Oya Çebi Başarı Öyküsü

Oya Çebi Başarı Öyküsü

Değerli okurum, bugün sizinle harika bir ismin harika başarı öyküsünü paylaşacağım. Benim bu köşeye başarı öykülerini taşıdığım değerli isimlerin ortak yanları, başarılarının yanında aynı zamanda mütevazi ve samimi olmalarıdır.

Sayın Oya Çebi hem başarılı hem samimi hem de mütevazi bir gazeteci... Tüm sorularıma içtenlikle verdiği yanıtlardan dolayı çok teşekkür ediyorum.

Oya Hanım kendinizi tanıtır mısınız?

-Elbette, Habertürk’te spikerim. Yaklaşık 3 yıldır burada görev yapıyorum. Ama daha uzun süredir bu sektördeyim. Biraz kendimden bahsedecek olursam. Aslında Türkçe Öğretmeniyim. Liseden itibaren tamamen öğretmenlik üzerine eğitim aldım. Öğretmen lisesi, üniversitede eğitim fakültesi ve sonrasında da 4 yıl öğretmenlik yaptım. Ama öğretmenlik daha çok ailemin istediği bir meslekti. Tabii ki ben de çok severek yaptım ama tam olarak beni anlatmıyordu, ya da benim için tek başına yeterli değildi. Büyük kitlelerle sesimi duyurmalıydım. Daha çok eve, daha çok insana ulaşmalıydım. Ve dediğimi yaptım. Şimdi Habertürk’te yüz binlerce belki de milyonlarca insana hitap ediyorum.

Öğretmenlikten haber spikerliğine nasıl geçtiniz?

-İçimde sakladığım bir tohumdu, muhabir olmak, haberci olmak… Hiçbir zaman toprağa serpemeyeceğimi düşünüyordum. Ancak ta ki o gün hayatımı değiştirecek haberi duyana kadar. Yeni bir okul açılmıştı. Burada yetişecek öğrenciler arasında başarılı olan kişiler haber merkezinde çalışmaya başlayacaktı. Ben de fırsat bu fırsat dedim başka çarem yok İstanbul’a gidiyorum dedim. Tabi ailem istemedi. Etrafımdaki kimse inanmadı başaracağıma. Ama ben kendime çok güveniyordum. Ve herkese, her şeye rağmen İstanbul’a geldim. Eğitim aldım. Bütün çabam beni fark etmeleriydi. Çok çalıştım, pes etmedim. Ve 75 kişi arasından seçilen 3 kişiden biri oldum. Ama okul bitince hayaller de bitti. Çünkü hiçbir şey tahmin ettiğim gibi olmamıştı. Ses-seda yoktu. Ben de olmadı sanırım dedim. Etrafımdakiler haklıymış, olmadı, başaramadım. Buraya kadarmış benim maceram diye düşünürken gelen bir telefon benim hayatımı değiştirdi. Arayan kişi, yeni kuracakları ekibe beni de dahil etmek istiyordu. Ve derken haber maceram başladı, profesyonel anlamda... Şimdi böyle anlatırken bir çırpıda anlatılıyor belki ama bu dediğim olaylar benim 1 yıldan fazla bir zamanımı aldı. Ve gerçekten çok ama çok zorlandığım durumlar oldu.

Sizi çok iyi anlıyorum, başarınızın arkasında çok büyük bir emek var. Başarılı olmak için neler yaptınız? Nasıl çalıştınız?

-Öncelikle çok istedim ve çok çalıştım. Yılmadım ve gerçekten çok sabrettim. Belki herkes için benim gibi zorlu geçmemiştir bu yolculuk... Belki babası, belki kardeşi, belki bir hocası aracılığıyla mesleğe başlayanlar olmuştur. Ama ben gerçekten başta kimseyi tanımıyordum. Sonrasında tabii ki yol arkadaşlarım, değer verdiğim meslek büyüklerim oldu. Benim çalışmamı ve bu işi ne kadar sevdiğimi gördüler ve bana yardım ettiler. Ama başlarda öyle değildi. "Olmuyor" deyip gerçekten pes ettiğim zamanlar oldu. Çok sevsem de devam edemeyeceğim dediğim zamanlar. Haksızlığa uğrayıp, gözyaşlarımı tutamadığım zamanlar… Vazgeçtim. Çünkü insanoğlusun her gün güçlü olamıyorsun. Her gün dünyaya kafa tutamıyorsun. İşte en büyük şansım öyle zamanlarda bazen ailem beni kaldırdı, bazen sevdiklerim güç verdi, bazen de meslek büyüklerim yardımıma uzandı. Hayatımın artık bitti dediğim zamanlarında bazı kahramanlarım oldu. Şimdi isimlerini tek tek sayamasam da hiçbir zaman unutmayacağım güzel insanlar onlar. Ve onların verdiği güçle yoluma daha güçlü ve hızlı adımlarla ilerledim.

Gazetecilik yapmasaydınız ne yapardınız?

-Çocukluğumdan itibaren aklımda bazı meslekler belirmeye başlamıştı. Ben insanları savunmalıydım. Onlara yardımcı olmalı, dertlerini dinlemeli, yaralarına bir nebze de olsa merhem olmalıydım. Ve beni bu anlamda en iyi ifade eden mesleklerden avukatlık, gazetecilik ya da siyasetçi olmayı tercih etmeliydim. Ama ben öğretmen oldum. Çok keyifli, çok güzel yıllardı öğrencilerimle birlikte geçirdiğim zamanlar. Ama hayalim tabii ki farklıydı. Ve ben biraz gecikmeli de olsa istediğim mesleği, haberci olmayı (gazeteci) başardım. Gazetecilik yapmasaydım, avukat, siyasetçi ya kendi mesleğim olan öğretmenliği yapmak isterdim.

Hayatta sizin için çok önemli üç şey nedir diye sorsam ne cevap verirsiniz?

-Tabii ki ailem, sevdiklerim ve işim. Ben kalabalık, çok geniş bir ailede doğdum. Belki duymuşsunuzdur, Çebi’ler... Türkiye’nin en kalabalık ailelerinden biriyiz. Bu nedenle çok güzel bir aile ortamında büyüdüm. Saygı, sevgi, bağlılık, hepsini iliklerime kadar yaşadım. Bu nedenle aile hep önceliğim. Sevdiklerim beni bir puzzle gibi tamamlayan en önemli varlıklar. Benim ben olmam da katkısı olan güzel insanlar. İçinde arkadaşlarım, akrabalarım, hemşehrilerim, beni hiç tanımadan, görmeden bağrına basan seyircilerim, öğretmenlerim, meslek büyüklerimin olduğu grup. İyi ki varlar. Ve tabii ki son olarak işim. İşimi çok ama çok severek yapıyorum. İşim benim güne, her gün mutlu uyanma sebebim. Çünkü her gün var olan Oya’yı daha da güçlendiriyor, olgunlaştırıyor ve geliştiriyor.

En çok nelerden keyif alırsınız?

-Ben doğayı ve yeşilliği çok severim. Malum Karadenizli, Trabzonlu olduğum için hep doğal ortamlarda geçti çocukluğum, gençliğim. Bu nedenle de doğal ve samimi ortamlarda bulunmaktan müthiş keyif alırım. İki kedim var: Bahattin ve Sütlaç. Onlarla vakit geçirmek, onlarla oyun oynamak beni çok eğlendiriyor. Yaşlılarla sohbet etmeyi, onların hayatlarını dinlemeyi çok severim yine. Roman okumak gibi geliyor bana. Ailem ve sevdiklerimle vakit geçirmeyi sanırım söylememe gerek yok bile. Onun dışında kitap okumaktan, piyano çalmaktan, boş zamanlarımda şarkı bestelemekten, hikayeler üretip yazmaktan çok keyif alırım. Tabii daha keyif aldığım pek çok şey var ama şimdilik alıma gelenler böyle.

Sizi en çok ne mutlu eder? Nelerle mutlu olursunuz?

-Pek çok şey mutlu edebilir. Aslında ne kadarıyla mutlu olduğunuza bağlı. Ama tabii ki sevdiğim insanlarla vakit geçirmek, sevdiğim işlerle meşgul olmak, hayata dair yaptığım planlarımın ve emeklerimin boşa çıkmaması, başarılı olmak… Bu söylediklerimin hepsi mutlu olma sebebim. Ancak şunu bilmek gerekir ki hayat sadece mutluluktan ibaret değil, mutluluk tek başına sizi ayakta tutabilecek bir duygu değil. Bazen hüzün, bazen keder, bazen yaşadığınız olumsuzluk ve mutsuzluk bile tek başına mutluluğu anlamanıza yardımcı olur. Mesela öyle olaylar yaşarsınız ki hayatta bazen, hiçbir şeyi başaramasanız da sadece sağlıklı olduğunuz için mutlu olursunuz. Çevrenizde şiddet gören insanlar görürsünüz, paranız yoktur, statünüz yoktur, ama sadece çok güzel bir aileye sahip olduğunuz için mutlu olursunuz. O nedenle mutluluk içinde pek çok duygunun harmanlanması sonucu ortaya çıkan ve size keyif veren bir duygu bence...

Şimdi biraz da gelecekten konuşalım. Geleceğe dönük ne gibi planlarınız var?

-Geleceğe dönük pek çok planım var. Planlarımı ikiye bölüyorum. Birini spiker Oya ÇEBİ olarak planlıyorum, diğerini ise sadece Oya olarak.. İş konusunda benim yerimde olan herkesin hayali bir gün Ana Haber sunmak ya da program moderatörü olmaktır. Ama benim hayalim insanlara ulaşabilmek, onların hayatlarına dokunabilmek, yaralarına merhem olabilmek, seslerini bir nebze olsun duyurabilmek, tanınmaktan ziyade dinlenmek ve dinletebilmek, genç-yaşlı ayırt etmeksizin herkesin kendi evinden biri gibi görebileceği, doğruluğuna ve sözüne güvenilen bir haberci olabilmek. İş hayatının dışında bakacak olursak, tabii ki iyi bir insan ve iyi bir birey olabilmek.

Başarmak isteyenler size, “Başarınızın Sırrı nedir?” diye sorsalar, ne cevap verirsiniz?

-Başarmak kimine göre çok kolay, kimine göreyse çok zorlu bir yolculuk. Benimki zorlu yolculuk kısmına giriyor. Bugün buradaysam sizinle bu röportajı gerçekleştiriyorsam bunun pek çok nedeni var. Bunlardan ilki çok istemek; istediğiniz zaman başaramayacağınız hiçbir şey yok. Çünkü güç bizim içimizde. İkincisi ise inanmak; inanmadığınız sürece istekli olmanız yeterli değildir. Çünkü istemek geçici bir histir. İnanmak ise isteğiniz için mücadele gücünüzü, dayanıklılığınızı ve kararlılığınızı artırır, vazgeçip pes etmenizi engeller. Bir diğeri yetenek. Yetenek olmazsa isteğiniz ve inancınız sizi bir yere kadar götürebilir. Ama yeteneğiniz sizi büyütür, fark edilmenizi ve başarılı olmanızı sağlar. Dördüncüsü çalışmak yani emek vermek. Çalışmazsanız hiçbir zaman başarılı olamazsınız. Yeteneğiniz de sizi kurtarmaya yetmez. Çünkü bir insanın başını dik, gönlünü ferah tutan en kıymetli duygu emek. Ve son olarak belki de en önemlisi sabretmek. Gençler malum çok heyecanlı. Her şey hemen olsun istiyor. Ama tüm bu dediklerimi yapıp ve sonunda sabrederlerse başarının gelip kendilerini bulacağını fark edecekler.

Peki, sosyal medyayla aranız nasıl? Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyor musunuz?

-Duruma göre değişiyor. Twitter ve instagramım var. Twitter’da nadiren kendi fikirlerimi paylaşıyorum. Ancak pek çok gelişmeyi haberci olduğum için oradan takip ediyorum. Zira önemli açıklamalar artık sosyal medya üzerinden yapılabiliyor. Ya da kurum ve kuruluşlar twitter üzerinden bilgi paylaşımı yapabiliyor. Bu nedenle biz haberciler için twitter önemli bir sosyal medya aracı. Yani takip olarak aktif, ama kullanım olarak pasifim diyebilirim.

İnstagram’ı daha çok tercih ediyorum. Kendimden, bazen duygularımdan, bazen de yaşantılarımdan kesitler sunuyorum. Çünkü insanların beni sadece ekrandan tanımalarının önyargılara sebebiyet vereceği düşüncesiyle gerçek beni de anlamalarını ve tanımalarını istiyorum. Ama tabii ki sosyal medyada yaşamayı sevmiyorum. Her zaman sınırlarım vardır. Yani aktarmam gereken kadarını paylaşıyorum kendimce. Çünkü yaptığımız iş ciddiyet istiyor, o ciddiyeti de muhafaza etmek gerekiyor.

Çok doğru, peki bir gününüz nasıl geçiyor?

-Sabah kalktığımda benim için en vazgeçilmez şey, aileyle yapılan müthiş kahvaltıdır. Bu nedenle önce güzel bir kahvaltı yaparım. Ardından günün öne çıkan başlıkları neler onları okurum, incelerim. Köşe yazılarına bakarım. Kim ne yazmış, hangi konular öne çıkmış diye. Sonrasında iki kedim var. Bahattin ve Sütlaç. Onlarla muhakkak vakit geçirim, oyun oynarım. İş öncesi kendimi biraz rahatlatırım. Sonra tabii ki iş maratonu başlıyor. Önce saç, makyaj ve kıyafet. Akabinde haber merkezine geliyorum. Gündeme bakıyoruz. Konuklar ve konularla ilgili istişareler yapıyoruz arkadaşlarla. Ve 3,2,1 derken haberler başlıyor. Haber maratonunun ardından bültenle ilgili genel bir değerlendirme yapıp işimi yapmanın huzuruyla kanaldan ayrılıyorum. Arkadaşlarla iş sonrası oturup yemek ya da kahve eşliğinde günün yorgunluğunu atıyorum ve sonrasında tekrar evimin yolunu tutuyorum. Tabii bizde her gün ayrı bir heyecan ve maratonla geçiyor. Ben size sadece klasik bir günümden kesitler anlatmaya çalıştım.

Hafta sonları neler yapıyorsunuz?

Uzun zamandır hafta sonu tatil yapamıyorum. Zira hafta sonu hep çalıştım diyebilirim. Daha önceki çalıştığım kanalda hafta sonu Ana Haber’i sunuyordum. Habertürk’e gelince yine hafta sonunu da kapsayacak şekilde gece çalışmaya başladım. Ve son olarak da yine hafta sonu gündüzleri çalışıyorum. O nedenle uzun zamandır hafta sonu pek bir etkinlikte bulunamıyorum.

İş dışında uğraştığınız spor veya hobileriniz var mı?

-Açıkçası işlerimin yoğunluğundan yürüyüş yapabiliyorum, vakit buldukça yüzüyorum. Karadenizli olduğum için deniz aşığı bir insanım. Denizsiz yapamam herhalde... O nedenle yüzme benim için spordan ziyade hobi diyebilirim. Bu arada çok iyi olmasam da dalışla da ilgileniyorum. Bazen de pilates yapıyorum. Açıkçası bu saydıklarımın dışında farklı bir spor yapmaya pek vakit bulamıyorum. Ama tabii ki spor yapmanın önemini ve faydalarını çok iyi biliyorum. Bundan birkaç yıl öncesinde bu soruyu yöneltmiş olsaydınız emin olun çok daha farklı cevaplar verebilirdim. Zira, ben lisanslı voleybolcuyum. 6 yıl voleybol oynadım. Üniversitede koşu yarışmalarına katıldım. Bir ara basketbol dersleri aldım. Rafting ve kayak yapmak, yine sevdiğim ve yaptığım sporlar arasında yer alıyor. Yani sporun pek çok dalıyla ilgilenmeye çalıştım.

Bunların dışında hobilerimden bahsetmek gerekirse, piyano çalmayı çok severim. Beni müthiş rahatlatıyor. Söz yazmak ve bestelemek, şiir yazmak-seslendirmek, resim yapmak da yine hobilerim arasında yer alır. Zira resim yarışmasında derecelerim var. Ama dediğim gibi yoğunluktan artık eskisi kadar vakit bulamıyorum tüm bu saydıklarımı yapmaya... Ama hepsinin bendeki yeri çok farklı. Severek yaptığım ve beni çok rahatlatan konular çünkü...

Oya Hanım gençlere başarılı olmaları için ne yapmalarını önerirsiniz?

-Başarılı olmanın sırrını açıkladığım soruda aslında bir nevi bu soruya da cevap vermiş oldum. Başarının şansa ihtiyacı yoktur. Ben hep buna inanırım ve bunu söylerim. Azim çok önemli ama dikkat edin hırs demiyorum. Hırs sizi yanlış yollara sürükleyebilir. Kalp kırabilirsiniz. Ya da istemeden insanlara zarar verebilirsiniz. Ama azim öyle bir şey değil. Sizi hep kendinizle yarıştırır ve hep daha ileri gitmenizi sağlar.

Ayrıca her umutsuzluk ve yıkımda vazgeçmemelerini tavsiye ederim gençlere. Ben eğer bir ya da birkaç yıkımda vazgeçmiş olsaydım bugün bu röportajı yapmıyor olurduk. Düşeceksiniz, başarısızlık yaşayacaksınız. Bazen beklediğiniz desteği göremeyeceksiniz. Ama böyle durumlarda kendinize hep güveneceksiniz. Mevlana’nın çok sevdiğim bir sözü vardır. Ben bunu hayat felsefem haline getirdim. Ve hep de faydasını gördüm. Gençlere de tavsiye ederim.

Mevlâna Der ki;

“Her şey üstüne gelip,

Seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde,

Sakın Vazgeçme!

İşte orası kaderinin değişeceği noktadır."

Varsayalım ki, 100 metrelik bir koşu yarışındasınız. İlk 30 metreyi çok hızlı koşmanız önemli değil, ya da 70 metreyi. Önemli olan 100 metreyi asla pes etmeden tamamlamanız.

Ben mesela, acısıyla, tatlısıyla pek çok olay yaşadım. Kâh güldüm, kâh üzüldüm, kâh kazandım, kâh kaybettim, kâh yalnız kaldım, kâh kalabalıklaştım. Hayat işte… Ama ben yaşadıklarıma keşke demedim, pişman olmadım. Yaşadıklarımı birer tecrübe olarak elime aldım, cebime koydum. Yani hayatınızda yaşadığınız olumlu ya da olumsuz olaylar bize hep bir şeyler katar. Bu nedenle hayatınıza dokunan herkese teşekkür edin. Zira onlar sayesinde “ben ya da biz” oluyoruz, unutmayın.

Hayatınızda dönüm noktaları diyebileceğiniz zamanlar yaşadınız mı?

-Kesinlikle... Herkesin hayatında eminim çok önemli dönüm noktaları olmuştur. Benim de bu mesleğe dair bazı dönüm noktalarım oldu. Kısaca bahsetmem gerekirse, öncelikle Trabzon’dan öğretmenliği bırakıp bu meslek için İstanbul’a gelmem, hayatımda önemli bir dönüm noktasıydı. Akabinde pek çok eğitimler aldım haberciliğe, gazeteciliğe, sunuculuğa dair. Hiçbir şey olmayacak en iyisi Trabzon’a geri döneyim diye düşünüp vazgeçtiğim bir anda bir gün bir telefon geldi ve ben haber merkezinde işe başladım. Bu hiç beklemediğim bir telefondu. Bunun dışında muhabirdim, bir gün aniden öğle haberlerini sunan spiker arkadaşımız istifa etti ve derken benim artık spikerlik maceram başladı. Çalıştığım kanaldan ayrıldıktan sonra iş bulma sıkıntısı yaşadım bir süre. Bu süreçte çok denedim, çabaladım, olmuyor diye düşündüm. Öğretmenliğe başladım tekrar… 2 hafta öğretmenlik yaptıktan sonra bir telefon geldi ve benim hayatım yine değişti. Çünkü o telefonla birlikte ben Habertürk’te işe başladım. Şimdi anlatırken böyle birkaç cümlede özetleyebiliyorum belki yaşadığım şeyleri, ama gerçekten çok zorlu, çok emek isteyen bir süreçti ve ben çok sabrederek geldim buralara. Hiç kolay olmadı anlayacağınız bu süreç benim için... Ama olsun belki de işimin benim için bu kadar kıymetli olmasının sebeplerinden biri de budur.

Ben içimde sakladığım tohumu elime aldım ve toprağa serptim. Sonra suladım, filizlendi. Kök salmaya başladı ve derken koca bir ağaca dönüştü. Artık bundan sonra, çiçek ve meyve vereceği günleri bekliyorum. O zaman tadı çok daha güzel olacak.

Gençler size tavsiyem. Fidanınıza iyi bakın ve ondan asla vazgeçmeyin. Çünkü muhakkak bir gün meyvesini yiyeceksiniz.

Bu röportaj için Sayın Hortoğlu size de çok teşekkür ederim. Hem bana kendimi anlatma imkânı sunduğunuz hem de bu mesleği tercih etmek isteyenlere sesimi duyuracağınız için... Sevgilerle…

Sayın Oya Çebi ben de size çok teşekkür ediyorum. Sizinle söyleşiden çok keyif aldım. Başarılarınızdan dolayı sizi kutluyorum, içtenliğiniz ve mütevaziliğiniz için de çok teşekkür ediyorum. Yolunuz açık ve aydınlık olsun.

Cengiz Hortoğlu