaaamm, hadi bakalım cevapla! Cevaplarken mantıklı ol, çocuğun kafasını karıştırma! Herşeyi dümdük doğru anlatacağım diye saçmalama! Hayatın sırrını çözmüş gibi de davranma! Eee, o zaman ne cevap vereceğim şimdi ben ona ?

Mesela başım dik, bütün dünya benimmişçesine yürümeyi babamdan öğrendim mi diyeceğim şimdi. Kötü kalpli insanların, korkunç canavarların sadece masallarda olmadığını hayatın öğrettiğini söyleyecek miyim ona? Dünyaya tek başıma meydan okumaya çalıştığımı çocukken, kalabalıklarla birlikte hareket etmek gerektiğini düşündüğümü şimdi ise asıl duruşun, kalabalıklara karşı olması gerektiğini öğrendiğimi mi anlatayım? Ne söyleyeceğim şimdi oğluma; Kalbim acısa da, içim yansa da dünyanın dönmeyi durmadığını mı öğrendiğimi mi yoksa  tek canla bu bölüme kadar iyi geldim valla dediğimi mi?

O değil de şöyle bir düşününce, hayatın tanıdığım tüm öğretmenlerden daha katı bir öğretmen olduğunu öğrendim. Lisedeki Serap hocam, üniversitedeki Kamil hocam itiraf ediyorum,  sizden bile katıymış hayat, öğretiyormuş işte döve döve, söve söve.   Bazen bir tepem atıyor, ellerimi belime koyup; “Eh be, hayat mısın nesin; Vurdun, kırdın, acıttın, büyüttün, eğittin, gösterdin- daha ne istiyorsun benden, bıktım senden” demek geliyor ama tamam kabul ediyorum, yemiyor. Hayır, ondan gelebilecek ters bir kroşeye gücüm yok, nakavt olacak göz de bende yok!

Hayatın, insanların türlü türlü gidebildiklerini öğrettiğini söyleyebilirim bak; Bazıları burunlarının dikine, bazıları cehennemin dibine. Ben ikisine de ara ara gidiyorum mesela. Hee kalmak isteyenler için de yerim mevcut; Başımın üstü de ayağımın altı da müsait, kim-hangisini isterse. Zaten bu aralardaki suskunluğum asaletimden falan değil, bıktım laf anlatmaktan. Bölük pörçük öfkelerimi, kırık dökük hüzünlerimi toplayıp tıktım suskunluklarıma. İyiymiş böyle, seni duymak istemeyene ne kadar bağırsan da çağırsan da nafile. Öğrenmeye devam ediyorum ben hala, bu kez öğreten hayatın ta kendisi ama. 7 yaşında girip 70 yaşında çıkamadığın en büyük okul o aslında. Ne mi öğretir, çok şeyi, her şeyi. Önce alışmayı öğretir mesela. Sonra alıştığından ayrı koyar, özlemeyi öğretir. Sevmeyi sevilmeyi, bir gün ağlıyorsak bir gün gülmeyi. İnatla devam etmeyi öğretir, kırılıp yıkılsan da yeniden başlamayı. Aynı gökyüzü altında postmodern bir direniştir yaşamak; Direnmeyi öğretir işte hayat!

Öğretmenler Gününüz Kutlu Olsun,

Hayat! senin de! :)     

Boji;

Mahallenin, semtin köpekleri olur hani, senin değildir ama sana aittir. Arar gözlerin gelip geçerken, sevinirsin gördüğünde. Bir tatlı huzur kaplar içini. Boji de onlardan biri yalnız mahallenin, sentin değil koskoca bir şehrin, dev bir metropolün, İstanbul’un köpeği. Kangal ve çoban köpeği kırması olan Boji, toplu taşımayla İstanbul'da ilçe ilçe gezmesi nedeniyle tanındı. Metroya bindiğinde boji alanında uyukladığı için ismi Boji oldu. Fotoğrafları çekildi, sosyal medyada tanındı. Ünü, şehri hatta ülkeyi aştı, Avrupa’ya taştı. 18 Ağustos 2021 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Boji'ye takılan mikroçip sayesinde Boji'nin bir gün içinde iki yaka arası da dahil olmak üzere 29 durak gezdiği tespit edildi. Durmuyordu Boji, geziyordu da geziyordu amacı neydi kimse bilmiyordu. Ama herkes onu merak ediyor, rotasını ilgiyle takip ediyordu.

Tabi ki her ilgi çeken şeyin kıskananı, çamur atanı, yalan denizinde boğmaya çalışanı vardır ve nihayet Boji de bundan nasibini almıştır. Sosyal medyada; ‘Toplu taşımada, hayvan istemiyoruz” paylaşımlarıyla başlayan rahatsızlık en son “İBB'nin kadrolu köpeği Boji, tramvaya pisledi” iftirasına kadar vardı. Bu çirkin iftira sonrası İBB, yayınladığı video ile tramvaya kaka koyan vatandaşın görüntülerini paylaştı. Masum bir köpeğe bile bu iftirayı atabilen biri, insanlara neler yapar, akıl almıyor. Bu ahlaksız kişinin kim olduğu, ne iş yaptığı, dahası bir ruh hastası mı, bir hayvan düşmanı mı ya da gerçekten de sırf belediyeyi kötü duruma düşürmeye çalışan bir parti sempatizanı mı bilmiyorum. Bilmek istediğim, biz ne ara bu kadar kötü olduk, ne ara vicdanımızı kaybettik, insanlığımızı terk ettik?

Bu ülkede kadınlardan, çocuklardan, ağaçlardan özür dilemiştik. Bir köpekler kalmıştı, taciz edilmeyen onu da maalesef listeye ekledik!

Affet bizi Boji! Bu millet inan eskiden böyle değildi. Bizi kıskanan dış mihrakların galiba nazarı değdi!

…………………………………………*……………………………………………………….

Tek Dişi Kalmış Canavar

Sadece dışarıda değil evimizin içinde de güvenliğimiz tehlikede!

Elimizdeki telefon, evimizdeki kamera, robot süpürge, akıllı ev aletleriyle mahremiyetimiz siber korsanların elinde!

Çocukluk hayalimizdi, ileri teknolojiye dayalı hayat. İzlediğimiz uzay filmlerinden olsa gerek müthiş geliyordu kulağa, tek tuşla hayatı idame ettirmek. Ses ile açılan lambalardan, panjurlardan ev dışından bile harekete geçen ısınma sistemine, Wi-Fi kontrollü kahve makinalarından bebek kameralarına her şey dijital ortamda. İnternetten yürüyor artık hayat, hal böyle olunca siber korsanlar, hackerlar için ortama sızmak ve çalmak gayet rahat.  Mobil uygulamalarla kredi kartlarımızın kopyalanmasından evin içine dahi girebilmeye kadar gelen bir süreçteyiz ve üzülerek söylüyorum ki güvende değiliz.

Geçenlerde Amerika’da yaşanan bir olay, durumun vehametini gözler önüne seriyor. Mississipi’de 8 yaşındaki çocuğun güvenliği için ailesi tarafından odaya yerleştirilen kamera, bir siber korsan tarafından ele geçirilmiş. Siber korsan, kendisinin en yakın arkadaşı ve noel baba olduğu konusunda küçük kızı ikna etmeye çalışmış. Bu durumun ne kadar ileriye ve tehlikeli boyutlara varacağını düşünmek bile sinir bozar, insanı resmen paronayak yapar. Zaten Mehmet Akif Ersoy da yıllar önce söylemişti; ‘Medeniyet dediğin, tek dişi kalmış canavar!’

………………………………………*…………………………………………………………….

HAFTANIN EN’LERİ;

Haftanın En Herkesi İlgilendiren Kararı; Fahri trafik müfettişlerinin resim çekmek ya da yayınlamak zorunda olmadığına bu sebeple fahri müfettiş tarafından tutulan tutanaklara da resim iliştirmek gerekmediğine ilişkin karar, arabası olan herkesi ilgilendiriyor haliyle. Tutanaklara resim-fotoğraf iliştirmeyince, şoförler tarafından yapılan itirazların çoğu, delil olmadığına ilişkindi ve kabul ediliyordu. Oysa Anayasa Mahkemesi tarafından da verilen kararla kişisel Bilgilerin Korunmasın İlişkin Kanun gereği fahri trafik müfettişlerinin tuttukları tutanağa resim çekmesine gerek olmadığı hükme bağlandı. Yani dikkat edin, trafik polisleri her yerde; aslisi de fahrisi de…

Haftanın Sanat Aşkı; 1970 yılında intihar eden Mark Rothko’nun ‘No:7’ isimli eserinin 82,5 milyon dolara alıcı bulması oldu. Hayattayken büyük yoksulluk ve sefalet çeken Rothko, kıymetinin, yıllar sonra bu kadar anlaşılacağını bilseydi ne yapardı acaba ? Aramızda kalsın da ben bu sürrealist resimlerden pek anlamıyorum ondan olsa gerek, bu kadar para verilmesini tuhaf buluyorum. Lakin şu da bir gerçek ki eserin değeri görünenden ziyade düşündüğünde hissettirendir. O yüzden bu soyut tabloya bakıp 82,5 milyon dolar veren, ne görmüş ne hissetmiştir acaba? Benim hissettiğim derin bir kıskançlık mesela :)

Haftanın Rezaleti; İstanbul Kadıköy metrosunda annesiyle birlikte yolculuk yapan kadına ağıza alınmayacak küfürler, hakaretler savunan adam ve bu çirkin davranışlara seyirci kalan halk ve güvenlik elemanları! Kadına karşı her gün darp, dayak, cinayet. Ne zaman bitecek artık kadına karşı bu akıl almaz şiddet! Gerçekten bu kadar zor mu ağırlaştırılmış kanunlar çıkarmak, sert yaptırımlar uygulayarak bundan caydırmak? Biri kadını kesip parçalara bölüp çöpe atıyor, biri canı öldürmek istedi diye samuray kılıcı ile saldırıyor, biri metroda tanımadığı kadına bile küfürler saydırıp aleni tehdit edebiliyor. Yeter artık ya!

Haftanın Alışverişi; Van’da yaşanıyor. Black Friday yani muhteşem Cuma dediğimiz büyük indirimli alışveriş çılgınlığı, malum döviz kurları ve bilinmezlik endişesinden büyük şehirlerde eskisi kadar rağbet görmezken İranlı turistler, tatil ve alışveriş rotalarını yeniden Van’a çevirmiş durumdalar. Günlük ortalama 800 kişinin giriş yaptığı sınır kapısından dün 3500 kişi geçmiş. Ünlü markaların yaptığı büyük indirimi kaçırmak istemeyen İranlılar, Van’a doluşmuş.

Sevim koşşşş! Ülkemizin Milano’su Van olmuşşş :)

Haftanın Umudu; uzaklardan geldi ziyaretimize. Abu Dabi veliaht prensi şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan, Türkiye’ye resmi ziyarette bulunarak cumhurbaşkanı ile görüştü. Görüşme sonrası yapılan açıklamada, iki ülke arasında ticaret, enerji ve çevre alanlarında yapılacak anlaşmalarla ekonomik işbirlik gerçekleşecek ve kalkınma yolunda bir adım daha atılacağı belirtilmiş. Hadi inşallah diyelim lakin doların rekor seviyesi, piyasada fiyatların uçup gitmesi, ülkeyi önce bir arap sabunuyla yıkayıp paklayıp sonra anlaşma imzalanması gerektirdiğini düşündürüyor, ne yalan söyleyeyim!

CANSEN ERDOĞAN