Birleşik Krallık’tan sonra Türkiye

Haftanın ana gündemi Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed El Nahyan’ın çarşamba günkü Ankara ziyaretiydi. Bu ziyaret, ağırlıklı olarak son dönemde döviz kurundaki artış ve ekonomideki gelişmelerle ilişkilendirildi.

Bu yakınlaşmayı Türkiye’nin Körfez bölgesiyle ilişkilerini normalleştirme çabasının bir ayağı olarak yorumlayan da, bir süredir BAE’den sosyal medya mesajları yayınlayan mafya lideri Sedat Peker’in açıklamaları sonrası yaşananla ilişkilendiren de oldu. Ankara’nın 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki aktörlerden biri olarak gördüğü, dahası Libya ve Suriye gibi pek çok sahada da karşısında bulduğu bir aktörden bahsediyoruz. Türkiye’nin böyle bir aktörle ilişkilerini düzeltme arayışı işin bir yönü. Öteki yönünde merak edilen ise Abu Dabi yönetiminin hangi sebeplerle Türkiye’yle yakınlaşma çabasına girdiği.

Bunu anlayabilmek için hem Körfez dengelerine hem de Abu Dabi’nin son dönemde attığı adımlara bakmak gerekiyor.

Dış yatırım politikası

Veliaht Prens El Nahyan’ın ziyaretinde 10 ayrı anlaşma imzalandı ve BAE, Türkiye’ye yatırım için 10 milyar dolar dolarlık fon ayırdı. Körfezin küçük ama zengin petrol ülkesi çok değil, sadece iki ay önce de benzer yatırım taahhüdünü Birleşik Krallık’a vermişti. BAE gelecek 5 yıl için yaptığı 13.8 milyar dolarlık anlaşma sayesinde Brexit ile AB’den çıkan İngiltere’ye soluk borusu açmıştı.

Peki bu kadar büyük meblağlarla ülkelere yatırım yapan Abu Dabi yönetiminin amacı ne? BAE, uzun süredir “diğer ülkelere yatırım yapmayı bir dış politika stratejisi” olarak belirlemiş durumda. Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nden (ORSAM) Hamdullah Baycar, yayınladığı makalede, BAE’nin bu yatırımlarla amacının ülkenin uluslararası arenadaki etkinliğini artırmak olduğunu belirtiyor. Üstelik Abu Dabi yönetiminin, stratejik hedefi “değeri düşmeyecek alanlara” odaklanmak. Baycar bu alanları bilişim, mobil iletişim, yenilenebilir enerji, uzay şeklinde sıralıyor.

Riyad’a karşı varlık mücadelesi

BAE’nin bu yeni dış politika yöneliminde ise üç sebep öne çıkıyor: Abu Dabi yönetiminin Suudi Arabistan ile ilişkilerinin bozulması, Kovid salgını, ABD’deki yeni yönetim...

Suudi Arabistan ile ilişkilerde sorun Yemen üzerinden çıktı. BAE, uluslararası deniz ticaretini liman yatırımlarıyla kontrol etmeye çalışıyor; Abu Dabi’nin Yemen’de, Aden ve Mocha limanları üzerindeki etkisi biliniyor. Yemen’de kuzey ve güneyde çatışmalar sürerken BAE’nin Suudi Arabistan önderliğinde savaşan koalisyondan çekilme kararı alması, dahası güneydeki ayrılıkçı hareketlere destek vermesi, Riyad-Abu Dabi hattını germişti. Krizin son perdesi 2021 Temmuz’undaki OPEC toplantısıydı. Kovid salgınının dünyada enerji talebini düşürdüğü bir dönemde dünyanın en büyük petrol üreticileri Suudi Arabistan ile Rusya, arz kesintilerinin 2022 sonuna kadar sürdürülmesini önerdi ancak BAE bunu reddetti. Bundan bir süre sonra Suudi Arabistan’ın hamlesi geldi ve uluslararası şirketlere kendisiyle iş yapmak istiyorlarsa ülkede bir merkez açma zorunluluğu getirdi.

BAE, Körfez bölgesinde uluslararası şirketlerin bölgesel merkezi durumunda. Hem ticaret hem de insan hareketliliğinin Körfez’deki başkenti. Riyad’ın bu hamlesinin hedefi, bu durumu değiştirmeye dönük bir adımdı. İşte Körfez’deki bu yeni dengeler BAE’nin bölgede başka ortaklıklara kapıların açık tutmaya sevk etti.

Taliban’ın kararsızlığı

Taliban’ın yönetimi ele geçirdiği Afganistan’da Ağustos ayından bu yana Kabil Havalimanı müzakerelerinde bir sonuca varılamadı. Edinebildiğim bilgilere göre havalimanının uluslararası uçuşlara açılmasındaki teknik meseleler aşılabiliyor, havalimanının güvenliğiyse tam manasıyla garantiye alınamıyor. Ama müzakerelerden bir sonuç çıkmamasının asıl sebebi Taliban’ın Amerika’nın çekilmesinden sonra Afganistan üzerinde nüfuz mücadelesi veren aktörler arasında sıkışıp kalması ve bir karara varamaması.

Taliban’ın görüştüğü aktörlerden biri Çin. Çin Afganistan’ı yakın markaja aldı ve ülkeye kışlık ihtiyaçlar, aşı, ilaç gibi sağlık malzemeleri dahil toplamda 30 milyon dolarlık yardım yapabileceğini duyurdu. Ayrıca altyapı çalışmaları kapsamında Kabil Havalimanı için görüşme yaptığını biliyoruz.

Afganistan’a ilgi gösteren aktörlerden biri de Birleşik Arap Emirlikleri. Taliban, bu hafta Abu Dabi yönetimiyle de Dubai’de masaya oturdu. Taliban’a öteden beri destek veren, uluslararası görüşmeleri için zemin yaratan Katar da Türkiye ile Afganistan denklemlerinin içinde olmak istiyor. Taliban’ın Katar yönetimine sırtını dönmesi o kadar kolay değil. Ancak ekonomik gücüyle nüfuzunu bölgede artırmak isteyen BAE ile Taliban görüşmelerinin sonucu da merak ediliyor.

Birleşik Krallık’tan sonra Türkiye

Kerkük’te peşmerge tedirginliği

Kuzey Irak’ta Kerkük’e dair gergin bir bekleyiş var. 2017’deki bağımsızlık referandumu sonrası Kerkük ve çevresindeki bölgelerden geri çekilmek zorunda bırakılan peşmergenin yeniden şehre dönme ihtimali bölgeyi tedirgin ediyor.

Tüm hafta boyunca Milliyet Gazetesi’nde bu konuda çeşitli analizler yayınlandı. Ben de bu endişenin kaynağını, sahadaki son durumu Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Hasan Turan’a sordum. Turan “Anlaşmanın gerekçesi ‘Kerkük, Tuzhurmatu, Erbil ve Musul gibi bölgelerde DAEŞ tehdidini bertaraf etmek’ olarak açıklansa da, peşmergenin bu anlaşmaya dayanarak yeniden Kerkük’te girmesinden ve 2017’deki bağımsızlık referandumu sonrası devrettiği güvenlik ve idari kontrolü geri almasından endişeliyiz” diyor.

Birleşik Krallık’tan sonra Türkiye

Peşmerge Kerkük’ün doğusunda

Peşmerge şu anda Kerkük’ün doğusunda. Turan’a “Kent merkezine girme eğilimine dönük bir sinyal var mı?” diye sorduğumda, ITC Başkanı, “Bu konuda şimdilik bir emare yok” diyor ama kendilerini hükümet pazarlıklarının endişelendirdiğini ekliyor.

Irak’ta 10 Ekim’de genel seçimler yapıldı. Seçim sonrasında Şii partiler arasında hükümetin kuruluşuna dair görüş ayrılıkları oluştu. Hasan Turan, bu zeminin “özellikle iki Kürt partisi için pazarlık alanı açtığına” dikkat çekiyor. Turan, Bağdat’ta tüm Şii partilerle görüştüklerini ve onlardan Kerkük konusunda taviz verilmemesini istediklerini söyleyip, “Şimdiye kadar olumlu sinyaller aldık ama buna yüzde 100 de güvenemiyoruz” dedi.

Bu arada son bir not: Uzun süredir Birleşmiş Milletler Irak Misyonu çatısı altında Kerkük çalışma grubu var. Türkmen, Kürt, Arap ve Hristiyan temsilciler Kerkük’ün statüsü, idari yapısı, güvenlik boyutu dahil olmak üzere pek çok başlığı görüşüyor. Hasan Turan, seçim sebebiyle ara verilen toplantıların iki hafta içinde yeniden başlayacağını söyledi. Bugüne kadarki toplantılarda konuşulan başlıkların ise yüzde 60’ında mutabakat olduğunu belirtti.