Annan Planı son fırsat mıydı?

25 Ekim 2020

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yeni bir dönem başladı. Birlemiş Milletler (BM) ise Ada’da yeniden tarafları bir araya getirmek için zemin yokluyor. Böyle bir süreçte Doğu Akdeniz’deki sondaj gerginliği de sürüyor. Aslında bu krizin geçmişi 2000’li yılların başına dayanıyor. 2000’li yılların başında hazırlanan Annan Planı referandumlarında Türk tarafı yüzde 64.9 ile “Evet” demiş. Ancak Rumların yüzde 75.8 oyla planı reddetmesi sonucu çözüm imkanı ortadan kalkmıştı. Ardından da Rum Kesimi’nin bölgede dev enerji şirketleriyle imzaladığı enerji anlaşmaları, Doğu Akdeniz’deki gerginliğin temellerini atmıştı. Bugün hala akılların bir kenarına takılan soru şu: 2004 yılındaki Annan Planı kabul edilmiş olsaydı, bugün Doğu Akdeniz’de gerginlikler yaşanır mıydı? Bu soruyu, o dönem Kıbrıs’ta iki tarafı plana ikna etmek için uğraşan isim olan BM eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’ya sordum.

De Soto, “Bana göre, bugün Doğu Akdeniz’de artan problemler, var olan sorunu daha karmaşık hale getirdi. Mevcut krizin çözümü iyi bir müzakere ve açık bir diyaloğu gerektiriyor. Bu sorunların çözümünün, Kıbrıs’ın dahil olmadığı bir paketle mümkün olamayacağını düşünüyorum.” diyor.

‘Planı hâlâ masada’

2007’de BM’den ayrılan Perulu diplomat Alvara De Soto, bugün Paris’te bir üniversitede görev yapıyor. De Soto, hâlâ Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’i yakından izliyor. De Soto, Türk ve Yunan tarafının öncelikle neyi müzakere edecekleri konusunda anlaşması gerektiğini vurguladı, “İki taraf da sorun yokmuş gibi davranamaz, sorunlarla yüzleşmelisiniz” dedi.

Perulu diplomat, görüşme paketinin, adaların kıta sahanlığından, Kıbrıs Adası’nın çevresindeki bölgeden Türk tarafının da adil şekilde hakkını almasına kadar bir dizi konuyu içermesi gerektiğinin altını çizdi. Annan Planı’ndan sonra yapılan müzakerelerde tarafların ikili şekilde bu sorunu çözmek istediğini ancak bunun bir sonuç getirmediğine işaret eden De Soto, “Sorunlar bazen yüz yüze görüşmelerle çözülemez. Bence bir tarafın, üçüncü bir tarafa, örneğin bir arabulucuya tavizde bulunması, rakibine bulunmasından daha kolaydır” dedi. Annan Planı’nın taraflar için hala masada olduğunu söyleyen De Soto, “O plan, üzerinde her ne düzeltme yapmak istenirse, müzakereciler için hala ulaşılabilir durumda. Elbette üzerinden çok yıllar geçti. Bugün tarafların beklentileri nedir emin değilim ama eğer taraflar isterse plan hâlâ masada” ifadesini kullandı.

Alvaro de Soto

Kasım 1999: BM Kıbrıs Özel Danışmanı olarak atandı

2000-2004: Eski

Yazının devamı...

Alman aşısı son virajda

18 Ekim 2020

Dünya yeni tip koronavirüse karşı aşı bulmaya çalışıyor. Bu hafta, yarıştaki iki iddialı denemenin durdurulduğu açıklandı. Biri ABD’li Johnson&Johnson şirketinin, diğeriyse Eli Lily ilaç firmasının çalışmasıydı. Johnson&Johnson “Deneklerden birinde açıklanamayan bir hastalık görülmesi” gerekçesiyle çalışmalarını askıya aldı. Eli Lily ise yan etkilere ilişkin ayrıntı paylaşmadı, “Potansiyel güvenlik endişesi” dedi. Daha önce İngiltere’de Oxford Üniversitesi’nin yürüttüğü çalışma da, bir denekte görülen yan etki sebebiyle durdurulmuş, daha sonra yeniden başlatılmıştı. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamasına göre son aşamada yani Faz-3’te olan dünyada 10 aşı çalışması var. İngiltere ve ABD’deki çalışmaların sekteye uğramasının ardından gözler Almanya’daki çalışmaya çevrildi.

‘Üçüncü fazda olumsuzluk yok’

Alman Biontech firmasının aşı çalışmasına onay veren, Almanya’nın en yetkili kurumu Paul-Ehrlich Enstitüsü’ydü. Enstitü Başkanı Profesör Klaus Cichutek ile konuştum. Cichutek, Faz-3 sonuçları beklenirken son bilgileri paylaştı:

“Şu anda epey olumlu bir yerdeyiz. Aşı 10 binden fazla vaka üzerinde deneniyor. Bu çok büyük bir rakam. Deneme yapılan vaka sayılarının bu kadar yüksek olması, aşının güvenilirliği ve etkinliği konusunda da bizi bir noktaya taşıyor. Şu aşamada Faz-3 sonuçlarını bilmiyoruz. Dolayısıyla şu anda söylenen her şey spekülasyondur ya da iyimser bir tahmindir. Ama bizim çalışmalarımızda üçüncü fazda etkinlik ve güvenililirliği zedeleyecek bir durum söz konusu olmadı. Bu çalışmalarda, bağışıklığa dönük etkisi konusunda da önemli veriler paylaşıldı ve bu veriler oldukça iyi gözüküyor.”

‘Virüs bir süre daha bizimle’

Cichutek’e cevabını duymaktan pek mutlu olmayacağımız gerçeği de sordum... “Virüsten ne zaman kurtulacağız?”

Alman Profesör, “Şu anda salgının seviyesinin düştüğüne dair gösterge yok. Bu virüs bir süre daha bizimle birlikte olacak” diyor. Bilim adamlarının hedefi aşı sayesinde virüsün bulaşma etkisini azaltmak ve salgının şiddetini düşürmek. O vakte kadar bize düşense kurallara uymak, maske takmak, mesafe kuralına uymak ve hijyene dikkat etmek.  

Aşı için süreç nasıl işleyecek?

Yazının devamı...

Moskova’nın stratejisi

11 Ekim 2020

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışmalar başladığından itibaren akıllarda tek bir soru vardı: Rusya ne zaman devreye girecek? Çatışmaların 12. gününde Rusya, ağırlığını koydu ve tarafları bir kez daha masaya çağırdı. 13. günde iki ülkenin dışişleri bakanlarını Moskova’da buluşturdu. Zirveden 10 Ekim saat 12:00 itibariyle ateşkes, yeniden müzakere masasına dönülmesi ama bunun, yine Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk grubu eş başkanlığının yani ABD-Rusya ve Fransa arabuluculuğunda yapılması kararı çıktı. Dahası Moskova, bu formatın değiştirilemeyeceği maddesini de ekleyerek, müzakere masasından başta Türkiye olmak üzere diğer ülkeleri de uzak tuttu.

Rusya’nın pozisyonu ne?

Aslında Azerbaycan-Ermenistan çatışması başlamadan birkaç gün önce yaşanan bir olay, Rusya’nın pozisyonunu açıkça ortaya koymuştu. Azerbaycan Meclis Başkanı Rusya’ya gitmiş, Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüşmesinden sonra da Azerbaycan tarafı, görüşmeye ilişkin basına bilgi vermişti. O bilgilendirmeye göre, Lavrov, işgal altındaki 7 reyondan 5’inin Azerbaycan’a geri verilmesi, Laçin-Şuşa Koridoru’na Rus Barış Gücü’nün yerleştirilmesini teklif etmişti. Bu iddia ortalığı karıştırırken, Rus Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’ne de sorulmuştu. Maria Zaharova, soruya net cevap vermemiş, ardından da bu haberler geri çekilmişti. Ama buna rağmen, Moskova’nın diplomasi masasındaki stratejisi kamuoyunda dillendirilmiş oldu.

Hangi 5 reyon?

Aslında Rusya’nın bu stratejisi ve planı yeni değil. Muhtemelen yeniden başlayacak müzakerelerde pozisyonu da bu olacak. Ermenistan hali hazırda Ağdam, Fuzuli, Cebrail, Zengilan, Kubatlı, Laçin ve Kelbecer olmak üzere toplam 7 reyonu işgal etmiş durumda. Moskova, bunlardan ilk 5’inin Azerbaycan’a verilmesine karşı çıkmıyor. Rusya için hayati olan 2 reyon var: Laçin ve Kelbecer. Zaten 2007’de yazılan ve bugün Dağlık Karabağ müzakerelerinin temel zeminini oluşturan Madrid Kriterleri de, Rusya’nın istediği doğrultuda şekillenmişti. Orada 7 aşamalı yol haritasındaki ilk adım, Ermenistan’ın 5 reyondan çekilmesiydi. (Ayrıntılar bir önceki yazıda)

Rusya’nın stratejisinde Laçin ve Kelbecer, müzakerelerin olmazsa olmazı. Çünkü buralar Ermenistan ile işgal edilmiş Dağlık Karabağ arasındaki kara bağlantısını sağlayan iki kritik bölge. Bu iki reyonun Azerbaycan’a verilmesi, Ermenistan’dan Dağlık Karabağ’a gidecek lojistik ve askeri desteğin kesilmesi anlamına geliyor. Bölgeyi yakından izleyen uzmanlar, “Ruslar 5 reyonu Azerbaycan’a vererek sorunu hafifletmek ama 2 bölgenin de Ermenistan’da kalmasını sağlayarak sorunu sürdürmek istiyor. Bir anlamda bölgede yeni bir statü oluşturmak istiyor ama o yeni statüyle bölgede stratejik değişiklik yaratmak istemiyor” diyor. Yani Moskova, Dağlık Karabağ sorununu yaşatarak, hakemlik ve “bölgenin patronu” olma rolünü devam ettirmek istiyor.

ABD Başkanı’nın virüsle imtihanı

Yazının devamı...

Barış fıçısı ne zaman açılacak?

4 Ekim 2020

Yıl 1992’ydi... Dağlık Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgal edilmesinden sonra Azerbaycan-Ermenistan arasındaki sorunun çözümü için Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) bünyesinde Minsk Grubu kurulmuş, grup ilk toplantısını Roma’da yapmıştı. 1990’lı yıllardaki çabalar, 2000’li yıllarda ivme kazanmıştı.

O dönem ihtilaflı iki ülke ve Minsk Grubu’nun şerefine, büyük bir konyak fıçısı “Bir gün barış olacak” umuduyla doldurulmuş, adına da “Barış Fıçısı” denilmişti.

O barış fıçısı üzerindeki pirinç plakaya da şu satırlar not düşülmüştü:

“Bu fıçı AGİT eş başkanlarının onuruna yıllanacak ve Karabağ sorunu çözüldüğü gün açılacaktır.”

19 yıldır bekleyen fıçıyı açmak bir süre daha taraflara nasip olmayacak gibi. Zira Kafkaslar’da donmuş kriz, yeniden sıcak çatışmaya dönmüş durumda. Bunun sebebi de, kuşkusuz 30 yıldır çalışan Minsk Grubu’nun çözüm konusunda etkisiz kalması.

7 ayaklı yol haritası

Geçen Pazartesi sabaha karşı başlayan çatışmalar, Azerbaycan’ın Ermenistan’a kurduğu askeri üstünlüğe dönüştü. Eş başkanlar ABD-Rusya-Fransa, iki tarafa da “ateşkes” çağrısı yaptı. Ermenistan ateşkes sağlanması için AGİT Grubu’yla çalışmaya hazır olduğunu duyurdu. Ancak Bakü, işgal sona ermeden müzakerelere başlamayacağını açıkladı.

Aslında tam 13 yıl önce taraflar, bir yol haritasında buluşmuştu. 29 Kasım 2007’de Madrid’de ortaya çıkan çerçeve belgesine göre sorunun çözümü için 7 ayaklı yol haritası izlenecekti. Ancak yıllarca bazı temel noktalarda Ermenistan’ın şartları aşılamamıştı. Erivan yönetimi “Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığına yeşil ışık yakılsın” dedi, bölgeye Rus barış gücü konuşlandırılmasını istedi. Azerbaycan’ın tutumuysa “tüm reyonlar işgalden kurtarıldıktan sonra Karabağ’ın statüsü müzakere edilebilir” olmuştu. O gün Azerbaycan’ın koşulu çözüm için işgalin bitmesiydi, bugün ise artık masaya oturmak için işgalin bitmesi. Bölgeyi yakından takip eden uzmanlar, Azerbaycan’ın ilerleyişinin Rusya’dan belirli ölçüde aldığı yeşil ışık sayesinde olabileceğine dikkat çekerek, “Bakü yönetimi önemli bir kazanç elde etmeden durmaz” yorumunu yapıyor.

Yazının devamı...

Nerede kalmıştık?

27 Eylül 2020

Türkiye ve Yunanistan, 4 yıllık bir parantezi kapatıyor. Doğu Akdeniz’de yaz aylarında yaşanan büyük gerginlikten sonra taraflar, 1 Mart 2016’da kesilen istikşafi görüşmeler için yeniden masaya oturmaya hazırlanıyor. Arapça “istikşaf” yani “keşf”ten türeyen, “keşif ve tahkik etmeye çalışma” anlamına gelen istikşafi görüşmelerde taraflar, temel sorunların çözümü için bir zemin olup olmadığını araştıracak. Yani ikili sorunları hemen çözmek için müzakereye başlamayacak, bu konularda bir müzakereye başlayıp başlayamayacaklarını tartacaklar.

Ancak daha masaya oturmadan, hangi konuların görüşüleceği bile sorun oldu. Yunanistan tarafı “Sadece adaların kıta sahanlığı ihtilafını görüşürüz”,
Türkiye ise “Tek sorun adaların kıta sahanlığı değil, sorunlar paket halinde görüşülmeli” dedi. Yeni görüşmelerin hangi çerçevede yapılacağı ve masada hangi konuların olacağına dair ortak bir açıklama yok. Ancak Yunanistan Hükümet Sözcüsü, “masada deniz yetki alanları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge”nin olacağını söyledi. Türk yetkililerse, tüm sorunların masada olacağına atıf yapıyor. Diyaloğa başlanması önemli olmakla birlikte, Türkiye açısından Yunanistan ile ilişkilerde 5 temel sorun alanı var.

Ege’ye Akdeniz de eklendi

Türkiye ve Yunanistan arasındaki istikşafi görüşmelerin ruhu, iki ülke arasında Ege Denizi’ndeki sorunların çözümüydü. Bu sorunlar da 5 temel başlıkta toplanmıştı. Temmuz, Ağustos ve Eylül ayında Doğu Akdeniz’de yaşanan sorunların ardından bugün gelinen noktada sorunlara Akdeniz de eklenmiş durumda. Mevzubahis Akdeniz olunca, siyasi çözümün bulunamadığı Kıbrıs Adası’nda, Türk ve Rum tarafının hakları, talepleri ve Ada’ya ait deniz yetki alanları da devreye girecek. Yani bir anlamda, iki ülkenin Ege’de 14 yılda çözemediği sorunlar, Akdeniz için de tartışılmaya başlanacak.

Geçmişte masada ne vardı?

1 - Deniz yetki alanları:

Yazının devamı...

Pandemi gölgesinde BM

20 Eylül 2020

Eylül ayının ilk haftası, Birlemiş Milletler’in (BM) Genel Kurulu’nu yaptığı haftadır. Nasıl ki Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Ekim’de yeni yasama yılına başlar, Birleşmiş Milletler de yeni yasama yılını Eylül ayının ortasında başlatır. Gelecek hafta dünya liderleri, Genel Kurul’a seslenecek. Ama liderler bu kez fiilen ABD’nin New York kentinde ve Genel Kurul binasında olamayacak. Salonda sadece ülkelerin BM Daimi Temsilcileri olacak. Bu durum, 2.Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan bir ilk olacak. 

Bant kayıt videolar

Pandemi yüzünden 193 ülkenin devlet ve hükümet başkanları, mesajlarını, önceden çektikleri bant kayıt videolarla verecek. BM Genel Sekreteri ve BM Genel Kurul Başkanı’nın salonda yapacağı konuşmaların ardından, gelenek olduğu üzere Brezilya’nın Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun videosu yer alacak.

Liderler konuşma listesinin ikinci sırasındaysa, aynı zamanda ev sahibi olan, ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’da kaydettiği video bulunuyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu listede 12’inci sırada. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 20, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ise 97. sırada yer alıyor. BM, liderlerden konuşma videolarının uzunluğunu 15 dakika ile sınırlı tutmalarını istedi. Liderler her yıl olduğu gibi küresel ve bölgesel krizler, çatışma bölgeleri ve kendi ülkelerinin öncelikleriyle ilgili konuları konuşmalarına yansıtacak. Ancak bu yıl ilk kez gündeme gelecek “sürpriz” ortak konu, kuşkusuz Kovid-19 salgını, aşı ve tedavi çalışmaları olacak. Pandemi gündemi ayrıca toplantı sayısına bakıldığında da 30 Eylül’e kadar sürecek BM toplantılarında üçüncü önemli başlık.

Ve unutulmazlar...

BM Genel Kurulu’nda yapılacak konuşmalara değinmişken, bu toplantıların “unutulmazları”na bakmamak olmazdı. Örneğin Genel Kurul tarihinin en uzun konuşması 269 dakika (4 saat 29 dk) ile 1960’da Küba Lideri Fidel Castro’ya aitti. Libya’nın eski Lideri Muammer Kaddafi’nin 96 dakikalık (1 saat 36 dk) konuşmasıysa, rekor listesinde ikinci sırada.

Bununla birlikte SSCB Lideri Nikita Kruşçev’in ayakkabı protestosu Genel Kurul’a damgasını vuran olaylardandı. SSCB “Tüm kolonilere bağımsızlık verilmesi için” önerge sunmuş, Batı’nın desteğiyle Filipinli Büyükelçi “Kolonilerde gelişen hayat” konuşması yapmıştı. Kruşçev bu konuşmaya sinirlenmiş, sinirle ayakkabısını çıkarıp, oturduğu yerde birkaç kez masaya vurmuş, Genel Kurul Başkanı da kendisine söz vermek zorunda kalmıştı.

Filistin’in eski Lideri Yaser Arafat da, Genel Kurul’a ilk kez 1974’te gitmişti. Ayakta alkışlanarak salona giren Arafat, Genel Kurul’a “zeytin dalı konuşması” yapmıştı. Arafat’ın “Bugün buraya bir elimde zeytin dalı diğerinde özgürlük savaşçısının silahı ile geldim. Zeytin dalının elimden düşmesine izin vermeyin” sözleri BM tarihine geçmişti.

Yazının devamı...

Dünya aşı için neden birleşemedi?

13 Eylül 2020

Yeni tip koronavirüse çare olacak aşı için dünya zamana karşı yarışıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre dünyada 10’dan fazla ülkede 180 aşı çalışması yapılıyor; ancak sonuca yakın yani “Faz 1” ve “Faz 2” aşamalarını geçen, “Faz 3”te olan sadece 9 çalışma var. Bu hafta iddialı çalışmalardan biri olan, Oxford Üniversitesi ve AstraZeneca’nın birlikte geliştirdiği aşı denemelerinin, bir deneğin olumsuz tepki vermesi yüzünden askıya alınması büyük hayal kırıklığı yarattı. Kuşkusuz, “Sars-Cov 2” virüsüne karşı etkili aşı geliştirme ve onay alma çabaları ülkeler arası bir yarış halini aldı. Peki dünya, aşı çalışmalarında tek ses olamaz mıydı? Aşı üretimi için birlikte çalışamaz mıydı? Uzmanlara göre “olmalıydı” ama çağrıda bile buluşulamadı.
BM grubu oluşturulabilirdi

Jackson Laboratuvarı İmmünoloji Uzmanı Prof. Derya Unutmaz, aşının insanlık için geliştirildiğini hatırlatıyor ve komşunuzda salgın devam ederken, bulunan aşının fayda getirmeyeceğini söylüyor. Unutmaz, “Benim görmek istediğim BM (Birleşmiş Milletler) grubu gibi, ülkelerin ortak çalıştırılması, ortak strateji geliştirmesi. Umut veren aşıların, sonuca yaklaşmış aşı çalışmalarının bir araya gelip, bu aşıyı geliştirmesi... Bu, insanlık için çok daha faydalı olurdu” diyor.

Süreci iyi yönetememekle suçlanan Dünya Sağlık Örgütü’nün bu çağrıyı yapması belki de en makul yoldu. Unutmaz, örgütün böyle bir yetkisinin olmadığını vurgularken, “Keşke bu çağrı yapılmış olsaydı, yapılabilirdi de” diye ekliyor. Ancak burada çalışmalara destek veren ilaç şirketlerinin kâr hesaplarının devreye girdiği unutulmamalı. Şirketlerin kâr hesapları ve hisse fiyatlarına kadar pek çok faktörün, bu tip ortak çalışmalara engel olduğu da uzmanların altını çizdiği nokta...

Yazının devamı...

Karadeniz gazının bundan sonraki yolu

23 Ağustos 2020

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cuma günü Karadeniz’de 320 milyar metreküp gaz keşfedildiğini açıkladı. Kuşkusuz doğal gaz arama, bulma, üretme, meşakkatli bir yol. Bu süreçte 3 tip rezervden bahsederiz. “Muhtemel”, “Mümkün” ve “İspatlanmış.” “Muhtemelden ispatlanmışa” uzanan yol, uzun bir maceradır. Türkiye önemli bir aşama kaydetti ama bundan sonra alacağı yol var.

“Fatih”, yola 29 Mayıs’ta çıkmıştı. Karadeniz’e varınca, ilk aşamada 2 boyutlu sismik arama yaptı. Yani, bir anlamda deniz dibinin röntgenini çekti. Belirli bölgelerde gaz ihtimali görülünce, ikinci aşamaya geçildi. Bu kez 3 boyutlu sismik arama yapıldı. Yani o şüphelenilen sahaların MR’ı çekildi. Böylece alan, 3 boyutlu görüldü ve sondaj için koordinatlar belirlendi. Üçüncü aşama sondajdı. Fatih gemisi, o belirlenen koordinatlarda sondaj yaptı. Bir anlamda “Var olan gaz ne kadar?” sorusunun cevabını aradı. Cumhurbaşkanı, 320 milyar metreküplük keşfi işte bu noktada açıkladı. Enerji uzmanları, “Keşif önemli, ama şu anda muhtemel ve mümkün rezerv arasında bir noktadayız. Bundan sonra yapılacaklarla, 320 milyar metreküp potansiyel artabilir de azalabilir de...” dedi. Kayıp yaşanmaz, 320 milyar metreküp keşif kayda geçirilir ve ispatlanmış rezerv statüsüne ulaşırsa, bu, Türkiye’nin 7 yıllık ihtiyacını karşılayacak bir miktar olacak. Burada artık hayati olan, Cumhurbaşkanı’nın da “Hemen açacağız” dediği tespit, kuyularından çıkacak sonuç.

Türkiye’nin doğal gaz tüketimi: 44.9 milyar metreküp

Türkiye’nin enerji faturası (2019): 41 milyar dolar

Türkiye’nin gaz ithal ettiği ülkeler:

Rusya: Yüzde 36.9

Azerbaycan: Yüzde 15.7

Cezayir: Yüzde 13.5

Yazının devamı...