Bir bilgi

1 Ağustos 2021

Vandalizm modernlikle birlikte hayatımıza giren kavramlardan biri. Bu bir hastalık mı yoksa bir davranış bozukluğu mu? Ya da modern hayata karşı umutsuz bir başkaldırı mı? Genel görüş bunun toplumsal bir hastalık olduğu yönünde. Özetle, kamu malına bilinçli zarar vermenin bilimsel adı Vandalizm. Bizde kamusal alan denen şey herkesin ortak malı ve sorumluluğu olarak algılanmaz. Aksine, eğer bir alan kamusal alansa, “sahipsiz” muamelesi görür. Kimsenin değildir. Dolayısıyla, kirletilebilir, yok edilebilir. O yüzden, bizde Vandalizm örnekleri tükenmez.

Bir fıkra

Temel ile Fadime nişanlı, evlenecekmiş. Düğün öncesi zaman zaman fırsat bulup bir araya gelip o çaylık senin, bu fındıklık benim geziyorlarmış. -Gençler tabii, kanları kaynıyor- akılları fikirleri de o işteymiş! Ama utandıklarından ikisi de açık açık bir şey söyleyemiyormuş. Yine öyle bir gün fındıklıklarda gezerken Temel dayanamayıp, “Bu bahçeden bir fındık dalı kıranı bilmem ne ederim” demiş. Fadime de fırsatı kaçırmayıp gülümseyerek bir fındık dalı kırıvermiş. Temel sözünü tutmuş elbette. Fakat beş dakika sonra bir dal daha kırmış Fadime. Sonra bir dal daha, bir dal daha... dördüncü dala geldiğinde artık gücü kalmayan Temel bir kırılan dala, bir Fadime’ye bakmış ve “O kırdığın vakıf malıdır, ben karışamam” demiş.

Bir olay

İlginç bir Vandalizm örneği düştü önüme üç dört gün önce. Ama bu denli nadide bir örnekle karşılaşacağımı hiç ummamıştım. Görüntü Niğde’de çekilmiş. Adamın biri sokaktaki bir çöp kutusuyla güreşip sonunda kutuyu kırıyor. Ama sıradan bir Vandalizm vakası değil bu. Adam kişisel bir meselesi varmış gibi kavga ediyor çünkü çöp kutusuyla. Üstelik mücadele de bayağı uzun sürüyor. Adam kutuyu defalarca yere vuruyor görüntüde ama çöp kutusu beklenenin üzerinde bir güçle tuş olmamak için uzun süre direniyor. Adam yerlere yatıyor, tek dalıyor, çift dalıyor ve sonunda çöp kutusunu alt etmeyi başarıyor. Son olarak da zaferini taçlandırmak için o kutuyu yerinden söküp caddenin karşısına fırlatıyor ve yoluna devam ediyor.

İşin asıl ilginç yanı, tüm bunlar olurken seyreden bir sürü başka insan da girip çıkıyor görüntüde. Kimse müdahale etmiyor adama. Bakmıyor bile o tarafa.

Yazının devamı...

Makarnalı kebap

4 Temmuz 2021

"Bu İtalya’da yasa dışı tatlım. Bunu yapamazsın.” Böyle diyordu izlediğim videoda İtalyan bir adam muhtemelen başka bir milletten olan kız arkadaşına. Video kızın eline aldığı bir paket spagettiyi kaynar suya atmadan önce kırmasıyla başlıyor. Kız spagettiyi kırmadan önce kameraya bakıp, “Bakın şimdi neler olacak” dercesine gülümsüyor. Gerçekten de spagettinin kırılarak suya atıldığını gören İtalyan nazik bir şekilde çıldırıyor: Ziyan ettin, bu artık spagetti değil!

Bir de şöyle bir fotoğraf esprisi var: Fotoğrafta arka planda bir grup adam bayağı bir çaba harcayarak başka bir adamı zapt etmeye çalışıyor. Ön planda ise bir pizzanın üzerine ananas dilimi koymak üzere olan bir el görünüyor. Fotoğraf altı yazıda ise “Göçmen bir İtalyan-Amerikalıya zorla, pizzanın üzerine ilk kez ananas koyulması izlettiriliyor” yazıyor. 

Diyeceksiniz ki “Bunda ne var?”

Hani İtalyan mutfağı diye bir şey var ya. O mutfak dünya çapında işte bu şekilde etkili ve ünlü oluyor. Yoksa kebabın yanına makarna koyarak, pilavın üstüne ne bulursan aynı anda boca ederek, yaptığın her yemeği devasa miktarlarda yaparak, her yemeğin üstüne kaşar rendesi dökerek ya da eti tokatlayarak dünya mutfağı olamıyorsunuz.

Kumarcılar yeniden

Birkaç aydır pek dikkate değer bir şeyler yapmamışlardı. Açıkçası, bu sessizlikleri sonucu yavaş yavaş radarımdan düşmeye bile başlamışlardı.

Yazının devamı...

Masal dinlememiş çocuklar

6 Haziran 2021

Bu hafta yine harika bir haber gördüm. Maalesef siyaset, korona ve çevre felaketi haberleri arasında hiç dikkat çekmedi. Gerçi bu saydıklarım olmasa da pek dikkat çekeceğini sanmam ama neyse...

Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Necati Demir imzalı 10 ciltlik bir çalışma yayımlandı. İsmi Anadolu Türk Halk Masalları. Prof. Demir haberi sosyal Medya’dan duyurdu. “Yaklaşık 30 yıldır köy köy, ilçe ilçe alan araştırmaları ile derleyip çözümlediğim arşiv, galiba dünyadaki en kapsamlı çalışma” diye tarif ediyor bu çalışmayı. Toplam 5 bin sayfa ve içinde 1638 masal var.

Bir toplum onu bir arada tutan ve kimliğini oluşturan şeylerin tamamını yitirse ve elinde bir tek masallar kalsa, o toplum kim olduğunu ona hatırlatacak  yeterli kaynağa sahiptir bana kalırsa. Masallar toplumsal kimliğimizin hikayeleridir.

O yüzden çocuklarınıza masal okuyun. Siz de masal okuyun.

Kunos var mesela Macar Türkolog... Ne yapın edin onun Türk Masalları kitabının bir kopyasını bulun. Pertev Naili Boratav’ın Az Gittik Uz Gittik derlemesini muhakkak edinin. Ve elbette Ziya Gökalp’in Şiirler Ve Halk Masalları derlemesini de... Naki Tezel’in Türk Masalları ve İstanbul Masalları, Karakarga Yayınları’ndan çıkan Dünya Masalları serisini de... Ve burada yazamadığım nicesini de...

Çünkü  “bir gün hepimiz masalları tekrar okumaya başlayacak kadar yaşlanacağız.”

Ve çünkü  “masal dinlememiş çocuklar büyüyünce kedi resmini bile cetvelle çizerler.”

Üretiyoruz ama kullanmıyoruz

Yazının devamı...