Hem yasadışı olacak hem bir şey değişmeyecek

YÜKSEK Seçim Kurulu’nun Bayındır’la ilgili kararına inanamadım.
“27 oy yasadışı ama itiraz gecikti...”
AKP’nin İzmir’de seçim kazandığı tek ilçe Bayındır’dı.
O da çok tartışmalıydı.
Sonuçlara itiraz edildi, oylar yeniden sayıldı.
Sonuçta AKP’nin 17 oy farkla seçimi kazandığı ilan edildi.
Mehmet Kertiş de başkanlık koltuğuna oturdu.
Aylar sonra Yüksek Seçim Kurulu’ndan itiraf geliyor ve aslında seçimin farklı sonuçlandığını söylüyor.
Şimdi ne olacak?
Sayın Kertiş, koltuğunda rahat oturabilecek mi? Kertiş için önümüzdeki günler çok daha zor geçecektir. Gerekçe ne olursa olsun; Yüksek Seçim Kurulu’nun aldığı bu kararı da eleştiriyorum.
Yetkililerle konuştuğumda aldığım cevapları benim kadar sizler de biliyorsunuz.
Yasalar, yönetmelikler, tüzükler...
Bahane çok...
Türkiye’de yasal boşluklardan geçilmez.
İstediğinizde her konuda, kıvırabileceğiniz, bahane gösterebileceğiniz bir madde, ya da bir kelime bulabilirsiniz.
Yeter ki isteyin...
Kılıfına uydurulur, yola devam edilir.
Etik, adalet; hep ikinci, üçüncü planda kalmıştır.  Bu sefer de gerekçe “geciken itiraz” oldu.
Ne fark eder?
Sonuçta yasadışı bir şeyler var mı?
Var...
Sonucu tamamen değiştiren bir süreç var mı?
Var...
Peki vicdan...
Hiç mi önemli değil.
Etik, siyasette hiçbir zaman yerleşmeyecek mi?
Ben olsam o koltukta kolay kolay oturamam.
Başkalarını bilemem...


Önce İzmir, her zaman İzmir
BÜLENT BUDA, Milliyet Ege’deki köşesinde Cuma günü güzel bir yazı yazdı.
Ve dedi ki...
“Günlerdir bekliyorum, herkes köşesinden futbola dokundu Feyzi Hepşankal ne zaman topa girecek diye. Türkiye genelinde taraftar istatistikleri açıklanınca o da dayanamadı. Bırakalım ülkeyi, sadece İzmir, yüzde seksen yedi, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzon vs. Yani bütün İzmir kalan yüzün on üçü. Onu da dağıt bütün takımlara bozdur bozdur harca durumları...
Deniz Sipahi de geçenlerde İzmir kulüplerinin üye sayısı ile genel kurullara katılan komik sayılabilecek üye sayısının karşılaştırmalı analizini verdi. Bayağı canı sıkılmış tanık olduğu manzara karşısında. Aslında bu yeni bir şey değil ki... Şimdi Sipahi’nin hoşgörüsüne sığınarak bir sorum olacak.
‘Kendisi üç büyüklerden hangisini tutuyor?’ Biz bu kültürde büyütüldük, yaşlandık. Profesyonel oynadığımız yıllarda bile öyleydik. ‘Önce üç büyüklerde sonra İzmir’den bir takım.’“
Bülent Buda futbol bilgisi yüksek, sporun kentlerin itici gücü olduğuna inanan biridir.
Milliyet Ege’de spor yazanların tamamı bu görüşte aslında...
Zaman zaman kendi köşemden haddim olmayarak Milliyet’in spor yazarlarının alanına giriyorum.
Tabii ben futbolun ekonomisini, sporun sosyal açılımlarını yazıyorum.
Sporu seviyorum; hem spor yapmayı, hem de seyretmeyi.
Süper Lig’te bir takımımızın olmamasını kentin öncelikleri arasında olduğunu belki de en fazla yazanlardan biriyim.
Kulüplerimizin yönetimleri çoğu zaman yalnız kalıyorlar. Oysa başarı hedefleniyorsa; kentin bütünleşmesi, güçbirliği yapması gerekir.
Her fırsatta bu dileklerimi yazıyorum.
Gelelim Bülent Buda‘nın sorusuna...
Başarı uzun yıllar gelmezse ilgi başka bir yere odaklaşıyor.
İzmir kulüplerinin de, İzmirlilerin de durumu bu.
Taraftara kızamıyorum. İnsanlar tuttukları takımının en azından zirve mücadelesi yapmasını istiyorlar. Bizler “Bükemediğin bileği öpeceksin” kültürüyle büyüdük.
“Hak edeni alkışlayacaksın” terbiyesiyle yoğrulduk.
“Önemli olan ve baki kalan dostluktur” felsefesini ilke edindik.
Hiç fark etmez.
İster iş yerinde...
İster statta, ya da tribünde...
Sempati duyduğumuz takım yenilse bile tebrik eder, sonuçta bunun bir spor karşılaşması olduğunu unutmayız.
Bir ayrıntı daha vardır.
Üç büyüklerden hangisi gelirse gelsin, karşısında bir İzmir takımı varsa; elimizdeki bayrak Karşıyaka’dır, Altay’dır, Göztepe’dir, Buca’dır.