Yarım kalan devrim

Sudan’da sokaklar yine karışık. On binler, askeri yönetimi protesto için meydanlarda ve protestolara güvenlik güçlerinin müdahalesi sert oluyor. Son olarak 4 kişinin hayatını kaybetmesi, ülkede tansiyonu yükseltti. Aslında Sudan, 2019’daki devrimin devamının getirilememesinin sancısını yaşıyor.

2019’da kalabalıklar sokak gösterileriyle Devlet Başkanı Ömer Hasan Ahmed El-Beşir’in koltuğunu sallamış, 11 Nisan’da da 30 yıllık iktidarını devirmişti. O tarihten sonra varılan uzlaşıya göre, Askeri Konsey ülkeyi 21 ay yönetecek, ardından görevi sivil geçiş hükümetine devredecekti. Ama tarih yaklaşırken askerin bu yetki devrine yanaşmaması gerilimi artırmıştı. Daha sonra da 25 Ekim’deki askeri darbe, hükümet üyelerinin gözaltına alınıp, ülkede olağanüstü hâl ilan etmesi, askerin yönetimi bırakmak istemediğinin kanıtıydı. Oysa El Beşir iktidarını deviren gençlerin tek amacı, Sudan’ı askeri değil sivil bir iktidarın yönetmesiydi. 2019 yılındaki devrimin sembol isimlerinden, Sudan kadının gösterilerdeki yüzü, aktivist Alaa Salah ile konuştuğumda hedeflerini şöyle anlatmıştı:

“Bu devrimin önemi sadece Sudan’daki eski rejimi devirmek değil. Sudan’ın yeniden doğumuydu. Daha demokratik daha özgür, daha eşitlikçi bir Sudan’ın doğuşuydu. Biz ekonomik, sosyal ve kültürel olarak eşitlik istedik. Sudan’da eski rejim bizi 30 yıl boyunca karanlıkta yönetti, biz 2019’da imzaladığımız anlaşmayla Sudan’a ışık yaktık.”

‘Sessizlik öldürür!’

Alaa Salah, 2019’daki devrimde bir aracın üzerine çıkıp, söylediği şarkı ve okuduğu şiir ile kalabalığı coşkuyla devrime inandırmış bir ikondu. O anları, “Kalabalık bir kadın grubunun ortasındaydım. Bir anda arabanın üzerine çıktım, kalbimin derinliklerinden geldiği şekilde dans etmeye başladım. Protestoların sloganı ‘Mermi değil, sessizlik öldürür.’ olmuştu. Bunu söylemeye başladım. Benim fotoğrafım o günlerin küçük bir yansımasıydı. İnsanlar o protestolarda özgürlük adalet, barış birlik çağrısı yaptı. Ben sadece bir temsilcisiydim” diye anlatmıştı.

Sudanlı aktivist, o dönem devrim için ilk adımı attıklarına inanıyor ama ülkede tam anlamıyla bir dönüşüm için zamana ihtiyaçları olduğunu da biliyordu. Salah, “Evet bazı dönüşümlerin yaşanması çok uzun sürüyor. Sudan çok uzun süre askeri yapıyla yönetildi, artık bu yapıdan çok sıkıldık ve askeri kuralların olduğu hiçbir yönetimi istemiyoruz” diyerek isyanını dile getiriyordu. “Umarım gelecekte istediğimiz gibi olacak. Tam anlamıyla sivil bir iktidar olduğunda, dökülen kanların hiçbirinin boşuna olmadığı anlaşılacak” sözleriyle de yarım kalan devrimlerin tamamlanması gerektiğini anlatıyordu. 26 yaşındaki Sudanlı aktivist 2019’daki devrimin ancak o zaman bir anlamı olacağına inanıyordu.

Bugün Sudan o başarıdan çok uzak. Üstelik 11 darbe ile kıtasında bu konuda rekoru da elinde tutan bir ülke. O arzu edilen noktaya ne zaman varılacak bilinmez, ama 2019 devriminin sembol isimleri bir gün Sudan’da da yöneticilerin serbest seçimlerle işbaşına geleceğinden hala umutlu.

Yarım kalan devrim

Bitmeyen müzakere

Taliban’ın 15 Ağustos’ta Afganistan’da kontrolü ele almasından bu yana Kabil Havalimanı için müzakereler sürüyor. Geride bıraktığımız hafta 4 aydır bir sonuca varamayan müzakereler üzerine çok şey söylendi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu gelinen son durumu “Katar ile anlaştık ancak henüz Taliban ile anlaşma yok” diyerek özetledi.

Peki tam olarak hangi noktadayız? Türkiye ve Katar’ın anlaşmasına göre, iki ülkeden birer firma ortak bir özel sektör girişimi kuracak. (Halihazırda Katar mevcut bir şirket eliyle fiilen Kabil Havalimanı’nı işlettiği için orada kurulmuş bir altyapısı var. İşletmeye dahil olacak Türk şirket bu altyapıyı destekleyecek). Bu ortak şirket daha sonra Afgan tarafıyla müzakereye oturacak, eğer uzlaşma sağlanırsa bir sözleşme imzalayacak. Güvenlikten, havalimanı işletmesine kadar tüm faaliyet alanları bu anlaşmada yer alacak.

4 havaalanı daha mı?

Daha önce de pek çok kez yazdığımız üzere, Taliban havalimanının dış güvenliğini tartışmıyor. Bunu bir egemenlik sorunu olarak görüyor ve “15 Ağustos’tan bu yana ülkede huzur ve güven sağlandığı için havalimanının dışını biz koruyacağız, başkasını karıştırmayız” diyor.

Türk-Katar ortaklığındaki şirket, Taliban ile havalimanı içi güvenlik prosedürlerini, uçakların iniş kalkış güvenliklerini, yolcu güvenliği gibi sivil havacılık için gereken koşulları sağlayacak. Taliban ile müzakereler devam ediyor. Taliban, Türkiye ve Katar üzerinde bir zaman baskısı yaratmaya çalışıyor, mutabakatı BAE (Birleşik Arap Emirlikleri) gibi başka ülkelerle yapabileceğinin mesajını sıklıkla veriyor, yani bir tür “müşteri kızıştırıyor.” Ancak Türkiye ve Katar da bu taktiğin farkında ve zaten müzakerelerin hızlıca bitmesini istiyor.

Bu konuyla bağlantılı olarak, bu hafta Türkiye ve Katar’ın sadece Kabil Havalimanı için değil, Afganistan’daki 4 havaalanının daha işletmesine talip olabileceği şeklinde haberler de çok dolaştı. Edindiğim bilgilere göre müzakereler şu aşamada sadece Kabil Havalimanı için. Ancak Türkiye ve Katar ülkedeki diğer 4 havaalanının işletmesine de soğuk bakmıyor. “Kabil üzerinde anlaşma sağlanırsa mutabakatın daha sonra Kandahar, Herat, Celalabad ve Mezar-ı Şerif’teki havaalanları için genişletilebileceği” görüşündeler ve bunun için müzakereye hazırlar.

BAE sürecin neresinde?

Kabil Havalimanı’nı bir süredir Birleşik Arap Emirlikleri işletiyor, bu ülkenin işletme sözleşmesi de devam ediyor. Bu sözleşmenin ne zaman biteceğine dair iddialar muhtelif. 6 ay uzatıldığı iddiaları da var, sözleşmenin bitimine daha iki yıl olduğunu söylentileri de...

Ancak hem Türkiye hem Katar tarafındaki beklenti, anlaşma sağlanır ve havalimanı için yeni bir düzen kurulması gündeme gelirse, Taliban’ın mevcut sözleşmeleri feshetmesi. Abu Dabi’nin üçüncü ülke olarak Kabil Havalimanı mutabakatına dahil olabileceğini düşünenler de var ancak Ankara’nın görüşü, BAE’nin Doha ile ilişkileri sebebiyle bunun ihtimal dahilinde olmayacağı şeklinde.

Ancak Türkiye, BAE’nin bölgeye ilgisinin orta vadede devam edeceğini düşünüyor. 

Yarım kalan devrim