Deniz Bayramoğlu

Deniz Bayramoğlu

deniz.bayramoglu@kanald.com.tr

Tüm Yazıları

Pek konuşmak, yazmak istemesem de siyaset muhakkak ama muhakkak bir yolunu bulup gündemin en tepesine yerleşiyor. Gerçi memleketimizde siyaset her zaman gündemin birinci maddesidir. Yaşanan olaylar da öyle sıradan olaylar değildir, bunu kabul ediyorum. Ama seçimler sonrası hani biraz yatışmasını beklersiniz ya, olmuyor.

Ana muhalefet partisi lideri Sayın Kılıçdaroğlu’nun Habertürk televizyonunda Mehmet Akif Ersoy’a verdiği canlı röportajdan bahsediyorum. Kılıçdaroğlu bu röportajda başta Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ile imzaladıkları protokol olmak üzere, yaptığı yorumlar ve açıklamalarla seçmeninin bir hayli tepkisini çekti. İlkesel olarak baktığınızda bu röportajda söyledikleri bugüne dek ortaya koymuş olduğu tüm iddialarını -demokratlık, şeffaflık, istişare, ortak karar alma, vd.- açığa düşüren sözler oldu ve kendisine yönelik hem parti içinde hem de parti tabanındaki hoşnutsuzluğu artırdı.

Haberin Devamı

Öte taraftan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun CHP Genel Başkanlığı için çalışmaları sürüyor. Fakat bu çalışmalar da parti içi bir değişim ya da yenilenme hareketinden çok, bir ekipler savaşı seviyesinde bir görünüm arz ediyor. “O ekip değil bu ekip yönetime geçsin” anlayışı kısacası. Dahası, İmamoğlu ekibinin bu hedefe varmak için kullandığı yöntemler de bu ekibin, CHP’nin ihtiyacı olan dönüşümü sağlama yeterliliği ve isteğine dair şüpheler doğuruyor. 

Bazen değişmek kaçınılmaz bir hale gelir. Hayat, koşullar, konjonktür, tarih size değişimi dayatır. Bunu önceden görerek kendini bu değişime hazırlamak ve süreci yönetmek ideal olandır. Böylelikle değişimden yenilenerek çıkarsınız. CHP bunu en keskin yaşamış partilerin başında geliyor. Cumhuriyet tarihi boyunca, bir kısmı da yakın geçmişimizde olmak üzere, birçok değişimden geçti CHP. Ecevit’in İnönü’den koltuğu devraldığı, yani Ortanın Solu rüzgârının estiği dönem başta olmak üzere, parti sürekli ideolojik ve doktriner değişimler geçirdi. Bu sayede de Türk siyasi hayatının en uzun ömürlü partisi olabildi.

Haberin Devamı

Benzer bir süreci Ak Parti de yaşadı. Fazilet Partisi’nden kopuş ile başlayan süreç, reformcu bir muhafazakâr demokratlığa, oradan muhafazakâr kısmı ağır basan bir uluslararası anlayışa, oradan yerli ve milli bir anlayışa doğru hareket etti. Elbette ki her iki siyasi parti açısından da bu değişimler kendi öznellikleri çerçevesinde ortaya çıktı ve gelecekte de devam edecek. Değişip dönüşemeyen, yenilenemeyen ortadan kalkarken yerlerine yenileri gelecek.

Burada kilit taşını partilerin kendi tarihlerinin ve geleneklerinin ortaya koyduğu ve artık o parti kimliğinin değişmez parçası olan biçimde bu değişimi gerçekleştirebilmek oluşturuyor. Örneğin CHP açısından bu fikri bir dönüşüm anlamına geliyor. Bu fikri dönüşüm ideolojik olabileceği gibi daha küçük bir boyutta doktriner bir değişim de olabilir. Ama fikri bir dönüşüm olmadan CHP’nin ilerlemesi imkânsız görünüyor. Nitekim Ecevit açısından Ortanın Solu kitabı, Baykal açısıdan sonradan tez haline getirdiği 1965 raporu, 1980 sonrası Kürt Raporu geçmişte partinin geçirmiş olduğu değişimlerin ideolojik altyapısını oluşturduğu gibi değişim enerjisinin de dinamosu oldu. Oysa bugün ne Kılıçdaroğlu ekibi ne İmamoğlu ekibi böyle bir fikri dönüşüm sunabiliyor. Dahası, böyle bir niyetleri de yok gibi. İşin ilginç yanı -gördüğüm kadarıyla Murat Karayalçın dışında- simge sayılabilecek CHP’lilerin hiçbiri de bu konuya dair görüş beyan etmiyor.

Haberin Devamı

Hal böyleyken, insan ister istemez soruyor: CHP gerçekten değişim istiyor mu?

Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Körfez Turu inanılmayacak büyüklükte bir yatırım vaadiyle nihayete erdi. Bu ziyaretlerde kamuoyuna verilen görüntü ve mesajlar çok olumlu ve dikkat çekiciydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Körfez liderlerine TOGG hediyesi, Prens Muhammed’in aracı kullanarak Erdoğan’ı oteline bırakması gibi görüntüler çok boyutlu diplomasinin iyi bir örneğiydi. TOGG’un başarılı olması için bu PR faaliyetleri çok önemli. Gezide imzalanan anlaşmaların boyutu devasa dedik.  Gerçekten de öyle ama içeriğine dair kamuoyunda pek bir bilgi yok. Savunma sanayii, inşaat ve altyapı alanlarında yapılacak yatırımları kapsayan bu anlaşmaların iş dünyasına tanıtılması için sonbaharda bir forum düzenleneceği biliniyor sadece. Bu durum da gezinin sonuçlarının hak ettiği heyecanla karşılanmasının önüne geçmiş gibi görünüyor.