Jale Erdoğmuş

Jale Erdoğmuş

Değerli okurlarım başarıları alkışlamaya devam ediyoruz. Bugün sizinle Sayın Jale Erdoğmuş'un başarı öyküsünü paylaşacağım. O çok sayıda hastalıkla savaşırken asla pes etmedi. Yaşama daha sıkı sarıldı. Çok ağır da olsa hastalıklar onun azmini, yaşama sevincini, başarı yolculuğunu engelleyemedi.

Jale Hanım öncelikle kendinizi tanıtır mısınız? Sizin en büyük başarınızdan biri hastalıklarla savaşmanız, bunu nasıl başardınız?

-05 Aralık 1979 yılında İstanbul’da doğdum. Aslen Sinop/Gerzeliyim. 1. ve 2. Sınıfı Ankara Çubuk Atatürk İlkokulunda okuduktan sonra, ilkokulu İstanbul'da tamamladım. Ortaokulu Alibeyköy Ortaokulu'nda başarı ile bitirdim. 1994-1998 yılları arasında, lisede sınavla yerleşerek, iyi bir derece ile Okmeydanı İstanbul Ticaret Odası Anadolu Ticaret Meslek Lisesi/ İngilizce Dış Ticaret Bölümünü okudum. (Fizik, Kimya, Biyoloji ve Matematik derslerini İngilizce olarak okudum ve öğrendim)

Eğitim hayatıma ara vererek, 1998-2001 yılları arasında bir firmada Satış Destek Elemanı olarak çalıştım. 2001 yılından itibaren eğitim hayatıma yeniden devam ettim. Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Muğla Yüksekokulu Dış Ticaret bölümünden ön lisans mezunu olduktan sonra, lisans eğitimim için uzaktan eğitimi tercih ederek Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünü bitirdim. Daha sonra da Eskişehir Anadolu Üniversitesi Açık öğretim Fakültesi Sosyoloji (Lisans) eğitimi aldım. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Uzaktan Öğretim Tezsiz Lisansüstü Programı Eğitim Yönetimi Bölümüne yeni başvurdum. Ömür boyu eğitim benim hayatımın vazgeçilmezidir. Bir hayalim var iki evladımla birlikte üniversite okumak. Bu hayalimi de gerçekleştireceğim.

2010 yılı sonuna doğru Dil Eğitimi için Kanada Toronto’ya gittim. LSC’de Kanada İngilizcesi öğrendim ve pratik yapma olanakları buldum. Bana bu koşulları sağlayan eski eşime çok teşekkür ederim.

2013 yılında ikinci doğumu yaptıktan yaklaşık 3,5 – 4 ay geçmişti ki, bir gece yattıktan sonra bir daha hiç hareket edemedim. Geçici felç geçirdim. Hastalık sürecim böylelikle başlamış oldu. Gece ateşlendim. Ayaklarımdan yukarı doğru var gücüyle yayılan bir elektriklenme, ateş, eş zamanlı olarak bedenimde gezinerek beni konuşamaz, hareket edemez, nefes alamaz, kımıldayamaz, (Adeta hamurlaşmış bir kıvamda, iskeletsizmişim gibi...) bir hale getirerek bitkisel hayatta gibi bir sağlık sorunu sürecine soktu. Sabahleyin ambulansla hastaneye kaldırılmışım…

Sebebi bir türlü bulunamayan beni yatalak hasta konumuna sokan geçici felçler, ara sıra tekrar etti. Gitmediğim doktor, gezmediğim hastane ve muayene olmadığım branş kalmadı. Yıllarca ağrı, sızı, acı çektim. Tam bir yıl boyunca kırmızı ve yeşil reçeteli ilaçlar kullandırıldım. Tahammül edilemeyecek ağrılardan komalara girmeye başladım. Marjinal sebebi yoktu.

27 Ocak 2016’da Bel Fıtığı ameliyatı oldum.

12 Şubat 2016’ da Kemiğin içine sinir sıkışması operasyonu geçirdim.

14 Mart 2016’da bel omurlarıma titanyum platin ve vida takıldı.

Ve 22 Nisan 2016’da titanyum platin ve vida takılan bölgede iç kanamanın birikmesi sonucu oluşan yumruk kadar KİST için yeniden ameliyat olmak zorunda kaldım.

27 Aralık 2017’de %46 oranla engelli raporu ile engelli kimlik kartı alarak Engelli Bireyler arasına katıldım. Kronik olarak diyabet Hastasıydım ve artık düzelemeyecek ortopedik Rahatsızlığı olan bir insandım. Bacaklarım tutmuyordu.

Hem Psikolojik hem de Biyolojik yönden ama bir türlü sebebi belirlenemeyen bir şekilde bedenimdeki felç durumu sürekli olarak tekrarlanıyordu. 3 ayda bir hastanede yatıyordum.

Bir yandan da dikkatimi başka yönlere çekmek için hobiler edindim, okumayı ve yazmayı çok sevdiğim için ağır hasta olduğum halde Eskişehir Anadolu Üniversitesi Açık öğretim Sosyal Bilimler Fakültesi’nde Sosyoloji Bölümüne, İkinci Üniversite Statüsünde Toplumsal Sorunlara daha bilinçli bir yaklaşım sergileyebilmek için başladım.

Hem hastanede yatıyordum hem de sınavlara çalışıyordum. Hem acıdan ve ağrıdan kıvranıyordum hem de yüksek sesle ders kitaplarımı okuyordum. Kafamı dağıtmak adına her şeyi yapıyordum.

Acılarıma rağmen kıvranarak da olsa Eğitim Psikolojisinden- Eğitim Felsefesine, Toplumsal Cinsiyet Çalışmalarından- Modern Sosyolojiye, Bilim Felsefesinden- Kültür Sosyolojisine kadar sayfalarca kitaplar okuyarak kendi kendime iyileşmeyi umut ederek büyük bir savaş veriyordum. Zamanla benim her an’ıma şahitlik eden insanların sempatisini kazanmaya başladım.

2017-2018 arası eş zamanlı hastane-ev-hastane-ev süreci yaşarken, aynı zamanda da Sosyal Medyadaki Sosyoloji ile ilgili bir sitede sayfa yöneticiliği yaptım. Sürekli araştırmalar yaparak, sürekli okuyup, öğrendiklerimi özetleyip sayfada paylaşıp tartışma yönettim.

Hastalıklarım bunlarla sınırlı değildi. Tedavim sırasında osteonekroz sonucu avasküler nekrozun 3. evresinde olduğumu öğrendim. Bu ne demekti ve bana ne olacaktı? Merak ve korku içindeydim açıkçası içim ürpermişti. Hemen iki küçük evladım aklıma geldi. Kuzularım yine “ANNE YOKSUNLUĞU” içinde mi olacaktı?

Tedavisi var mıydı bilmiyordum, çünkü ilk kez duymuştum. Araştırmalarım devam etti. Belirsiz hastalıklarımı yaşıyorken bir tanesi tanılanmıştı. Bu bile şükür sebebimdi.

Ağrılarım günden güne artmaya devam etti, çoğu zaman can havliyle kıvranırken, evlatlarım beni o halde görmesinler ve etkilenmesinler diye ya hastanede yattım ya da İstanbul’daki ailemin yanına gidip kaldım. Gerçekten çok çok zor bir süreçti.

38 yaşında genç bir anneydim, hayatının baharında yetenekli, azimli, çalışkan ve başarılı bir kadındım. Belki de o şekilde düşünerek kendimi kandırıyordum. Beynim benimle oyun mu oynuyordu?

20 Eylül 2019’da Kuantum Düşünce Teknikleri Eğitimi almaya başladım. Seanslara katıldım. Bu seanslar bana ağrılarımla nasıl baş edeceğimi öğretti. Son bir yıldır ağrı çekmiyorum, yürüyebiliyorum, konuşabiliyorum, kendi kendime öz bakım yapabiliyorum, rutin işlerimi de yapabiliyorum.

İstanbul’a geri döndüm. Kendimi, doğası gereği olması gereken, hür bir kartal olarak hissediyorum. Nadas dönemimden sonra uçmaya hazır olacağım.

Şu an içerik üretici yazarlık yapıyorum. Kafamda projesini hazırladığım kitabım için daha fazla materyal topluyorum. Doğayı gözlemleyerek okuyorum. Konuşamadığım dönemlerde insanları gözlemleyerek, öz’lerini okumayı geliştirdim.

Artık, hayalini kurduğum ağrısız bir şekilde nefes alabiliyorum, kirpiklerimin ağırlıklarını hissetmeden gözlerimi kırpabiliyorum. Düşünebiliyor musunuz ben artık merdiven basamaklarını çıkabiliyorum. Her ne kadar avasküler nekroz yani kemik çürümesi Hastalığım devam etse de…

Meğer; unuttuğum, “Ağrısız Hayat” ne kadar güzelmiş.

Anka kuşunun geçtiği 7 çile sonrasındaki Kaf Dağ'ına ulaşmama az kaldı. Bir umuttur yaşamak...

Hayatta sizin için çok önemli üç şey nedir diye sorsam ne cevap verirsiniz?

-Hayatta benim için en önemli şey,

en başta iki evladım, sonra ömür boyu eğitim ve kişisel gelişim, haddini ve kendini bilmek, ayrıca sorgulama yeteneğini kullanmak, etik değerler, merhamet ve vicdan...

Jale Hanım nelerden keyif alırsınız?

-Hayatta en çok evlatlarımla birlikte olmaktan, onların gelişimlerini izlemekten, sevdiğim yazar ve ilgimi çeken konular hakkında yazılan kitapları okumaktan, düşünce yolculuğuna çıkmaktan, yazı yazmaktan, sorgulamaktan etki-tepki bağı kurarak öz’e inmekten, renklerle ilgili uğraşılar yapmaktan; örneğin makyaj yapmaktan kendime ya da karşımdaki insana makyaj uygulaması yapmaktan, tuval üzerine yağlı boya yada akrilik boya kullanarak kendimce boyamaktan, düşünsel olan her şeyden keyif almaktayım.

Jale Hanım, sizin için mutluluk nedir? Nelerle mutlu olursunuz?

-Benim için mutluluk; Öncelikler evlatlarım, evlatlarım, evlatlarım... Sonra tüm çocukların sıcak bir yuvada, kendi ile barışık sevgi dolu bir ailede, farkındalığının farkında olan ebeveynleri örnek alarak yetişmesi ve topluma kazandırılmaları, tacize uğramamaları, şiddet ile tanışmamaları...

Kuantum Düşünce Tekniğine inanarak ve uygulayarak benimsemek Ruhumu sevgi ile onararak, sağlıklı bir yaşam sürmek.Bilgiye ulaşılabilirlik.

Bilgi açlığı çekiyorum. Meraklı ve araştırmacı kişiliğim sayesinde yeni dünyalar keşfettim. Katman katman derinlikleri olan bir insanım.

Muğla’da üniversitede okurken, sınıfça gittiğimiz gezilerin birinde İzmir Ege Serbest Bölge’nin içindeki Uzay Kampında Mars Gezegeninde yürürken o koku beynimi uyardı ve “işte bu” dedirtti. “İşte bu! olmak istediğin ve mutlu olacağın yer... Uzay Boşluğu... Hem sessiz hem de keşfedilecek galaksilerle dolu. "Takdir edersiniz ki bu pek mümkün değil. Bir de mutlulukla ilgili olarak şunu söyleyebilirim; insanın kendi kendine yetebilmek, Öz’ünü sevmek..

Şimdi biraz da gelecekten konuşalım. Geleceğe dönük ne gibi planlarınız var?

-Geleceğe dair planlarım arasında; okunabilirliği olan bir yazar olmak, kafamda tasarladığım kitabımı yazmayı tamamlayıp rumuzum olan Filozof Sosyolog ile binlerce milyonlarca kişiye ulaşabilmek. İngilizce ve İspanyolca çevirisi ile kitlelere ulaşmak. Bilinen bir Sosyolog olmaya niyet ediyorum. (Kuantum Düşünce Tekniği’ne göre, kesinlikle “istiyorum” kelimesini kullanmıyoruz. Çünkü istediğiniz her ne varsa askıda kalıyor. Oysaki “Niyet ediyorum. Evet Oldu Bile," dediğinizde enerji aktifleşmiş olarak size ulaşıyor. Detaylı ve derin bir konu, bir ara daha detaylı bahsederim)

Aslında, kuantum ve sosyolojiyi harmanlayarak “insana yatırım” yapmak niyetindeyim.

Peki, sosyal medyayla aranız nasıl? Teknolojiyi nasıl görüyorsunuz?

-Sosyal Medya ile aram olması gerektiği kadar... Dijital çağa ayak uydurabilmek ve gelecek neslin dilini anlayabilmek, gelişmelerden haberdar olabilmek, dünyanın diğer ucunda yaşananlara kayıtsız kalmamak... Sosyal medyayı mesleğimin gereği olarak aktif ve kesinlikle bilinçli kullanmam gerektiği kanaatindeyim.

Bir gününüz nasıl geçiyor?

-Bir günüm şöyle geçiyor: Bu aralar ben geceyi gündüz, gündüzü gece ettim. Gecenin sessizliği ve sadakati bana huzur veriyor. Yazılar yazıyorum, bir iki satır dahi olsa kitap okuyorum, sevdiğim yemekleri pişiriyorum, canım babamla ilgileniyorum (felç geçirdi ama şuan çok şükür iyileşme sürecine girdi), takı tasarımı yapıyorum, boncuk dizmek inanın çok keyifli ve de tam bir meditasyon kaynağı... Müzik dinliyorum... Keyifli ve hareketli şarkıların yanı sıra “ney” dinliyorum. İlahi dinlemek başlı başına keyif benim için...

Hafta sonları neler yaparsınız?

-Hafta sonları diye bir kavramım yok bu aralar. Çünkü; geçici olarak bu süreci yaşamam gerektiğini biliyorum. Aklıma ve ruhuma iyi gelen ne varsa onu yapıyorum. O an ne istersem… Ev kuşuyum diyebilirim. Kendi kendime yetebiliyorum. Önemli olan mutlu ve huzurlu olmak değil mi? Kendimle zaman geçirmekten keyif alıyorum.

İş dışında uğraştığınız hobileriniz var mı?

-İş dışında uğraştığım hobilerim arasında boyama yapmak (porselen kupa bardak boyamak, tuvalimi boyamak gibi...) müzik dinleyerek boncuk dizmek, ara sıra da olsa tv izlemek, sosyal medyada yeni trendleri takip etmek, kendimi şımartmak örneğin cilt ve saç bakımı yapmak, dans etmek gibi...

Evde yemek yapar mısınız? Yaparsanız en çok hangi yemekleri yaparsınız?

-Evet, evde yemek yaparım. Aslında tek tek sayarak ayırt edemeyeceğim. Hem yapmayı hem de yemeyi çok severim. Her yemeği yapabilirim.

Herhalde üniversite yıllarımdan kalmış olsa gerek demeyi çok isterdim ama değil tabi ki de... Örneğin, süzme peynirle harmanlanmış fesleğenli, domates soslu makarna yapmayı ve keyifle yemeyi çok severim.

Jale Hanım gençlere başarılı olmaları için ne yapmalarını önerirsiniz?

-Gençler, başarılı olmaları için; hangi yaş grubunda olurlarsa olsunlar, mutlaka Küçük Prens’i okusunlar. Dünya Klasikleri serisini, dünya yazarlarını okusunlar. Türk Dili ve Edebiyatına önem versinler. Edebiyatımızın önemli eserlerini okusunlar. Nasrettin Hoca'dan, Peyami Safa’ya, Mehmet Akif Ersoy’dan, Cahit Külebi’ye, Nazım Hikmet’ten, Özdemir Asaf’a, Ziya Gökalp’ten, Mübeccel Belik Kıray’a, daha sayamadığım birçok değerli insanın kitaplarını okusunlar.

Sayfaları çevire çevire, kitaba temas ederek, o kitabın kokusunu alarak, satır satır düşünerek okusunlar. Gözlerini kapatıp düşünsünler. Yazarın o anki ruh halini, okudukları dönemi, teknolojiyi, imkanları, duygularını, kelimelerin kullanılış sıralamasını, içeriğini, ne demek istediğini, satırlar arasındaki vurguyu ve asıl anlatılmak isteneni, elindeki o kitabın derinliğine inerek okusunlar…

Doğayı, hayvanları, çevrelerinde olan her şeyi gözlemlesinler.

İnsan hayatına dokunsunlar. Hiçbir zaman, hiçbir konuda vurdumduymaz ve duyarsız olmasınlar.

Profesyonelleşebilecekleri bir konu seçip, bir dal belirleyip hem mesleki anlamda hem de kişisel gelişim alanında sürekli olarak bilgilerini güncellesinler.

Kuantum Düşünce Tekniğini mutlaka araştırıp öğrensinler.

Akıllarına her ne gelirse gelsin mutlaka yazsınlar. Notlar alıp onun üzerine katarak, pekiştirsinler. Sorgulasınlar. Kesinlikle SOSYOLOJİ okusunlar. Hangi mesleği yaparlarsa yapsınlar sosyoloji şart.

Özellikle çocuklar ve gençlerin hatta herkesin mutlaka en az bir hobisi olsun.

Müzik, resim, beden eğitimi, sanat, sinema, tiyatro, sahne sanatları, görsel sanatlar, el sanatları, doğa yürüyüşleri, bisiklete binmek vs. her ne olursa olsun bir hobiniz olsun.

Hobi edinmek ruhu onarıyor. Sağlığa ve başarıya giden yol hobi edinmekle başlıyor. Ruhunuzu onarırsanız başarıya giden yol kaçınılmaz oluyor…

Siz izin verdiğiniz sürece üzülürsünüz. Ve hastalanırsınız.

Ben başardıysam herkes başarır, ben yaptıysam herkes yapar, ben öğrendiysem herkes öğrenir. Kimsenin kimseden bir üstünlüğü yoktur.

Çabalamaktan ve mücadele etmekten asla vazgeçmeyin. Ruhunuzun gücüne inanın.

Jale Hanım bu samimi söyleşi için size çok teşekkür ediyorum.

Cengiz Hortoğlu