Bir Başarı Öyküsü Meltem Acet

Bir Başarı Öyküsü Meltem Acet

Hiçbir başarı tesadüf değildir.

Değerli dostlar, bugün sizinle, başarılı ama mütevazı, örnek bir gazeteci ve örnek bir insan, Habertürk TV sunucusu Sayın Meltem Acet'le yaptığım söyleşiyi paylaşacağım.

Meltem Hanım öncelikle kendinizi tanıtır mısınız? Nerede doğdunuz, aileniz ve mezun olduğunuz okullar hangileri?

-1974 Ankara doğumluyum, annem ve babam akademisyen... Ben TED Ankara Koleji mezunuyum. Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ekonomi bölümünü derece ile bitirdim. Eğitimim sırasındahem boş vakitlerimi değerlendirmek, hem de aileme yük olmamak için, çalışıp kendi paramı kazanmaya başladım. Alt sınıflara ekonomi dersi verdim, İngilizce çeviriler yaptım, hatta yaz tatillerinde TRT'de seslendirme yaptım. Biraz yorucu olsa da okul harçlığımı çıkarmak ve üniversite harcımın bir kısmını bu kazandıklarımla karşılamak bana daima büyük bir mutluluk verdi. Dört güzel yılın sonunda okulumu, ilk 10'a girerek derece ile bitirdim. Kendimi iş hayatına daha iyi hazırlamak için ODTÜ'de İşletme Masteri (MBA) yaparak asistanlığa başladım. Böylece akademik kariyerim de başlamış oldu.

Sonra profesyonel hayata atıldım. Finans sektöründe İngiltere'de, Amerika'da ve son olarak da Türkiye'de çalıştım, daha sonra da medyaya geçiş yaptım.

Başarılı olmak için neler yaptınız? Nasıl çalıştınız?

-Öncelikle beni başarılı gördüğümüz için çok teşekkür ederim. Aslında, medyadaki kariyer yarışına ben biraz geriden başladım. 25 yıllık çalışma hayatımın son 10 yılında ekrandayım. Ondan önce yaklaşık 15 yıllık özel sektör deneyimim var. Yurtdışında ve yurtiçinde de üst düzey yönetici olarak çalıştım.

Aslında çalışma alışkanlığım çocukluk zamanımdan bu yana hiç değişmedi...

Mesela üniversite sınavlarına hazırlanırken herkes özel ders alıyordu, dershanelere gidiyordu. Bunun için inanılmaz paralar harcanıyordu.

Ben aileme yük olmamak için, "Dershaneye gitmeyeceğim, güçlü ve zayıf olduğum konuların farkındayım, kendim hazırlanacağım," dedim. ODTÜ'ye girmeye hazırlanırken hiçbir şekilde özel ders almadığım gibi dershaneye de gitmedim. Sorumlulukla ve disiplinli çalışmayla istediğim bölüme girdim. Hangi konu olursa olsun, çalışırken kendimi tamamıyla o işe vererek ve dikkatimi hiç dağıtmadan çalışırım. Bu büyük ölçüde başarıyı getiriyor.

Haber spikerliğine başlamadan önce de sanki üniversite sınavlarına hazırlanıyormuşum gibi, kariyerine sıfırdan başlayan insanlar gibi davrandım. Genelde bir-iki diksiyon dersinin yeterli olacağı düşünülür ancak ben farklı teknikleri öğrenmek için dört ayrı hocadan eğitim aldım. Yerli-yabancı haber kanallarından, hem spikerlerin sunuşu, hem de vücut dillerini yakından takip ederek kendimi hazırladım.

Bunlara ek olarak, Milli Eğitim Bakanlığı sertifikalı, Can Gürzap ve Arsen Gürzap'ın kurucuları olduğu Diyalog İletişim'den de, spikerlik, sunuculuk, etkili konuşma kurslarını tamamladım. Vücut dilimi geliştirmek için de tiyatro eğitimi aldım.

İşte tüm bunları yaptıktan ve kendimi hazır hissettikten sonra da ekran kariyerim başlamış oldu. Özetle başarının sırrı yoğun çalışma diyebilirim...

Program sunucusu olmasaydınız ne yapmak isterdiniz?

-İşimi o kadar büyük bir tutkuyla yapıyorum ki, yine gazetecilik yapardım, şu anda da yaptığım gibi... Ben araştırmayı, gerçeklerin peşinden koşmayı ve gerçeğe ulaşmayı seviyorum.

Hiçbir zaman işime yaramayacağını bildiğim bir şey bile olsa merak edip araştırıyorum mutlaka... Aklımda soru işaretlerinin kalmaması için çok farklı kaynaklardan sürekli araştırmaya, okumaya, öğrenmeye çalışırım.

Merak duygusu bu meslek için gerçekten çok önemli!

Başarının nedenlerinden biri de merak değil mi?

-Merak edip araştırmak... Ama doğru yerlerden doğru kaynaklardan... Ayrıca farklı bakış açılarını yakalayabilmek için, birkaç farklı kaynaktan araştırmak da çok önemli!...

Hayatta sizin için çok önemli üç şey nedir? diye sorsam ne cevap verirsiniz?

-Hayatta benim için önemli tek bir şey var; o da aile... İkinci, üçüncü şeylere gerek bile yok.

En çok nelerden keyif alırsınız?

-Doğada yürüyüşü çok seviyorum, doğayla baş başa kalmayı, kedilerimle, köpeklerimle beraber vakit geçirmeyi... Doğa zaten doğal bir meditasyon sağlıyor size... Benim ek bir şey yapmama gerek kalmıyor. Kaldı ki bizim meslek grubumuz oldukça stresli...

Her gün o kadar çok haber okuyoruz ki, siz belki bir kez dinliyorsunuz ama biz onu on kez okuyoruz...

Mesela ben bir haberi on ayrı bültende on defa okuyorum, onun öncesinde hazırlanırken de okuyorum...

Her haberin arkasında ne kadar büyük bir emek var değil mi?

-Evet inanılmaz büyük bir emek var.

Albert Einstein'ın,“Hayat, bisiklet sürmek gibidir. Dengede durmak için hareket halinde olmanız gerekir,” diye bir sözü var. Meltem Hanım, sizin geleceğe dönük ne gibi planlarınız var?

-Bisiklet aslında çok güzel bir benzetme... Yaşam, hızı kesmeden ama o virajlara, iniş çıkışlara da dikkat ederek, ama hiç durmadan çalışmayı gerektiriyor.

Çünkü ufacık bir virajda dursanız tökezlersiniz. Çok hızlı gitmek de insanı kontrolden çıkarır. Dolayısıyla, hiç durmadan çalışmak gerekiyor.

Bir şeye tutku ile bağlı olmak, o sorumluluğu taşıyarak sürekli çalışmak o insanı hem fiziksel olarak hem de kafa olarak daha dinç tutuyor.

Bir insanın hayatta kalması için bir sebebi oluyor.

Meltem Hanım, ben üretmeyen bir insanın mutlu olamayacağına inanıyorum. Bir insanın bir vizyonu ve amaçları olmalı!

-Evet, doğru... Bir insanın üretmeden, bir amacı olmadan mutlu olamayacağına inanıyorum.

Bir insan sabah uyandığında "Bugün ne yapacağım?" sorusuna yanıt bulamıyorsa mutlu olamıyor. Siz sanıyorum, gelecekte de aynı meslekte devam edeceksiniz...

-Evet, ama farklı dalları olabilir, medyanın yapmadığım farklı bütün alanlarını keşfetmek ve o alanlarda da ter dökmek istiyorum.

Köşe yazmıyorsunuz değil mi?

-Yazmanın keyfi inanılmaz. Beş yıl boyunca bir derginin genel yayın yönetmenliğini yaptım. Kapak röportajlarımın yanı sıra, burada kendi yazdığım sayfalarım da vardı. Kısacası röportaj, makale, araştırma pek çok konuda yayın yaptım. Çünkü medyanın her alanında çalışmayı seviyorum. Şimdi de ekrandayım. Ama yazının kalıcılığını da çok önemsiyorum.

Meltem Hanım, sizi en çok ne mutlu eder, doğa demiştiniz ama...

-İnsanın iç huzuru çok önemli! Bu yaptığınız işte de karşınıza çıkıyor. Çünkü iç huzuru olmayan insanların üretmesi de, mutlu olması da, birisini mutlu etmesi de mümkün olmuyor. Dolayısıyla kendimi huzurlu ve mutlu olabileceğim her şeyi yapmaya gayret gösteriyorum. Hayvanlarla birlikte vakit geçirmek, yardım etmek... Bunların hepsi bana mutluluk ve huzur veriyor. Bu izleyiciye de yansıyor biliyor musunuz? Bana sürekli haberler iç karatıcı olsa da sizin huzur veren bir sunumunuz var, sizden dinlemeyi seviyoruz diyorlar... Neden? Çünkü iç huzurum, iç mutluluğum var. Bunu izleyenlerime de geçirebiliyorsam daha ne isterim ki?

Meltem Hanım, benim köşemde yer alacak insanların ortak özelliği mütevazı olmaları... Bir insanın kendini başkalarından üstün görmesi beni çok rahatsız ediyor.

Meltem Hanım siz, bütün başarılarınıza rağmen, mütevaziliğinizi koruyorsunuz. Bunu başarmak çok zor mudur?

-Benim özüm bu... Her insan bir birey olarak benim için çok değerli... Bir insanın konumu benim gözümde yerini değiştirmiyor. Geldiğimiz yer de belli, gideceğimiz yer de belli...

Yaşam o kadar kısa bir zaman dilimi ki; bu bize şu an çok uzunmuş gibi geliyor... Kimsenin kimseye karşı böbürlenmesine ya da ezmeye çalışmasına gerek yok. Öyle şeyler yaşadım ki; ekrana geçmeden önce genel müdür yardımcısıyken önümde ceketini ilikleyenlerin, bu pozisyonumdan ayrıldıktan sonra beni nasıl ezmeye çalıştıklarını deneyimledim. Önüme çok taş koymak isteyen de oldu.

Ben prensip olarak insanları çeşitli kategorilere koyup, buna göre davranmıyorum. Hepimizin özü bir, buna inanıyorum ve öyle davranıyorum.

Aile kültürü de çok önemli değil mi?

-Evet, aile çok önemli! Tabi, yetiştirilme tarzı, aldığınız eğitim... Ama insanın içinde ve özünde de olması lazım...

Tevazuya ilişkin olarak bana hep öğretilen şuydu; meyvesi olan ağaç başını hafifçe öne eğer.

Meltem Hanım, ben de size zaman zaman konuk oluyorum. Programa aldığınız konuklarınızın sözlerini bölmeden dikkatle dinliyorsunuz. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

-Öncelikle öğrenmenin birinci koşulu dinlemek... Kaldı ki ben orada kendim için değil, izleyici için dinliyorum. Benim bir gazeteci olarak görevim, izleyicinin dinlemesini ve izleyicinin anlamasını sağlamak. Biliyorsam da bilmiyormuş gibi sorular sormam gerekiyor.

İzleyen herkes o konuda bilgi sahibi olmak zorunda değil.

Karşımdaki konuk ne anlatıyorsa sonuna kadar dinliyorum ve anlamaya çalışıyorum. İzleyicinin daha iyi anlamasını düşündüğüm noktalarda da sorular soruyorum.

Sizi takip eden çok iletişimci var, her meslek grubundan insanlar var. Sizce başarının sırrı nedir?

-Çok çalışmak... Kariyerinizi ileriye taşıyabilmeniz için bir çalışılıyorsa, üç çalışmak, sorumluluk üstlenmek ve çözüm üretebilmek...

Bu sadece kariyer için de değil. Hayatın her alanında çok çalışmak ve sorumluluk üstlenmek gerekiyor. Şans faktörü de çok önemli ancak içini bilgiyle, azimle doldurmak gerekiyor.

Bisiklet örneğini burada da verebiliriz...

-Evet durmamak, düşsek bile kalkmayı bilmek... Emek sarf etmek... bence en önemlisi bu...

Peki bilgisayarla, internetle, sosyal medyayla aranız nasıl?

-Vakit buldukça kullanmaya çalışıyorum. Her şeyi sosyal medyada paylaşmıyorum. Burada eğlendim, bunu yedim, şunu yaptım gibi paylaşımlar yapmıyorum. Onu yapabilen var yapamayan var. Onu yiyebilen var, yiyemeyen var. Anneler, babalar gününü bile kutlamaya bazen çekiniyorum. Takipçilerimden birinin bile annesi veya babası yoksa... Ben o bir tek kişiyi bile incitmek istemem.

Ya da hediye alacak parası yoksa...

-Evet aynen öyle...

Bu çok duyarlı bir davranış. Peki, evde yemek yapar mısınız?

-Yemek hiç yapmıyorum, mutfakla pek aram yok ama bu konuda çok şanslıyım. Kızım Ela çok güzel yemek yapıyor...

Harika...

-Bir ara tatlı yapımı için kurslara gittim. Ama yemek yapmaktan hoşlanan bir insan değilim. Mutfakla pek aram yok...

Ben ise yemek yapmanın meditasyon olduğunu düşünüyorum. Siz çok fitsiniz, bu konuda ne söylersiniz, bunun için neler yapıyorsunuz? Daha doğrusu güzelliğinizin sırrı nedir diye? sorsam...

-Estağfurullah... Kafamıza nasıl iyi bakıyorsak vücudumuza da iyi bakmamız gerekir. Nasıl kafamı geliştiriyorsam örneğin okuyorsam, yeni bilgiler ediniyorsam, vücudumu da fit tutmam, ilgilenmem gerekiyor. Neticede bir ömür boyu bu bedenin içinde yaşayacağız ve sağlıklı olmak için henüz gençken bedenimize de yatırım yapmalıyız... Çocukken okumuştum, "İnsan mezarını dişleriyle kazar," diye bir söz. Bu söz beni hem korkutmuş hem de çok etkilemişti.

Yiyeceğimiz besinlerin de vücudumuza girmeye hak kazanması lazım, ben de öyle bakıyorum. Önüme gelen her şeyi yiyerek karnımı doyurmak, "beslenmek" değil, bana faydası olabilecek şeyler yemeye gayret gösteriyorum.

Mesela çok et yemem, çok sevmiyorum, sağlıklı da bulmuyorum. Hatta hiç yemiyorum bile diyebilirim. Daha çok sebze meyve ağırlıklı besleniyorum. Ama en önemlisi de spor. Spor hayatımın ayrılmaz parçası...

Her gün 2 saate yakın spor yapıyorum. Özel hocayla çalışıyorum, bir de pilates yapıyorum. İşleyen demir ışıldar diye bir söz var, her zaman bunun farkındayım ve hayatımın her alanında buna özen gösteriyorum.

Aslında bu sorunun yanıtını aldım ama yine de sorayım: Evde mutluluğun sırrı nedir? Çünkü, evdeki mutluluk çok önemli!

-Yaptığınız işi evden, evi de işten tutmak lazım. O stresi siz dahil, hatta siz başta evde kimsenin yaşamaması, hissetmemesi lazım.

Elbette tüm çabama rağmen bizim dekötü günlerimiz oluyor. Ama inanın doğada yarım saat yürüdükten sonra bu neymiş ki diyorsunuz... Yani o sorunun, kocaman dünyada aslında ne kadar ufak bir şey onu anlıyorsunuz... Topraktan bağımızı koparmamamız gerekiyor. Çünkü topraktan besleniyoruz, yediğimiz içtiğimiz topraktan geliyor. Enerjimizi de oradan alıyoruz. Ben de kendimi deyim yerindeyse "doğada şarj ediyorum".

Meltem Hanım televizyona ilgi duyan gençlere başarılı olmaları için ne yapmalarını önerirsiniz?

-Çok çalışmak sadece. Ve girişken olmak...

Amaçlar da çok önemli değil mi?

-Evet bir insanın amaçları olmalı! Örneğin sosyal sorumluluk... Bu benim hayatımın bir parçası... Ben 12 yıldır Türk Eğitim Vakfı gönüllülerindenim. Eğitime destek vermeye çalışıyorum. Maddi durumu iyi olmadığı için eğitim alamayan gençler ve çocuklar var. Gençler bizim geleceğimiz, bu yüzden onlarla birlikte olmak, yardım etmek, ellerinden tutmak bana mutluluk veriyor.

Doğayı korumak için ayrıca çalışmalar yapıyorum, plastikleri, çöpleri topluyoruz kızımla... Yani çevreye karşı da duyarlıyız, birçok aktivitede bulunuyoruz.

Ayrıca sokak hayvanlarıyla ilgili derneklere destek veriyorum. Evde görme engelli 3 kedim ve yine görme engelli sokaktan kurtardığım bir köpeğim var... Başkaları için, doğa için, başka canlılar için bir şey yapmazsanız, kendiniz bir birey olarak yaşar, sonra ölür gidersiniz. Bir hayat kurtarmak, bir canlının hayatında fark yaratmak çok önemli!

Meltem Hanım çok teşekkür ediyorum. Ben de bu röportaja birlikte sizden çok şey öğrendim. Siz işini başarıyla yapan çok değerli bir gazetecisiniz. Sizi tanımak benim için bir şans... Yolunuz açık olsun.