Masal dinlememiş çocuklar

Bu hafta yine harika bir haber gördüm. Maalesef siyaset, korona ve çevre felaketi haberleri arasında hiç dikkat çekmedi. Gerçi bu saydıklarım olmasa da pek dikkat çekeceğini sanmam ama neyse...

Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Necati Demir imzalı 10 ciltlik bir çalışma yayımlandı. İsmi Anadolu Türk Halk Masalları. Prof. Demir haberi sosyal Medya’dan duyurdu. “Yaklaşık 30 yıldır köy köy, ilçe ilçe alan araştırmaları ile derleyip çözümlediğim arşiv, galiba dünyadaki en kapsamlı çalışma” diye tarif ediyor bu çalışmayı. Toplam 5 bin sayfa ve içinde 1638 masal var.

Bir toplum onu bir arada tutan ve kimliğini oluşturan şeylerin tamamını yitirse ve elinde bir tek masallar kalsa, o toplum kim olduğunu ona hatırlatacak  yeterli kaynağa sahiptir bana kalırsa. Masallar toplumsal kimliğimizin hikayeleridir.

O yüzden çocuklarınıza masal okuyun. Siz de masal okuyun.

Kunos var mesela Macar Türkolog... Ne yapın edin onun Türk Masalları kitabının bir kopyasını bulun. Pertev Naili Boratav’ın Az Gittik Uz Gittik derlemesini muhakkak edinin. Ve elbette Ziya Gökalp’in Şiirler Ve Halk Masalları derlemesini de... Naki Tezel’in Türk Masalları ve İstanbul Masalları, Karakarga Yayınları’ndan çıkan Dünya Masalları serisini de... Ve burada yazamadığım nicesini de...

Çünkü  “bir gün hepimiz masalları tekrar okumaya başlayacak kadar yaşlanacağız.”

Ve çünkü  “masal dinlememiş çocuklar büyüyünce kedi resmini bile cetvelle çizerler.”

Üretiyoruz ama kullanmıyoruz

Geçen Hafta Bloomberg’de bir haber yayımlandı. O habere göre, Türkiye güneş paneli üretimi alanında 25 tesisle Çin Ve Hindistan’dan sonra üçüncü sıradaymış. Çin’in bu pazardaki payı 261 tesis sayısıyla aslan payına denk geliyor. Hindistan ise 51 tesisle ikinci...

Türkiye’nin ardından dördüncü sırada 16 tesisle ABD var. Tüm Avrupa’da Türkiye dışında sadece Almanya’da var solar panel üretimi. 12 tesise sahip Almanya küresel sıralamada sekizinci sırada.

Bu Türkiye açısından iyi haber. Geleceği kuracak teknolojilerden birinde sağlam bir yere sahip olmak paha biçilmez.

Peki ürettiğimiz güneş panellerini kullanma konusundan ne durumdayız?

Rakamlarla kafanızı karıştırmayayım. Çin güneş kurulu güneş paneli sayısında birinci. İkinci sırada ABD, üçüncü sırada Japonya, dördüncü sırada Almanya ve beşinci sırada ise Hindistan var. Türkiye 15. sırada.

Bir başka sıralama da, toplam enerji sarfiyatı içinde güneş enerjisinin payı. Orada da ilk beşte sırasıyla, Honduras, Almanya, Şili, Avustralya ve Yunanistan var. Bu sıralamadaki ise on birinci sıradayız.

Üstelik potansiyelimiz Almanya’nın üç dört katıyken...

Bu da işin diğer yüzü...

Bir benim kötü

“Marmara ölüyor-öldü” denildiğinde “Bu işin asıl sorumlusu kamu otoritesidir, yöneticilerdir. Sonra sanayicidir, belediyedir. Ben ne yaptım? Ben evde oturuyorum” diyen bir çok insana rastladım şu geçen hafta...

Marmara Denizi’ne 1980’lerden bu yana derelerden, kanalizasyonlardan, sanayi tesislerinden kirlilik akıyor.
Yapılması gereken belli. Şu andan itibaren Marmara’ya bir tek damla arıtılmamış su verilmemeli. Hatta bu kadar genç ve küçük bir denizin tuzluluk oranı değişmesin diye arıtılmış olsa da tatlı su bile verilmemeli.
Bu işin sorumlusu kim peki? Elbette ülkeyi yönetenler. Elbette ana sorumluluk, yöneticilerin sanayicinin ve diğer karar alıcıların. Bunda şüphe yok.

Peki bizim hiç mi payımız yok?

40 yıldır “Marmara ölüyor” diye bağıran derneklere, vakıflara, STK’lara kulak tıkayan...

Hatta onlara “Marjinal gruplar, dış güçlerin maşası” diyenlere ses çıkarmayan...

Oy verirken, belediye başkanı, milletvekili, başbakan, cumhurbaşkanı seçerken -diğer bir sürü hak talebinin yanı sıra- temiz, sürdürülebilir ve doğaya karşı sorumlu bir kent hayatı talep etmeyen...

Ya da daha ufak boyutuyla; lavabodan akan suyun nereye gittiğini merak etmeyen biz...

Gerçekten de o kadar temiz miyiz hepimiz?

Ben kendimi sorumlu ve suçlu hissediyorum.

Ve galiba bu konuda tekim.