Altını çizdiklerim -2

Bu hafta İsmail Cem’in “Siyaset Yazıları” kitabına paralel Immanuel Wallerstein’ın “Bildiğimiz Dünyanın Sonu” kitabını tekrar karıştırdım. Tekrardan kastım da ikinci kere demek değil; yanlış anlaşılmasın, bu kitap da sık sık dönüp baktığım bir başucu kitabı oldu benim için neredeyse. Bendeki baskısı Nisan 2012 tarihli. Demek ki 10 yıldır bir şekilde hayatımda olan bir kitap. Kitap ABD’de 1999’da ilk baskısını yaparken bizde de pek gecikmeden Ekim 2000’de Metis tarafından yayımlanmış. 

Her okuyuşumda biraz daha etkilendiğim bu kitaptan bir iki paragrafı paylaşmak isterim. Bugünü anlamak konusunda bir hayli yardımcı olacağını umuyor ve tamamını okumanızı öneriyorum. 

“Yirmi birinci yüzyılın ilk yarısı, yirminci yüzyılda gördüğümüz her şeyden daha güç, daha düzen bozucu ama aynı zamanda daha açık olacak bence. Bunu hiçbirini burada tartışmayacağım üç öncülden yola çıkarak söylüyorum. Birinci öncül şu: Bütün sistemler gibi tarihsel sistemler de ölümlüdür. Bir başlangıçları, uzun bir gelişmeleri ve dengeden uzaklaşıp çatallanma noktalarına ulaştıkça yaklaştıkları bir sonları vardır. İkinci öncül, bu çatallanma noktalarında iki şeyin geçerli olduğudur: Küçük girdiler büyük çıktılar yaratır (oysa sistemin normal gelişme zamanlarında, büyük girdiler küçük çıktılar yaratır) ve bu tür çatallanmaların sonucu bünyevi olarak belirsizdir. 

Üçüncü öncül ise modern dünya sisteminin, tarihsel bir sistem olarak ölümcül bir krize girmiş olduğu ve varlığını elli yıl daha sürdürmesinin pek muhtemel olmadığıdır.” 

“Dolayısıyla şu anda sadece bu öncüllerimden ahlaki ve siyasi sonuçlar çıkarmak istiyorum: İlk sonuç, her türlü biçimiyle Aydınlanma’nın vazettiğinin tersine, ilerlemenin hiç de kaçınılmaz olmadığıdır.” 

“İkinci sonuç modernliğin temel öncüllerinden biri olan, kesinliklere duyulan inancın körleştirici ve sakatlayıcı olduğudur.” 

“Üçüncü sonuç da şudur: Evrendeki en karmaşık, dolayısıyla da en güç sistemler olan insani toplumsal sistemlerde iyi toplum mücadelesi sürmekte olan bir mücadeledir. Üstelik insani mücadelenin en fazla anlama sahip olduğu zamanlar tam da tarihsel sistemden (mahiyetini önceden bilemeyeceğimiz) bir başkasına geçiş dönemleri olmaktadır.” 

“Çıkış yok mu? Mevcut tarihsel sistemin çerçevesi içinde hiçbir çıkış yok mu? Ama biz zaten bu sistemden çıkma sürecindeyiz. Önümüzdeki gerçek soru, sonuçta nereye gideceğimizdir.” 

“Tarihsel sistemlerin öldüğü başka noktalarda olduğu gibi, bugün de, bireysel ve kolektif girdilerimizin sonuç açısından gerçek bir fark yaratacağı tarihsel seçimlerle karşı karşıyayız. Ancak bugünkü seçim anı, önceki bu tür anlardan bir açıdan farklı. İçinde yaşadığımız tarihsel sistem tüm yeryüzünü kaplayan ilk sistem  olduğu için, bu da bütün gezegeni ilgilendiren bir seçim olacak.”