Ece Üner Başarı Öyküsü

"Ne yapıyorsan yap yaptığının hakkını ver. Haysiyeti hatırla! Çünkü haysiyet bunu gerektirir.” Ece Üner

Sevgili okurlarım, bugün sizinle çok değerli dost Sayın Ece Üner'in başarı öyküsünü paylaşacağım. Bu köşede başarı öykülerini paylaştığım değerli dostlarımın ortak özellikleri, başarıları yanında aynı zamanda mütevazi ve samimi olmalarıdır. Başarıları alkışlamaya devam ediyoruz.

Ece Hanım öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

-Ben Ece Üner... Yaptığım şeyler; Koç Özel Lisesi, Koç Üniversitesi'nden mezun olmak, Sorbonne'da okumak, Cervantes'te İspanyolca eğitimi almak, Brüksel'de Avrupa Birliği üzerine eğitim almak, Edward R. Murrow Leadership Programını Amerika'da tamamlamak, atletizmde takım kaptanlığı,400,800,1500-3000 metrelerde dereceler almak, Ana Haber sunmak, çeşitli siyasi içerikli programları modere etmek, "Susma" isimli bir reality show hazırlayıp sunmak, iki kitap yazmak. Olduğum şeyler; hayvan-doğa aşığı, söz ve şiir aşığı, vicdan, merhamet, adalet aşığı, ham iken yanan, pişmeye çalışan bir kadın...

Başarılı olmak için neler yaptınız? Nasıl çalıştınız?

-Çok çalıştım, özveriyle, çok saatler, çok tekrarlar, çok okumalar... Yaptığım yemekle birlikte piştim hep...

Şu andaki mesleğinizi yapmasaydınız ne yapmak isterdiniz?

-İyi bir hakim ya da psikolog olmak isterdim.

Hayatta sizin için çok önemli üç şey nedir diye sorsam ne yanıt verirsiniz?

-Güneş, toprak, nefes.

Sizin için mutluluk nedir? Sizi en çok ne mutlu eder? En çok keyif aldığınız şeyler nelerdir?

-Güneş'in kahkahası, kedi mırlaması, kuş sesleri, çıplak ayakla toprağa basmak, bir insanın yüzünde tebessüm yaratmak ve insanların güvenini kazanmak.

Ece Hanım kitaplarınızla ilgili de konuşmak isterim. "Olduğu Gibi" ve "Haysiyet-Tuhaf Zamanlarda Cesurca Yaşamak." isimli çok değerli iki kitabınız var. Kitaplarınızda kelimeler o kadar güzel kullanılmış ki; her sözünüz çok etkileyici...

Japonca'da 'Kotodama' diye bir kelime var. Kotodama, sözün ruhu, dilin ruhu, dilin gücü, sözcüklerin ruhu anlamına geliyor. Japonya’da eski çağlardan bu yana gelen inanca göre kelimelerin sihirli bir gücü olduğuna inanılıyor.

Kelimeleri o kadar içten ve anlamlı kullanmışsınız ki, hayran kalmamak mümkün değil. Sizin kitaplarınızın beni ve diğer okurlarınızı bu kadar etkileme nedeni bu diye düşünüyorum. Ne dersiniz? Bu arada yeni kitap projeleriniz var mı? diye sormak isterim.

-Öncelikle çok ama çok teşekkür ederim. Sizin gibi çok saygı duyduğum, sevdiğim, değer verdiğim birinden bunları duymak beni çok mutlu etti, onurlandırdı. Ne mutlu bana. Ben de sözcüklerin iyileştirici ve dönüştürücü gücüne çok inanan birisiyim. Bazen yerinde ve ustaca edilmiş bir kelime dünyayı değiştirebilir. Tarihte bunun örnekleri var. "Biri bana büyü yaptı" deriz. Oysa büyülerin en başında "söz" gelir. Fransız filozof, sosyolog ve teolog Jacques Ellul; "insanlığı kurtarma isteği duyan herkes günümüzde, öncelikle sözü kurtarmalıdır." der. Dünyanın bir ucundaki Tierra del Fuego'da (Ateş Toprakları) Onas yerlileri yaşardı. Eski zamanlarda Onas yerlileri birçok Tanrıya tapıyorlardı. Baş tanrının adı "Pemaulk'tu". Ve "Pemaulk", sözcük anlamına geliyordu...

Harika, bu sözlerinizi kare kare kesip zihnimde saklayacağım. Şimdi biraz da gelecekten konuşalım. Geleceğe dönük ne gibi projeleriniz var?

-Yardıma muhtaç insanlara yardım ulaştırmak, gerekli mercileri bunun için harekete geçirmek, iyiliğin kanatlarına tutunmak, çocuklara ve yaşlılara kitap okumak...

Başarmak isteyenler size, “Başarının sırrı nedir?” diye sorsalar, ne yanıt verirsiniz?

-Bir zamanlar bir reklam filminde söylendiği gibi; "ne yaparsan yap aşk ile yapmak." Asıldığın ipe kanın değsin...

Peki, sosyal medya ile aranız nasıl? Hayatımızın her alanını saran teknolojiyi nasıl görüyorsunuz?

-Mesafeliyim, mecbur haller dışında uzak durduğum bir alan...

Bir gününüz nasıl geçiyor?

-Kahve içiyorum, kızımı okuluna bırakıyorum, eve dönüp bahçede açık alanda, temiz havada biraz kitap okuyorum, işe gidiyorum, toplantı, saç makyaj, yayın, evime dönüyorum, yemek, kızımla oyun, onu uyutuyorum, Deniz'le plağımızı koyup kitap okuyoruz, balkonda biraz oturuyoruz sohbet ediyoruz, uyuyorum...

Hafta sonları neler yaparsınız?

-Arkadaşlarımız bahçemize gelir, uzun sohbetler eder, yemekler yeriz, Güneş'le uzun uzun oyunlar oynar, pamuk şeker almaya gideriz, koşarım bazen sahilde, bahçemize yeni meyve-sebze ya da bitki ekeriz, ağaç altı bulur orada piknik yaparız, güneşi batırırız...

Çok yoğun çalıştığınızı biliyorum. Kızınız sevgili Güneş'e yeterince zaman ayırabiliyor musunuz? Herhalde sizi çok özlüyordur.

-Çalışma saatleri dışındaki tüm saatlerde her şeyi onunla birlikte yapıyoruz... Ondan, paylaşımlarımızdan vakit çalmamaya özellikle dikkat ediyorum...

Uzun yıllar spor yapığınızı ve ödüller aldığınızı biliyorum. Spor hayatınızdan da söz ederseniz çok memnun olurum.

-Koç Özel Lisesi'ndeyken atletizm takım kaptanlığı yaptım. 10 sene boyunca 400-800-1500-3000 koştum. Çeşitli derecelerim var... Onun dışında 12 yaşında bir süre Enka'da yüzdüm. İlkokul döneminde Yıldız Alpar bale okuluna gittim, bir de iyi futbol oynarım sağ ve sol ayağımı da iyi kullanabiliyorum:)

Şimdilerde spor yapmaya zaman bulabiliyor musunuz? İş dışında uğraştığınız hobileriniz var mı?

-Çok nadir koşabiliyorum. Antrenman gibi değil haftada 2 kez en fazla... Ona spor yapmak denmez. Takı yapıyorum, değişik tasarımlarım var, pandemi öncesi tiyatro ve müzikalleri kaçırmazdım, şükür yine başladı.

Mutlu bir evliliğiniz var evlilikte mutluluğun sırrı nedir?

-Birlikte gülmek, birlikte yol yürümek, dinlemek, anlamak, mizah...

Ece Hanım gençlere başarılı olmaları için ne yapmalarını önerirsiniz?

-Her ne yapıyorlarsa hakkını vermelerini, dört elle sarılmalarını, aşkla yapmalarını, içlerindeki o tanrısal dehayı serbest bırakmalarını... Kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Yüreklerine cesaretle bakıp gönüllerinin muradını keşfetmelerini, kendileri olarak gelişmekten korkmamalarını, kendileriyle dürüstçe yüzleşerek mücadeleye hazır olmalarını... "Mış" gibi bir yaşam sürmek yerine ait olma ve birey olma dengesini tutturmalarını, bu şekilde de kendilerine ait özgün/biricik hayatı yaşamalarını... Özlerinden kopmamalarını... Kişisel bütünlüklerini korumalarını... Zira kişisel bütünlük geleceği yaratmanın en temel öğesi...

Ece Hanım bunu içtenlikle söylüyorum; sizi dinlerken kendimi bir bilgeyle konuşur gibi hissettim. Hayatın özünü ve farklılıklarını öz farkındalıkla ve bilgelikle özümseyen bir yaşamınız ve bakış açınız var. Sizinle dünya çok daha güzel. Yolunuz açık ve aydınlık olsun. İyi ki varsınız, iyi ki sizi tanımışım.