Okullar açılırken

Yarın okullar açılıyor; yine bin bir kavga ve toz-duman arasında… Geride bıraktığımız hafta bunun tartışmasıyla geçti. (Tartışma dediğime bakmayın düpedüz kavga ettik aslında, yine ve her konuda olduğu gibi. Neyse biz azcık yumuşatıp tartışma diyerek devam edelim.) Tartışma başlıklarından biri kreşlerle alakalıydı. Bakırköy Belediyesi aşısız ailelerin çocuklarının kreşlere alınmayacağını duyurdu. Haydi ortalık toz duman. Hem özel okullarda hem de devlet okullarında aileler aşı nedeniyle karşı karşıya geldi. Aşılı aileler çocuklarının aşısız ailelerin çocuklarıyla aynı sınıfta olmasına karşı çıktı.  Ortalık yine toz duman. Aşı kartı, PCR testi zorunluluğu, o testin neden ücretsiz olduğu vs. derken eğitimle ilgili sorunlar üst üste yığılmaya başladı. Ortalık…

En baştan söylemek lazım: Okullar muhakkak açık olmalı. Öncelik sıralamamızda bu konu ilk sıralarda olmalı ve ne olursa olsun bunun bir yolu bulunmalı. Türkiye’nin (bir zamanlar moda şimdi nedense pek duymadığımız kelimeyle) tek gerçek beka problemi budur. Bunun için neler yapılması gerektiği aslında çok açık, çok net. Herkes aşı olmalı. (Bu arada daha aşıya doğru düzgün ulaşamamış milyarlarca insan var. Biz ise bulduk, bunuyoruz. Kaderin bir lütfu olarak aşıyı bulan bilim insanları Türk olduğu için onların inisiyatifiyle aşıya çok rahat ulaşabiliyoruz. Ve bu büyük şansı çöpe atıyoruz. İlginç insanlarız.)

Aşı olmayanlar kendilerini ve toplumu tehlikeye atıyorlar ve bunun bir yaptırımı olmalı. Ama bunun sınırı ve ölçüsü ne olacak? İşte asıl mesele bu. Sınırın nerde konulduğu şu an belli değil ve alametler insani olan sınırın ciddi anlamda aşılacağını gösteriyor. Ben de bir veli olarak çocuğumun aşısız ailelerin çocuklarıyla aynı sınıfta olmasından endişe duyuyorum. Ama bu endişemi dile getirirken çok mühim iki noktanın eksik kaldığını görüyorum.

Birincisi şu: Hem sağlık için gereken tedbirleri hem de insani değerleri kapsayan bir çözüm nasıl bulunabilir? Bu iki kriteri nasıl sağlayacağımızı ciddi bir biçimde tartışmamız gerekirken biz sadece kavga ediyoruz. Bu bana büyük keder veriyor.

İkincisi; bu tartışma çocuklar üzerinden yürüyor. Yani biz tartışıyoruz ama maruz kalacak olanlar. Bir an düşünün aşılı aileler ve aşısız ailelerin çocukları ayrı ayrı sınıflara alındı. Sonra ne olacak, bahçede karşılaşmayacaklar mı? Hadi onu da engelledik, arkadaş olmayacak, konuşmayacaklar mı? Başka? Tuvaletler, soyunma odaları ayrılacak, yatılı okullarda yurtlar ayrılacak… Ve tüm bunları çocuklara yaşatacağız, öyle mi? Bunu da gönlüm kaldırmıyor. 

Okullar açık kalmalı. Ama hangi yöntemle? Eğer bulduğumuz çözüm bir kısım çocuk için ayrımcı bir sonuç doğuruyorsa bu yanlıştır. Başka bir çözüm bulmamız gerekir. Çünkü çocukları mağdur eden bir çözüm, çözüm olmaz.

Kuşların göçü

Kuşların göç mevsimi başladı. Memleketimizin hangi köşesinde olursanız olun kafanız göklerde olsun. Azıcık bile şanslıysanız bin bir farklı kuşla karşılaşmanız mümkün. Çünkü göklerde temaşa var bu aralar… Benim kuşlara ilgim az da olsa hep vardı. Gerçi itiraf edeyim ortaokul ve lise dönemlerimde, büyüdüğüm yerin kültürü ve geleneği gereği benim de avcılık yapmışlığım vardır. Rahmetli Turgut Basa’nın atmacaları için kuş avladım. Eylül-Ekim aylarında gündüzleri atmacayla, tüfekle; geceleri ağ ve lüks lambasıyla bıldırcın avına da gittim. Sonra, 16-17 yaşındaydım herhalde, tövbe ettim avcılığa. Doğayı, hayvanları, yeşil ve büyüyen şeyleri başka türlü sevmeye başladım.

Bunları şu sebeple yazıyorum, doğayı ve hayvanları seven biri olarak benim de iki yıldır kafamı yukarı kaldırmamı sağlayan iki insandan iki kuş gözlemcisinden bahsedeceğim sizlere: Alper Tüydeş ve Emin Yoğurtçuoğlu. Siz de tanıyın isterim onları. Ben sosyal medyadan takip ediyorum.  Gerçi onlar gibi insanların sayısı -ne mutlu ki- çok fazla. Yurdun dört bir yanında ve bazı üniversitelerimizde dernekleri kulüpleri var.

Bu insanlar çok önemli çünkü onlar gerçek vatanseverler. Bu memleketin dağına, taşına, kurduna, kuşuna sahip çıkıyorlar. Çünkü kelimenin tam anlamıyla “farkındalık” yaratıyorlar. Mesele, elbette ben de biliyorum bu mevsimin göç mevsimi olduğunu. Ama bunun aklımın köşesindeki bir bilgiden bir eyleme, bir sürece dönüşmesini sağlayanlar onlar oldu. O yüzden teşekkürler tüm kuş gözlemcilerine.