Yeliz Arda Başarı Öyküsü

6 Ekim 2021

Sevgili okurlarım başarıları alkışlamaya devam ediyoruz. Burada başarı öykülerini paylaştığım değerli dostların ortak özellikleri başarılarının yanında aynı zamanda mütevazi ve samimi olmalarıdır. Bugün sizinle Sayın Yeliz Arda'nın başarı öyküsünü paylaşacağım.

Yeliz Hanım öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

-Merhabalar. Öncelikle gerçekleştirdiğimiz röportaj için çok teşekkürler.

Ev hanımı anne ve memur bir babanın çocuğu olarak Kırklareli’nde dünyaya geldim. Babamın mesleği dolayısıyla ilkokul ortaokul ve lise eğitimlerim hep farklı yerlerde geçti. Sonrasında da üniversite geldi arkasından. İlk üniversite deneyimim farklı bir bölüm ile oldu. Uzun yıllar bankacılık ve özel sektörde yönetici olarak çalıştım. Yıllar sonra, lise yıllarımdan beri istediğim psikoloji okumaya karar verdim. (O dönem yetenek haritası programları yoktu maalesef) ve 2011 yılında tekrar üniversite sınavına girerek 2012 yılında İstanbul Bilim Üniversitesi Psikoloji Bölümüne başladım. Tüm olumsuzluklara ve aşırı stresten yüz felci geçirmeme rağmen hedefimden okumaktan vazgeçmedim. 2016 yılında da psikolog olarak mezun oldum.

Şu anda 14 yaşında olan oğlum o dönemde anaokuluna başlamıştı. Ben tekrar üniversiteye, oğlum da anaokuluna başlamıştı. Şema ve Bilişsel Davranışçı Terapistiyim ve İstanbul Üniversitesi Çocuk Üniversitesi Danışma Kurulu Üyesiyim. Çoğunlukla ailelerle çalışıyorum.

Başarılı olmak için neler yaptınız? Nasıl çalıştınız?

-Başarı bana göre dün yapamadığını bugün yapabilir seviyeye gelmektir. Neyi nasıl yapabileceğini öğrendiğin ve zorluklarla asla pes etmediğin bir süreçtir. Evet şu anda en çok istediğim ve sevdiğim bir işim var. Aslında daha yolun başında gibi hissediyorum kendimi. Yapmak istediğim o kadar çok proje ve çalışma var ki...

Her zaman bir hedefim oldu. Tabi kendimi çok iyi tanımak ve ne istediğimi bilmek bu yoldaki en büyük şansım ve motivasyonum oldu. Başta da söylediğim gibi çok geç kendimi keşfettim ve yeniden bir kariyer oluşturdum. Ama hiçbir şey için geç değil söylemek isterim. En büyük başarı bence kendimizi bulduğumuz ve keşfettiğimiz an diye düşünüyorum.

Yazının devamı...

Aile aile aile

24 Eylül 2021

"Aile kralların bile giremediği bir kaledir." Ralph Waldo Emerson

Ne zaman yağmur veya kar yağsa çocukluk yıllarıma gideriim, bir hüzün çöker üzerime... Çocukluk yıllarımda okuldan çıkar çıkmaz çalışmaya giderdim. Hayat zordu ama benim içimdeki hüznü sevince dönüştüren en büyük şansım ailemdi. Bilirdim ki; soğuk kış günleri ıslanan ayaklarıma ve titreyen parmaklarıma rağmen evde beni karşılayacak güler yüzlü bir anne ve birlikte gülebileceğimiz kardeşlerim vardı. Hafta sonları mangal ateşinde ağır ağır pişen kadayıfın kokusu halen zihnimdedir. Patlıcan kızartmasının kokusunu daha sokağın başında alırdım. Tarhana çorbası kış günlerinin vazgeçilmeziydi. Yer soframızdaki bulgur pilavı ve salatayı kralların sofrasına değişmezdik. Annemin elleriyle ördüğü çoraplar, ayaklarımdan çok yüreğimi ısıtırdı.

Yıllar sonra anladım ki ailem benim aidiyet duygummuş, hayata tutunma motivasyonummuş. Bu nedenle ailem benim için hep ilk sıradadır. Çocuklarımla geçireceğim birkaç saatin değerinin paha biçilemez olduğunun hep farkındaydım. Şimdi kızlarımdan Deniz Viyana'da Yağmur da Dublin'de... Ama aile bağlarımız halen çok güçlü... Her gün konuşuruz mutlaka...

Hayatınız zenginliklerle dolu olsa da mutlulukları, hüzünleri, acıları paylaşacağınız bir aileniz yoksa ne anlamı var!

Sevgisizliğe çare bulmak yoksulluğa çare bulmaktan çok daha zordur.

Yazının devamı...

Omaç

16 Eylül 2021

Omaç

Annem okuma yazmayı evde öğrenmişti. Ama benim ondan öğrendiklerim hayat pusulam oldu. Çocukluk yıllarımda ekonomik koşullarımız iyi değildi. Ama annem bunu bize hissettirmemeye çalışırdı. Örneğin evde yemek yapacak malzeme yoksa ekmeğe salça sürer üzerine de nane serperdi ve biz buna bayılırdık. Bunu sadece bize değil, sokakta oynadığımız arkadaşlarımıza da hazırlardı.

Bir misafir geldiğinde, mutfakta ne malzeme varsa onlarla harikalar yaratırdı. Asla söylenmez, asla şikâyet etmez, asla somurtmazdı. "Çok acıktık." dediğimizde "Ne yapayım evde hiçbir şey yok." deyip söylenmezdi. Mutfağa girer örneğin omaç yapardı. Bunu öylesine neşeli ve mutlu hazırlardı ki neşeyle, keyifle... Bizi de bu keyifli uğraşa dahil ederdi. Akşamları de bize sonunda hep iyilerin kazandığı masallar anlatırdı.

Hayalleri yok muydu? En büyük hayali beni avukat cübbesiyle görmekti. Bahçeli bir ev hayal ederdi. Deniz kıyısında tatil yapmayı hayal ederdi. Kardeşlerim ve ben onun hayallerini gerçekleştirmenin huzurunu yaşadık.

Yıllar sonra hayallerimin birer birer gerçekleştiğini gördüğümde hayal kurmanın beklentilerden daha önemli olduğunu anladım. İstekler ve beklentiler insanı yaralarken hayaller güç veriyordu. İşte benim annem bana şikâyet etmek yerine hayal kurmayı öğretti.

"Peki omaçtan bahsettin ama hiç olmazsa tarifini ver." dediğinizi duyar gibiyim.

İşte omaç tarifi:

Evdeki bir bayat ekmeği bir çiğköfte tepsisinin içine veya bir cam kaba küçük küçük doğrayın. Üzerine iki domates, bir kuru soğan (soyulmuş ve doğranmış), üç diş sarımsak, bir yemek kaşığı salça, yarım limon, biraz peynir, yarım çay bardağı zeytinyağı, kırmızı biber, sumak ve kimyon koyun ve 10 dakika yoğurun, sonra üzerine kıyılmış maydanoz ekleyip iki dakika daha yoğurun. Çiğköfte gibi bir tabağa sıkarak servis yapın. Yanında ayranla harika olur.

Yazının devamı...