Adalet duygusu zedelenirse

Haberlerimizde Türkiye’deki yargı kararlarına sık sık yer veriyoruz. Bu haberleri yaparken hukukçulara da başvuruyoruz çünkü biz hukukçu değiliz. Ama öyle kararlarla karşılaşıyoruz ki bu kararların toplumdaki adalet hissine tamir edilmesi çok güç zararlar verdiğini hukukçu olmasak da gayet net biçimde görebiliyoruz. Bu soyut bir tartışma değil üstelik. Yankısını ve etkisini gündelik hayatta hemen görüyoruz maalesef. Birbirinden çok ama çok farklı alanlarda ortaya çıksa da sebebi hep aynı, toplumun adalet duygusunun ağır yara almış olması.

Bunun faturasını geçen hafta ve bu hafta iki kişi çok ağır bir biçimde, hayatlarını kaybederek ödedi. 26 Mart gecesi İstanbul Kartal’da iddiaya göre bir otomobili çalmaya kalkarken yakalanan 29 yaşındaki Çetin Gül aralarında araç sahibinin de bulunduğu sekiz mahalleli tarafından linç edilerek öldürüldü.

3 Nisan’da ise Ergün Arslan (40) Diyarbakır’da 12 yaşında bir kız çocuğunun fotoğrafını çektiği iddiasıyla bıçaklandı, sokak sokak dolaştırıldı ve hayatını kaybetti. Olaydan bir iki gün sonra Arslan’ın aslında tacizi engellemeye çalıştığı ve muhtemelen tacizciler tarafından bıçaklandığı ortaya çıktı.

“Küfr ile belki amma zulm ile payidar kalmaz memleket”. Bu sözle sanırım Nizamülmülk’ün Siyasetname’sini okurken karşılaşmıştım. Adalet kavramının bir toplumun varlığı ve dirliği açısından önemini anlatan daha iyi bir söz yok bence. Kısaca şunu diyor: Bir ülkenin yöneticileri, hâkimleri inançsız olsalar dahi ülkeyi adaletle yönetiyorsa o ülke ayakta kalabilir. Ama eğer ülke adaletle yönetilmiyorsa yani toplumda adalet duygusu zedelenmişse, yöneticileri inançlı bile olsa o ülkenin hayatta kalması mümkün değildir.

Apple abonelik sistemine geçiyor

Apple kullanıcıları 10 yıl önce telefonlarını ortalama iki yılda bir değiştirirken bugün bu süre günümüz itibarıyla üç yıla çıkmış. Apple’ın telefonlardan kazancı ise ortalama 800 dolar civarında. Şirket telefon başına üç yılda bir 800 dolar kazanmayı yeterli görmediği için daha çok para kazanmanın yolunu aramış ve bulmuş: Abonelik sistemi. Aslında telefonu vade farkı koyarak üç yıllık bir taksit sistemiyle satacak. Süre boyunca kişi telefonun kiracısı süre sonunda ise sahibi olacak. Arada yeni model çıkarsa eski telefonu geri verip aboneliğini yeni modele yükseltebilecek. Tüm ayrıntıları yazmayayım ama şirket mesela bugün piyasada olan en pahalı modelinin perakende satışından 1.099 dolar kazanırken bu sistem sayesinde aynı modelden 1.800 dolar kazanacak. Telefon başına ortalama kazancı ise 1200 dolara çıkacak. Ben buradan iki ders çıkardım. Birincisi, bu abonelik işi çok ama çok yaygınlaşacak gibi görünüyor. Elektrikli kent ulaşım araçları, ofisler, evler gibi alanlarda şimdiden başlamış olan bu süreçte çok daha bir alanı kapsayacak gibi görünüyor. İkincisi, uluslararası şirketler, tüketim sektörü, kısacası piyasa ekonomisi yeni bir dönüşüme giriyor ve bundan kaybedecek olan yine biz sıradan insanlar olacağız.

Nisa bebeğin babası

Her ne kadar haberin sunuş cümlelerini yazan arkadaşıma kıyasla ben, okurken biraz daha yumuşatmaya çalışmış olsam da yine de anneyi kınamış olduk ilk günkü haberimizde. Sonra o annenin küçük yaşta zorla imam nikâhıyla evlendirildiği, şiddet gördüğü, sığınma evinde kaldığı, oradan altı ay doldu diye atıldığını, kimseden yardım görmediğini hatta yardım görmek bir yana hayatının sürekli zorlaştırıldığını öğrendim. Ve o haberde yer alan vicdansız anne sözlerinden utandım. Bir de aklıma takıldı o bebeğin bir de babası var değil mi? Onu niye konuşmadık? Bir de o bebek devlete emanetti değil mi? Ne oldu da devlet o emanete bakamadı? Biz sorduk bu soruları ama sorular bir aksi sedası olursa işe yarıyor.