Dilara Koçak

Dilara Koçak

bilgi@mezurasaglik.com.tr

Tüm Yazıları

Dünyanın bir bölümü açlık çekiyor, diğer tarafta fazla kilolu ve obez bireylerin sayısı artıyor. Gıda israfı yaşanan bir dünyada, bireysel sağlık ve iyileşmeden söz edilebilir mi? 2030 yılında 670 milyon insan açlıkla mücadele edecek. Oysa sağlıklı ve sürdürülebilir beslenmeyle açlığa son verilmiş bir dünya mümkün.

Kimseyi geride bırakma

Bugün 16 Ekim, Dünya Gıda Günü. 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) doğum günü de sayılan bu özel günde, dünya genelindeki açlık, obezite, gıda güvenliği gibi önemli konularda farkındalık yaratmak hedefleniyor. Daha iyi üretim, daha iyi beslenme, daha iyi bir çevre ve daha iyi bir yaşam kimseyi geride bırakmadan mümkün ve bu noktada herkesin üzerine düşen görevler var.

Haberin Devamı

2050 yılına kadar 10 milyarı bulacak nüfusu beslemek için hiç kimseyi geride bırakmayan büyük bir dönüşüm gerekiyor. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları odağında “Açlığa son” ve “Sorumlu üretim ve tüketim” için gıda israfı ve kaybını önlemek de kilit rol oynuyor.

Ben de bu sebeple bir beslenme uzmanı olarak uzun zamandır odağıma gezegeni ve geleceği beslemeyi aldım. Her fırsatta “Toprak hasta, hava hasta, su hasta, yani gezegen hasta” sözümü yineliyorum. Çünkü dünyanın bir bölümü açlık çekerken, diğer tarafta fazla kilolu ve obez bireylerin sayısı artıyor ve saniyeler içinde tonlarca gıda israfı varken bireysel sağlık ve iyileşmeden bahsetmek mümkün değil.

Güncel veriler ne söylüyor?

Geçtiğimiz günlerde açıklanan Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenmenin Durumu (SOFI 2022) raporunun önemli sonuçlarını sizlerle de paylaşmak istedim. Rapora göre, 2021 yılında 702-828 milyon insan açlık ile mücadele etti. 3 milyardan fazla insan (dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ı) sağlıklı beslenmeyi karşılayamıyor.

Şiddetli gıda güvensizliği yaşayanların ortalama üçte ikisi kırsal kesimdeki gıda üreticileri. Dünyanın her yerinde gıda sistemleri, iklim krizinin sebebi sera gazı salınımlarının üçte birinden sorumlu.

2015’ten beri değişmeyen yetersiz beslenme yaygınlığının ise son 3 yılda yüzde 8’den yüzde 9.8’e çıkması en ilgi çekici ve endişelendiren verilerden. FAO’nun tahminlerine göre, 2030 yılında 670 milyon insan açlıkla mücadele edecek. Unutmayalım ki, sağlıklı ve sürdürülebilir beslenmeyle açlığa son verilmiş bir dünya mümkün.

Haberin Devamı

Elbette burada gıda kaybı ve israfından bahsetmek önemli. Çünkü gıda kaybının ve israfının küresel ayak izi 3.3 milyar ton karbondioksite eşdeğer ve toplam sera gazı emisyonlarının yüzde 7-10’unu oluşturuyor. FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık’ın, SOFI raporu lansmanında vurguladığı gibi; “maalesef gelişmişlik arttıkça israf artıyor. Gıda kaybı ise azgelişmiş gruplarda daha fazla görülüyor.”

Daha iyi bir gelecek için

Dünya Gıda Günü kapsamında hafta boyunca farkındalık çalışmaları gerçekleşiyor, ben de bu farkındalık çalışmalarına katılmaktan mutluluk duyuyorum. 5 Ekim’de Avrupa ve Orta Asya’dan uzmanlar, bakan ve bakan yardımcıları, FAO Türkiye’nin ev sahipliğinde İstanbul’da bir araya geldik. 30’dan fazla ülkenin katılımıyla gerçekleşen konferansla “Gıda kaybı ve israfının azaltılması için ortak çalışma ve örnekleri paylaşıp engelleri ortadan kaldırmak, çözümleri ve ihtiyaçları tartışmak” amaçlanıyor.

Haberin Devamı

Geçen hafta ise UNDP Türkiye ve İsveç Başkonsolosluğu ev sahipliğinde İsveç’ten “Sürdürülebilir Lezzetler” resepsiyonuna katıldım. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda sürdürülebilir bir gelecek için gıda tüketiminin kritik olduğuna dikkat çekildi.

Kimseyi geride bırakma

Kimseyi geride bırakmadan, daha iyi üretim, daha iyi beslenme, daha iyi çevre, daha iyi yaşam için farkındalık sahibi olmak önemli. Gıdaya, üreticilere, gezegenimize saygı duyalım, sağlıklı ve sürdürülebilir beslenmeyle açlığa son çağrısına ortak olalım.

Anne sütünde mikroplastik tehlikesi

Kimseyi geride bırakma

Mikroplastiklerin plasenteda, akciğerlerimizde hatta kanımızda bulunduğuna dair pek çok çalışma bulunuyor. Geçtiğimiz aylarda yayınlanan bir çalışma da, mikroplastiklerin bebekler üzerindeki sağlık etkileri konusunda endişe duymamıza yol açtı. Mikroplastikler bu sefer anne sütünde de tespit edildi. Evet, yanlış duymadınız. Polymers dergisinde yayınlanan çalışmada, 34 sağlıklı annenin sütünden alınan örneklerin yüzde 75’inde mikroplastik tespit edildiği açıklandı.

Durum ciddi

Anne sütü, bebeğin en iyi şekilde büyümesi ve gelişmesi için gerekli tüm sıvı, enerji ve besin ögelerini içeren, biyolojik yararı yüksek, sindirimi kolay bir besin. Bir nevi doğadaki en eşsiz besin, en kıymetli protein kaynağı iken bu araştırma sonuçları durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. Peki, nasıl oluyor da anne sütü mikroplastik içerebiliyor? Son yıllarda anne sütüne alerjik doğan bebekler, yeni nesil alerjiler de doğanın ve vücudumuzun dengesini bozduğumuzun bir başka göstergesi. Araştırmacılar annelerin plastik ambalajlarda yiyecek içecek tüketimi veya plastik içeren kişisel hijyen ürünlerini kullandığını belirtiyor, fakat mikroplastiklerin anne sütü ile ilişkisi hâlâ araştırılıyor. Bunun yanı sıra biberonla beslenen bebeklerin günde milyonlarca plastik yutabileceğini ve inek sütünün de mikroplastik içerebileceğini belirten çalışmalar da var.

Konu beslenme olunca gıda güvenliği, ambalaj ve sağlık konularını bir arada değerlendirilmesi gerektiğini her zaman vurguluyorum. Tabağınızdaki, kıyafetlerinizdeki, çevrenizdeki hatta bedeninizdeki gizli tehlikeler giderek artıyor. Yapmanız gereken ise plastiği azaltmanın genel sağlığa ve doğaya olan doğrularını anlatmak. Sağlığınız için, geleceği beslemek için yapacağınız en güzel yatırımlardan birinin plastikten uzaklaşmak olduğunu unutmayın!