OLMAK YA DA OLMAMAK, İŞTE BÜTÜN MESELE BU !

Bu hocalara, profesörlere ne oluyor bu ara, anlayamıyorum valla !

Gün geçmiyor ki bir profesör çıkıp da ortalığı karıştırmasın, söyledikleriyle manşet olmasın !

Geçen haftaki tarih profesörü ile Antalya’daki bir hastanenin başhekiminin söylediklerinin yankıları henüz dinmemişken bu hafta da yaptığı ameliyatlarla başarılarıyla kapısındaki hasta kuyruklarıyla tanınan, ‘hocaların hocası’ sıfatıyla anılan ünlü kalp doktoru Prof. Dr. Bingür Sönmez’in söyledikleri gündemin tepesine oturdu. Sönmez; “Aşı yaptırmayanlar birer vatan hainidir. Onlara kız bile vermeyeceğiz. Resmi dairelere, okullara giremeyecekler, otobüse binemeyecekler” sözleriyle ciddi tepki aldı.

Bu kadar başarılı, saygın, kitlelere örnek olması gereken bir profesörün, modern çağ mantığından çok uzakta, erkek egemenliği toplumlarına ilişkin söylemleri, gerçekten hayalkırıklığına uğrattı beni. "Aşı olmayana kız vermeyiz” diyen kişi, doktor değil de 19.yüzyılın feodal bir ağası sanki. Kız vermek nedir allahaşkına, bari siz söylemeyin kız aldık- verdik gibi söylemler artık ya.

Ayrıca aşı geleli ne kadar oldu şunun şurasında. Tamamı da gelmedi üstelik de hala. Herkese aşı yokken, istesen de aşılanma mümkün değilken hem de aşının güvenirliliği, etkinliği konusunda hiç kimse garanti veremezken aşı olmayanı vatan haini ilan etmek, böyle kışkırtıcı ve ortam gerici beyanlar vermek yakışmadı bir hocaya, ben yakıştıramadım ona. Aşının faydalı olduğunu ifade etmenin binbir yolu varken bu tarz üsluba hiç de gerek yok aslında. Madem aşı, yeterli korumayı sağlıyor, olmayanlar sizi neden bu kadar ilgilendiriyor !

“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” diyen Shakespeare, bu günleri görmüş mü ki dersiniz ?

Velhasıl olan olsun aşısını, istemeyen de istemesin,

Herkesin derdi kendine, kimse kimseyi germesin !

……………………………………*……………………………………..

 

Ve 1 yıl daha geldi geçti, dünden- ömürden- gönülden !

Bambaşka bir yıldı 2020, öncekilere hiç benzemeyen, hiçbir sene ile kıyas edilmeyen…

Mendebur bir virüsün esaretinde, tıkıldığımız evlerde, uzak kaldığımız sevdiklerimizle, zoom toplantılarımız, uzaktan eğitimlerimizle, büyük dersler aldığımız bir yıl geçirdik. Yüzyıllardır sömürdüğümüz dünya, intikamını aldı bu defa. Mangallarla, fırlatıp attığımız sigaralarla yaktığımız ormanlar, çamurdan diktiğimiz binalar ve üstüne sanki yiyecek şey kalmamış gibi yediğimiz yarasalar, bakalım başımıza daha neler açacaklar !

Değil yılın, yüzyılın en kötü olayıydı pandemi. Covid-19 isimli kendi küçük, işlevi bir hayli büyük virüs, tüm yıl kesintisiz sahnedeydi. T.C Kimlik numaralarımıza yeni alışmaya başlamıştık ki HES Kodu girdi devreye. Onsuz hiçbir yere giremez olduk, eskiden parolayı söyleyince girerdik şimdi HES Kodunu verince. 

Yıl boyu yangınlar, depremler, seller ve daha nice felaketler geldi başımıza ama bunlardan bahsetmeyeceğim burada. ‘ Yeni yıla nasıl girersen yıl öyle geçermiş’ metaforuna binaen güzel şeylerden bahsedeceğim valla. Kadın Ritmik Jimnastik Milli Takımımız, Avrupa şampiyonu oldu bu yıl, tarihinde ilk defa. Dünyada ilk kez özel bir şirket tarafından uzaya insan gönderildi mesela. Kadınların kabusu ‘adet dönemi’ izin literatürüne girdi, bazı işyerlerince kadınlara o dönem için izin verildi. Dünyanın en büyük film festivallerinden Berlin Film Festivalinde ödüllerde cinsiyet ayrını kaldırıldı, en iyi kadın- erkek oyuncu ödülü yerine ‘En iyi performans’ ödülü verileceği açıklandı. Formula 1 yarışları, dokuz sene sonra yeniden ülkemizde yapıldı. Corona aşısının bulunduğu açıklandı, bulanların da Türk olması hepimizin göğsünü kabarttı.

2020 pek tatsızdı. Umutlarımız, neşemiz enkaz altında kaldı. Bombardımana tutuldu çocuk gülüşlerimiz, eğlencelerimiz, sarılıp öpüşmelerimiz. Çok can yandı, çok gözyaşı aktı.

Varsın olsun; Yeni yıl her halükarda beyaz bir sayfa, taze bir başlangıç.

Dileğim, 2021 dünyanın en keyifli yazılarını yazdırsın. Aşka getirip en güzel şarkılarını söyletsin hep bir ağızdan. En güzel kahkahaları attırsın, en sonsuz mutlulukları tattırsın. Düşsün maskelerimiz artık, bırakalım dezenfektanlar, çamaşır suları ile yıkanmayı, hapşuran herkese öcü gibi bakmayı !

Zor bir seneydi ama öğrettikleri, verdiği mesajlar da paha biçilmezdi. Hayatın bir anda durabileceğini, tüm planların bir günde bozulabileceğini, ailemize, dostlarımıza sarılmaya hasret kalabileceğimizi ve tek başına kalabilip idare edebileceğimizi öğrendik. Kah üzüldük, kah üzüldük, yeri geldi çok da üzüldük ama başarabildik. Kendimizle yüzleşmeyi, dışarı çıkmadan da olabileceğini, gezmeden de bir süre yaşanabileceğini yeterince deneyimledik.

Şimdi biraz daha büyümüş, olgunlaşmış ve hatta tarihte önemli yer tutacak bir döneme tanıklık etmiş olarak bitiriyoruz bu dönemi. Geçmişi geçmişte bırakıp karşılıyoruz yepyeni bir seneyi. Ah’larla vah’larla kaybedecek zaman yok artık, hedef belli; Tam yol ileri !

Artık geleceğe bakmak gerekiyor. Pişmanlıkların vr hayıflanmaların bugünü, anınızı çalmasına müsaade etmeyin. Geçmişte ya da gelecekte, bir yerlerde kaçırdığınız "şimdi"lerin tamamlanmasına izin verin. Ve artık zamanınızı, bir yılı kovalamakla geçirmek yerine anı yaşayarak geçirin.

Bu yıl, sizi diliyorum sizin için;

Eskiden olduğunuz kişi olmayı bırakıp şimdi olduğunuz, olmak istediğiniz kişi olmanızı diliyorum.

Siz de sizi kendinize hediye edin,  olması gereken değil olduğunuz kişi olmayı deneyin.

Ve bu sene yeni yıldan bir şey beklemeyin !

Belki de ilk kez yeni yılın sizden beklediklerine kulak verin ! 

Söylemek istedikleri vardır belki, dinleyin !

2021’e çok da anlam yüklemeyin bence, bu sene evde oturun, şımartmayın onu eğlencelerle, törenlerle…

Hem neden kutlayalım ki onu,

O bizi kutlasın, nasıl sağ çıktınız diye ! J

MUTLU SENELER !

CANSEN ERDOĞAN