Her Yönüyle Nafaka

Eşinin nafaka borcunu ödemek için merdiven silen 2 Eşler, 500 TL. nafaka borcu için cezaevine girenler, kahvaltı masasına zeytini sayıyla koyanlar, bu nedenle huzur evinde kalanlar... Ömür boyu bitmeyen, her yıl artan bir borç... Süresiz yoksulluk nafakası...

Bu konuyu, Arabulucu, Aile Hukuku Eğitmeni Avukat Sayın Sinem Hacıeminoğlu ile görüştüm. Nafaka konusunu enine boyuna ayrıntılı konuşma fırsatı bulduk.

Türk Medeni Kanunu'na göre yoksulluk nafakası nedir? Talep edilebilme şartları nelerdir?

-Öncelikle arz etmek isterim ki; hepimizin bildiği üzere boşanma, geçerli olarak kurulmuş bir evlenmenin eşlerin sağlığında kanunda öngörülen sebep ve koşullara dayanarak mahkeme kararıyla sona erdirilmesidir. Evlilik kurumunun resmi olarak taraflar arasında kurulması ne kadar doğal ise boşanma da yasal şartların oluşması halinde bir mahkeme kararının tesisi ile o kadar doğaldır.

Türkiye İstatistik Enstitüsünün verilerine göre geçmiş yıllara baktığımızda 2019 yılında 156.587 çift, 2020 yılında ise 135.022 çift mahkeme kararıyla boşanmış bulunmaktadır.

Evlilik ilişkisinin boşanma ile sona ermesinde boşanma kararı veren mahkeme, eşlerin ortak çocukları bulunması halinde velayet, iştirak nafakası ve kendisine velayet verilmemiş ana yahut baba arasında kişisel ilişki kurulması şeklinde boşanma davasının çocuğa ilişkin sonuçlarını kendiliğinden karara bağlamakta, yine talebe bağlı olarak da yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminata hükmedebilmektedir.

Bu yasal çerçevede boşanma yüzünden mevcut ya da beklenen menfaatleri zarara uğrayan ve boşanma sebepleri bakımından kusursuz olan ya da karşı taraftan daha az kusurlu olan eş, kusurlu olan karşı taraftan boşanma davası ile birlikte ya da ayrı olarak maddi tazminat isteyebilir. Yine kişilik haklarına saldırı söz konusu ise ayrıca manevi tazminat talebinde de bulunabilmektedir.

Yine bu bağlamda asıl konumuz olan “Yoksulluk nafakası” başlıklı Türk Medeni Kanunu'nun 175.maddesi uyarınca, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Ancak, tazminat taleplerinden farklı olarak yoksulluk nafakasının talep şartlarında karşı tarafın yani nafaka yükümlüsünün kusurlu olması gerekmemektedir.

Yani hukukumuzda yoksulluk nafakası elde edilebilmesi için evliliğin boşanma nedeniyle sona ermesi, boşanma nedeniyle talep eden eşin yoksulluğa düşecek olması, geçimi için nafaka talebinde bulunması ve nafaka talep edenin karşı taraftan daha fazla kusurlu olmaması gerekir.

Yoksulluk Nafakasına hükmedilmesinin temel amacı nedir? Neden böyle bir yasal düzenlemeye gerek duyulmuştur?

-Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır. Evlilik birliğinin geçerli olduğu dönemde eşler arasında geçerli bulunan yardımlaşma ve dayanışma yükümlülüğünün ki Türk Medeni Kanunu'nun 185 ve 186.maddesinde buna ilişkin hükümler yer almaktadır bunun gibi evlilik birliğinin geçerli olmadığı dönemde de evlilik sonrası dayanışma ilkesi gereği devam etmesi amacıyla öngörülmüş bir yasal düzenlemedir.

Yoksulluk nafakası Türk Medeni Kanunu'nda süreli mi yoksa süresiz mi düzenlenmiştir?

-Türk Medeni Kanunu’nun yoksulluk nafakasını düzenleyen 175.maddesinde açıkça, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir, düzenlemesi yer almaktadır. Halen yürürlükte olan yasal düzenleme yoksulluk nafakasının süresiz olduğuna ilişkindir.

Mer’i 743 sayılı Türk Kanuni Medenisinin 144. Maddesinde değişiklik yapan 3444 sayılı yasa yürürlüğe girdiği tarihe kadar ki yürürlük tarihi; 12.05.1988 olup bu tarihe kadar yoksulluk nafakası en çok 1 yıl süre ile istenebilmekteydi. 3444 sayılı yasa yürürlüğe girdikten sonra ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 175.maddesine göre artık süre sınırlaması kaldırılmış ve yoksulluk nafakasına kural olarak süresiz hükmedilmeye başlanmıştır.

Bazı hukukçu meslektaşlarımız süresiz yoksulluk nafakası düzenlemesinin “süreli” olduğunu savunmaktadır. Bu düşünceye katılmak mümkün değildir. Yargıtay TMK 175 maddesi hükmünde geçen “…süresiz olarak…” ibaresi nedeniyle yoksulluk nafakasını belirli bir süre ile sınırlama hususunda mahkemelere takdir hakkı tanınmadığı görüşünden hareketle, süreli olarak irat biçimde yoksulluk nafakasına hükmeden yerel mahkeme kararlarını da bozmaktadır. Yine yoksulluk nafakasının toptan hükmedilmesi halini de süreli olarak yorumlamamak gerekmektedir.

Bu konuda Türk Medeni kanununun 176.maddesinde yoksulluk nafakasının ortadan kaldırılmasını düzenleyen sebeplerden hareketle yoksulluk nafakasının süreli olduğunu söylemek de doğru değildir. Türk Medeni Kanunun 176.maddesinin 3.fıkrasında “ İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır.” düzenlemesi yer almaktadır. Nafaka yükümlüsü ancak yasal deliller ile TMK 176.maddesinde öngörülen sebepleri ispat edebilmesi halinde yoksulluk nafakası mahkeme kararıyla ortadan kalkabilmektedir.

Süresiz yoksulluk nafakası düzenlemesi suiistimale açık bir düzenleme midir? Yoksulluk nafakasının süresiz olması ayrıca Anayasamıza aykırılık teşkil etmekte midir?

-Basından ve sosyal medyada süresiz yoksulluk nafakası mağdurlarının paylaşımlarından da görüleceği üzere yoksulluk nafakasının bir süreye bağlı olmadan mahkeme kararıyla hüküm altına alınması elbette ki geniş çapta mağduriyetlere sebebiyet vermektedir.

Şöyle ki; evvela arz etmek isterim ki ülkemizde boşanma davalarının geneline baktığımızda nafaka yükümlülerinin %99 ‘u erkeklerdir. Kadınlarımızı sözde koruma altına alma amacı öngörülürken nafaka alacaklısı kadını boşandığı eşine bağlı kılmaya ve irtibat halinde olmaya devam ettirmektedir.

Uygulamada genellikle irat şeklinde ve süresiz hükmedilen yoksulluk nafakasının alacaklısı olan kadını "Aman nafakam kesilmesin." diye resmi nikâh yapmadan başka birisiyle gizli ilişki yaşamaya sigortasız kayıt dışı çalışmaya sevk edebilmektedir. Biz kadını toplumumuza aktif şekilde kazandırma gayretindeyken bu durum kadını eski eşine bağımlı şekilde yaşamını sürdürmesine sebebiyet vermektedir. İstisnai durumlarda da nafakaya ihtiyacı olmamasına rağmen sırf boşandığı eşine yük olmaya devam etme gayreti ile ve de boşandığı eşi yeni bir evlilik yapmış ise nafaka alacaklısı kadın nafakayı bir nevi cezalandırma aracı olarak kullanabilmektedir. Böylelikle mevcut yasal düzenleme dolaylı olarak boşanmış erkeğin tekrar evlenmesi halinde 2.eş olan kadınların da mağduriyetine yol açmaktadır.

Süresiz yoksulluk nafakasını düzenleyen kanun maddesi kanaatimizce en başta Anayasamızın 2. Maddesinde öngörülen Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılan “İnsan haklarına saygılı ,sosyal bir hukuk devleti “ ilkesine aykırıdır. Yine Anayasanın 10.maddesinde güvence altına alınan “Eşitlik” ilkesine de aykırılık teşkil etmektedir. Keza Anayasamızın 41.maddesinde güvence altına alınan ailenin, kadının, çocukların korunması ve yaşamlarını idame ettirmeleri için devletin her türlü güvence altına alma yükümlülüğüne de aykırıdır.

İsviçre Hukukunda yoksulluk nafakası nasıl düzenlenmiştir? Mevcut yasal düzenlememizde ne gibi değişiklikler yapılmalıdır?

-İsviçre Hukukunda birtakım yenilik ve değişikliklerle bizim sistemimizde ki “Evlilik sonrası dayanışma esasına dayanan." nafaka sisteminden vazgeçilmiş, bunun yerine geçimini sağlaması kendisinden beklenemeyecek olan eşe diğer eşin katkıda bulunması sistemine geçilmiştir. Yapılmış olan değişiklik birtakım kriterleri de beraberinde getirmiştir. Evliliğin süresi, eşlerin yaşı, evliliğin devamınca sürdürülen yaşam standardı, eşlerin gelir durumları bu kriterlerden bazılarıdır. Bu kriterler çerçevesinde nafakanın süresi ve miktarı tespit edilmeye başlanmıştır.

Kanaatimizce yoksulluk nafakasının süre ile sınırlandırılması kural, süresiz şekilde hükmedilmesi istisnai olmalıdır. Devletimiz; sosyal devlet ilkesine aykırı olarak boşanmış kadının ölene kadar bakım ve geçim yükümlülüğünü boşandığı eşine bırakmamalıdır. Sizin ve bazı hukukçuların da dile getirdiği gibi sosyal devlet ilkesi gereği bu konuda bir fon yahut sigorta sistemi oluşturulabilir ve mahkeme kararıyla hüküm altına alınan süre sonunda nafaka alacaklısı eşin yoksulluğu devam ettiği taktirde oluşturulacak bu fondan yahut sigortadan eşe destek verilebilir.

Asıl önemli olan boşanmış ve yoksulluğa düşmüş kadını topluma kazandırmak, kadını kendi ayakları üzerinde durmasını sağlamaya çalışmaktır. Çalışmayan kadınların çalışma hayatına, dolayısıyla topluma kazandırılmaları, mesleki gelişimlerini sağlamaları ön planda tutulmalıdır. Uzun yıllardır mağduriyet yaratan bu önemli konuda gerçekleşecek yasal değişiklik boşanmış eşlerin yaşamlarını rahatlıkla devam ettirebilmeleri adına da olumlu büyük bir adım olacaktır. Toplumun en temel yapıtaşı olan aile kurumunun kurulması ve devamlılığını da kolaylaştıracaktır.

Bir değişiklik de nafakaya ilişkin kararlara uymayanların cezalandırılmasını öngören İcra İflas Kanunu'nun 344.maddesinde yapılmalıdır. Nafakaya ilişkin kararlara uymaması nedeniyle üç aya kadar tazyik hapsiyle cezalandırılarak cezaevine giren nafaka yükümlüsü çalışıp para kazanma imkânını yitirmekte cezaevinde olduğu dönem içinde ve devam eden aylara ilişkin nafakaları da ödeyemeyecek hale gelmektedir.

Netice itibariyle bu durum nafaka yükümlüsünü ekonomik bir şiddete maruz bırakmaktadır. Yine cezai yaptırım öngören bu yasal düzenleme de kanaatimizce hem ceza hukukunun genel prensiplerine hem de Anayasamızın 2.,10.ve 13.maddelerine aykırılık teşkil etmektedir.

Önümüzdeki süreçte tüm bu konularda görevli Bakanlıklara ve ardından Meclisimize güveniyor, hakkaniyetli ve adil bir yasal düzenlemenin biran evvel yürürlüğe girmesini temenni ediyorum.

Sayın Sinem Hacıeminoğlu çok teşekkür ediyorum.