GÜVENLİ VE SAĞLIKLI MARKET ALIŞVERİŞİ

10 Ağustos 2022

Alışverişe çıkarken nelere dikkat ediyorsunuz? Biliyorsunuz ki doğru alışveriş için liste hazırlamak, ihtiyacınıza göre planlama yapmak atacağınız ilk adımlardan... Peki ya gıda okuryazarlığı ve gıda güvenliği? Etiket okumak sadece son tüketim tarihini kontrol etmek anlamına gelmiyor.

Gıdanın üzerindeki etiketler aslında size üretim yerinden içeriğine kadar pek çok bilgi sunuyor. Öyle ki etiket okuma alışkanlığınız geliştikçe aslında paketli gıdalardan daha sağlıklı alternatiflere yönelme eğiliminde oluyorsunuz.

Gıda güvenliği ise hem gıda profesyonellerinin hem işletmelerin hem de tüketicilerin üzerinde durması gereken bir diğer önemli konu. Bu kavramı gıdalardaki fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik açıdan olası tüm tehlikelerin öngörülerek engellenmesi olarak tanımlayabilirim. Bu anlamda yeterli bilgiye sahip olmak, bilinçlenmek, mevcut mevzuatlara uygun hizmet sunmak ve gıda güvenliği konusundaki güncellemeleri yakından takip etmek kıymetli.

Sürdürülebilir beslenme

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 2010 yılında sürdürülebilir beslenmeyi ‘Şimdiki ve gelecek nesiller için gıda güvenliğine ve sağlıklı yaşama katkıda bulunan, çevresel etkisi düşük diyetler’ olarak tanımlamıştı. Sürdürülebilir beslenme kriterleri arasında besleyicilik kadar güvenilirliğin de ön planda olduğunu hatırlatmak istiyorum. Güvenli gıdanın üretilmesi ise gıda güvenliği sisteminin doğru kurulmasıyla mümkün oluyor. Günümüzde diyet tedavileri ile birlikte gıda güvenliği yönetimi ve iyi gıda uygulamaları da oldukça arttığını görmek sevindirici. Sürdürülebilirlik, sürdürülebilir üretim ve sürdürülebilir tüketime olan ilgi günden güne artıyor, markalar tüm odaklarını sürdürülebilir üretim ve tüketime çeviriyor. Kısacası sürdürülebilir beslenme kavramı, gıda güvenliği için sürdürülebilirliği sağlarken bireyin sağlığını korumanın bir yolu olarak kilit rol oynayabilir. Bu anlamda sürdürülebilirlik, gıda okuryazarlığı ve gıda güvenliğinin bir parçası olarak düşünülmeli.

İŞLENMIŞ GIDALAR

Market alışverişinizde paketli gıdalara ne kadar yer veriyorsunuz? Bazı yiyecekler daha uzun süre raf ömrü, daha az maliyet gibi bazı faktörler nedeniyle birtakım işlemlere tabi tutulabiliyor. İşlenmiş gıdaların sağlığınız üzerine oluşturduğu riskler üzerine yapılan bilimsel çalışmalar giderek artıyor, ben de bu konuda yapılan güncel çalışmaları yakından takip ediyorum. Paketlenmiş unlu mamuller ve atıştırmalıklar, gazlı içecekler, şekerli tahıllar, gıda katkı maddeleri içeren hazır yemekler işlenmiş gıdalar olarak karşımıza çıkıyor. Hazır soslar, meyveli yoğurtlar, salam, sosis, sucuk gibi işlenmiş etler, hazır pizza ve hamur işleri gibi birçok gıdayı bu gruba örnek olarak gösterebilirim.

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan yeni bir araştırmada, hazır ambalajlı çorbalar, soslar ve hazır yemekler gibi ultra işlenmiş gıdalar bilişsel gerilemeyle ilişkilendirilmiş. Sao Paulo Üniversitesi’ndeki araştırmacılar bu gıdaları tüketmenin beynin yürütme işlevini, yani bilgiyi işleme ve karar verme becerisini kontrol eden bölümleri de dahil olmak üzere genel bilişsel gerilemeye katkıda bulunabileceğini belirtiyor. 2022 Alzheimer Derneği Uluslararası Konferansı’nda sunulan araştırmada Brezilyalı 10 bin birey 10 yıldan uzun süre boyunca gözlemlenmiş. Araştırma, en fazla miktarda aşırı işlenmiş gıda tüketen bireylerin, bu besinleri tüketmeyenlere göre yüzde 28 daha hızlı genel bilişsel gerileme oranına sahip olduğunu vurguluyor. Paketli bir gıdayı satın alırken içeriğinin katkı maddelerinden uzak ve doğal olmasına dikkat edin. Bir beslenme uzmanı olarak gıda okuryazarlığı, doğru pişirme yöntemleri, bilinçli alışveriş, artan yemeklerin kayba uğramadan değerlendirilmesi gibi konularda farkındalık yaratmak için çalışmaya devam edeceğim.

Yazının devamı...

Ferahlatan sebze-meyve ikilileri

7 Ağustos 2022

Sıcak günlerde vücudumuzun sıvı gereksinimi artıyor ve destek istiyor. Bu destek de su içeriği yüksek sebze meyvelerde var. Günde 5 porsiyon tüketmeye özen göstereceğimiz sebze ve meyveleri inceliyoruz.

Temmuza veda ettik ve ağustosun ilk haftası bize artan hava sıcaklığıyla merhaba dedi. Sıcak ve nem oranının her geçen gün arttığı bugünlerde vücudunuzun en çok suya ihtiyacı olduğunu unutmamalıyız. Peki, yeterli sıvı tüketmek kadar besin yoluyla da vücudunuza sıvı desteği sağlayabileceğinizi biliyor musunuz? Çoğumuzun sevdiği, su içeriği yüksek meyve ve sebzeler de ağustos ayının en güzel yanlarından biri olsa gerek… Günde 5 porsiyon sebze-meyve tüketmeye özen göstererek bunaltıcı yaz sıcağıyla başa çıkmanız mümkün. Gelin bu sebze ve meyvelerin bazılarını yakından inceleyelim.

Yazın ferahlatıcısı: KARPUZ VE YOLDAŞI KAVUN

Yüksek su içeriğiyle yaz aylarında sofralarımızı renklendiren karpuzun 1 ince dilimi ortalama 50-60 kalori içerir. Karpuzun renkli iç kısmı güçlü bir antioksidan olan likopen içeriğiyle bağışıklığınıza destekler. Antioksidanların, erken yaşlanmaya yol açan vücudumuzdaki serbest radikalleri etkisiz hale getirerek, diyabet, kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etki gösterdiğini de hatırlatayım. Birçok araştırmada likopen içeriğinin hastalıklar üzerindeki olumlu etkisi kanıtlanmış durumda. American Cancer Society (ACS) Journals’ın yaptığı bir çalışmada, karpuz, domates gibi besinlerin içeriğinde bulunan likopenin, bir böbrek kanseri türü olan renal hücreli karsinom riskini azaltabileceği belirtiliyor.

Yüksek su içeriğine dönecek olursak özellikle yaz aylarında sıcaklıkların artması nedeniyle sıvı kaybı ve ödem problemleri görülebiliyor. Kavun ve karpuzun yaz aylarında en önemli özelliklerinden biri ise su içerikleriyle hidrasyonu desteklemeleri. Potasyumdan zengin, aynı zamanda bir diüretik olan karpuz, kan basıncını düzenlemeye ve vücudun doğal sıvı dengesini sağlamaya yardımcı olur. Kavunun da sağlığınıza etkileri tıpkı karpuzunki gibi oldukça fazla; içeriğindeki potasyum sayesinde kan basıncını düzenlemeye yardımcı olur, hipertansiyon durumunda porsiyon kontrolünde kavun ve karpuz tüketiminden faydalanabilirsiniz. Sıcak yaz aylarında kavun ve karpuz tüketimi içeriğindeki lif ve su oranı ile bağırsak hareketlerinizi de düzenlemede rol oynar. Bu iki favori meyveyi peynirle tüketirseniz tokluk sürenizi de destekleyebilirsiniz.

Yeşillerin gücü adına: KABAK VE SALATALIK

Yazının devamı...

GELECEĞİ BESLEYEN KADINLAR

3 Ağustos 2022

Geçtiğimiz hafta 28 Temmuz Perşembe günü Dünya Limit Aşım Günü idi. Peki Limit aşım Günü size ne anlatıyor hiç düşündünüz mü? Bu gün aslında; dünyanın bize sunduğu bir yıllık doğal kaynakları tükettiğimiz gün olarak da tanımlanabilir. Yani limitleri öyle aştık ki, Dünya artan talebimize kaynak yetiştiremiyor, doğaya borcumuz giderek artıyor… Ekosistemlerimizin yenileyebileceğinden yüzde 75 daha fazla kaynak kullanıyoruz. Eğer bu tarih her yıl altı gün öne gelirse 2050’den önce kaynaklarımız maalesef tükenecek. Küresel Ayak İzi’ne göre 1.75 Dünyamız varmış gibi tüketiyoruz oysa ki tek bir Dünyamız var ve ona iyi bakmak artık sorumluluktan ziyade bir zorunluluk. Geçtiğimiz haftalarda bu kapsamda çok kıymetli bir seyahatin detaylarını sizlerle de paylaşmak istedim.

Üreten kadınlar

Geçtiğimiz hafta Kale Grubu’nun 65’inci kuruluş yıl dönümünün kutlandığı geleneksel Seramik Bayramı için Çanakkale’deydim. Çanakkale Seramik Bayramı’na ilk kez katıldım, sadece 24 saate öyle çok şey sığdı ki, benim için son derece verimli ve unutulmaz bir deneyim oldu. Çanakkale’nin Yenice ilçesine bağlı Nevruz Köyü Kadınları kooperatifini ziyaret ettik ve kadınlarımızın çıkarttığı harika işleri yakından görme fırsatımız oldu. Nevruz Köyü Kadınları bir #İyiBakDünyana hareketi oluşumu. Tekstil ürünleri ile yola çıkmışlar ama daha sonraki süreçte Kazdağları’nın eteklerinde olan köye ve yöreye ait unsurları da öne çıkartmak hedefleri olmuş. Yaptıkları üretimde doğal ve yöre kumaşlarını kullanıyorlar. Nerdeyse sıfır atık ile üretim yapıyorlar ve üretimden artan parçaları da tekrar kullanıyorlar. Onlardan da kolye, anahtarlık, toka gibi çeşitli aksesuarlar tasarlayıp üretiyorlar.

Aslında tüm kadın kooperatiflerinin arkasında emek dolu bir büyük bir hikaye var ve hepsi ortak amaca hizmet ediyor. Kadın kooperatiflerinin artması kadınlarımızın daha iyi çalışma koşullarına sahip olmasına, ev dışında da emeklerini gösterebileceği bir ortam oluşmasına ve kadınları sosyal açıdan güçlendirmeye katkı sağlıyor. Dileğim her zaman üreten ve dönüştüren bu tarz kadın kooperatiflerinin artması.

Sevgili Zeynep Bodur Okyay, 65’inci yıl etkinlikleri kapsamında eşsiz Çanakkale tarihini anlatan yeni kitabın haberini verdi. Troya Kazıları Başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan’ın Troya üzerine 30 yıllık çalışmalarının derlemesi sonucu ortaya çıkan ‘Troya’ (A Journey To The Homeric Landscape: Troy) adlı kitap hakkında bilgi almak çok kıymetliydi.

AĞUSTOS MEYVELERİ

Yazının devamı...

Yaşam süresinde kadınlar neden avantajlı?

31 Temmuz 2022

Dünyada ve Türkiye’de kadınların yaşam süreleri erkeklerden daha uzun. Ancak, yaşam süresi kadar bu ömrü ne kadar sağlıklı ve kaliteli geçirdiğimiz de önemli. Bunun için size bazı önerilerim var

Birleşmiş Milletler dünya nüfus tahminleri, 2020-2025 dönemi için beklenen yaşam süresini dünya genelinde 73.2 yıl olarak öngörüyor. Bu rakam erkekler için 70.8 yıl ve kadınlar için ise 75.6 yıl. Ülkemizde ise kadınlar için beklenen yaşam süresi 81.2 yıl iken erkeklerde 75.6. Yani rakamlara göre kadınlar avantajlı durumda. Öyle ki hem dünya geneli hem de ülkemizde kadınların yaşam süreleri daha uzun. Fakat bu noktada dikkat etmemiz gereken bir nokta var: kadınlar genellikle daha yüksek hastalık oranlarına sahip. Unutmayın ki yaşam süresi kadar bu ömrü ne kadar sağlıklı ve kaliteli geçirdiğimiz de önemli. Bunun için size bazı önerilerim var. 

 Potasyum kalbimizi koruyor

Kadınların erkeklere göre daha uzun yaşamasının en önemli sebeplerinden biri, kalp hastalıklarının erkeklerde daha fazla görülmesi. Dünya üzerinde ve ülkemizde de olduğu gibi ölümlerin büyük nedenini kalp hastalıkları oluşturuyor. Konuyla ilgili çalışmalarda, diyetteki düşük potasyumun kalsifiye arterlere ve aortik sertliğe yol açtığı, potasyum artışının ise kalp hastalığına ve buna yönelik ölümlere karşı koruyucu olabileceği belirtiliyor. Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin (ESC) yayımladığı yeni bir araştırmada da muz, avokado ve somon tüketen kadınların, diyetteki tuzun olumsuz etkilerini azalttığı bulunmuş. Çalışma, potasyum açısından zengin diyetlerin, özellikle yüksek tuz alan kadınlarda daha düşük kan basıncı ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Potasyum içeren besinlere muz, kivi, kayısı, avokado, dut, nar, kuru meyveler, patates, kuru baklagilleri örnek verebilirim. Bunlar haricinde ıspanak, pazı, bal kabağı, pırasa, bakla, börülce enginar, Brüksel lahanası, brokoli ve mantar da potasyum içeren besinler arasında yer alıyor. 

Sebze meyvelerin gücü

Nutritional Neuroscience’da geçen ay yayımlanan çalışmada, daha fazla renkli meyve ve sebze tüketiminin, kadınların sağlık sorunlarını önlemeye yardımcı olabileceği bulunmuş. Araştırmada, karotenoidlere beslenme planında mutlaka yer verilmesi gerektiği vurgulanıyor. Beslenme düzeninde karotenoidlere yer verilmesi, antioksidan görevi görür. İki önemli karotenoid olan lutein ve zeaksantin, göz ve beynin belirli dokularında bulunur; bu ikilinin merkezi sinir sistemi dejenerasyonunu iyileştirebileceği birçok araştırmada gösteriliyor. Bu çalışmada ise hastalık oranlarının, patates, lahana, ıspanak, karpuz, dolmalık biber, domates, portakal ve havuç gibi karotenoid içeriği zengin bir diyetle iyileştirilebileceği savunuluyor. Renkli meyve ve sebzelerin, özellikle görsel ve bilişsel kayıpların önlenmesinde koruyucu görev aldığının altı çiziliyor. 

Çalışma, kadınların otoimmün hastalıklar ve zihinsel hastalıklar başta olmak üzere erkeklerden önemli ölçüde daha yüksek oranda dejeneratif bozukluk yaşadığını ortaya koyuyor. Tüm otoimmün hastalıklar göz önünde bulundurulduğunda, kadınlar bu anlamda nüfusun yaklaşık yüzde 80’ini oluşturuyor. Kadınların vitamin ve mineralleri vücutlarında tutma şekli, bu duyarlılığa katkıda bulunan faktörlerden biri. Yani kadınların vitamin ve mineralleri vücutlarında depolama biçimleri ve mekanizması ile dejeneratif sorunlar yaşama olasılığı daha yüksek olduğu belirtiliyor. Aynı zamanda kadınların mikrobiyomunu ve bağırsak sağlığını iyileştirmeye daha fazla dikkat edilmesi gerektiği de çalışma önerileri arasında. 

Yazının devamı...

BESLENME-DEPRESYON İKİLİSİNE YAKIN MERCEK

27 Temmuz 2022

Pandemi süreci hayatımıza girdiğinden bu yana ‘kendimi iyi hissetmiyorum, ruh halim oldukça değişken’ diyenlerin sayısının arttığı bir gerçek. Her olumsuz duyguyu depresyon olarak nitelendirmenin doğru olmadığını hatırlatayım. Depresyon, bireylerin kendini psikolojik olarak iyi hissetmediği, çok uzun süreler devam edebilen ve günlük hayatı etkileyen psikolojik bir rahatsızlık olarak tanımlanabilir.

The Lancet dergisinde yayınlanan araştırma pandemi sonrası dünya çapında depresyon vakalarının yüzde 28 arttığını gösteriyor. Dünya genelinde depresyon vakaları artarken, ülkemiz de depresyon durumu oldukça sık görülüyor. Daha önce birçok yazımda depresyon ve beslenme ilişkisinden bahsetmiştim. Bu yazımda ise güncel çalışmalarla gelin konuyu bir kez daha inceleyelim.

Yeterli ve dengeli beslenme şart

Beslenme düzeninizin psikolojik durumunuzu etkileyebileceğini biliyor musunuz? Depresif yapıdaki bireylerin genellikle düzensiz ve kötü bir beslenme planı ve daha az besin tüketme eğilimi oluyor. Dissertations in Health Sciences dergisinde yayınlanan yeni bir çalışmada, sebzeler, meyveler, tam tahıllar, beyaz et ve balık içeren sağlıklı bir beslenme düzeni daha düşük depresyon riski ile ilişkilendirilmiş. Paketli gıda, sosis salam gibi işlenmiş et ve fazla miktarda şeker tüketiminin ise depresyon riskini artırdığı görülmüş. The American Journal of Clinical Nutrition dergisinde yayınlanan bir çalışmanın sonuçları ise Akdeniz tipi beslenme ile depresyon semptomlarında önemli bir iyileşmenin olacağı yönünde. Araştırmacılar Akdeniz diyetinin birçok hastalıkta olduğu gibi depresyon üzerinde de iyileştirici etkisi olduğunu belirtiyor.

Elveda fast food

Hamburger, pizza, patates kızartması… Eminim ki bu üçlüye çoğu kişi “Hayır” diyemiyor. Bazen ruh halinizi iyileştirmek ve modunuzu yükseltmek için tercih ettiğiniz bu fast foodların tam tersine sizi olumsuz yönde etkileyebileceğini biliyor musunuz? Fazla miktarda fast food tüketiminiz var ise dikkat. Public Health Nutrition dergisinde yayınlanan araştırmada, fast food tüketenlerin, az yiyenlere veya hiç yemeyenlere kıyasla depresyon geliştirme olasılığının yüzde 51 daha fazla olduğu bulunmuş. Pandemi ile de fast food tüketiminin arttığı göz önünde bulundurulduğunda depresyon riskinin de artabileceğini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Depresyon riskinin önüne geçmek için sağlıklı alternatiflere ve ev yemeklerine yönelmenizde fayda var.

B vitamini size iyi geliyor

B grubu vitaminleri vücudunuzda enerji metabolizmasında rol oynar ve eksikliğinde yorgunluk, halsizlik veya performans düşüklüğü görülebilir. B vitaminlerinin vücudun hem fiziksel hem de ruh sağlığında olumlu rol oynadığını gösteren birçok çalışma var. Human Psychopharmacology Clinical and Experimental dergisinde yayınlanan yeni bir çalışmada, 300‘den fazla katılımcının bir ay boyunca her gün yeterli B6 vitamini aldığında daha az endişeli ve depresif hissettikleri görülmüş. Çalışmanın bulguları, B6 vitamininin beyin üzerindeki sakinleştirici etkisinin olduğunu ve depresyon tedavisinde etkili olduğunu belirtiyor. B6 vitamini, hayvan ve bitkilerde proteinlerle birlikte bulunur. Et, süt, balık, kuru baklagiller, koyu yeşil yapraklı sebzeler, yağlı tohumlar B6 vitamini içeren besinlere örnek verilebilir. Araştırmacılar bu mekanizmanın triprofan ve seratonin ilişkisiyle gerçekleştiğini belirtiyor. Seratonin konusunda soru işaretleri yaratan güncel bir çalışmayı da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yazının devamı...

Sıcak havalarda serinlemenin yolu

24 Temmuz 2022

Sıcak hava yönünü ülkemize çevirdi. Hâl böyle olunca artan sıcaklıklara vücudumuzu hazırlamanın önemi artıyor. Önerilerimi uygularsanız bunaltıcı sıcaklıkta size serin bir gölge olacağını umuyorum.

Her geçen sene, en sıcak yaz olacak deniliyordu, fakat bu yaz öncekilerden biraz farklı. Avrupa kıtası, ilk defa böyle bir sıcak hava dalgası ile karşı karşıya. İklim krizinin etkilerini son derece hissettiğimiz bu dönemde artan sıcaklıklarla çoğu ülke mücadele ediyor. Öyle ki İspanya, Fransa ve Portekiz’de çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine neden olan sıcaklıklar son günlerde İngiltere’yi de etkisi altına aldı. Sıcaklıklar 40 derecenin üzerinde seyrediyor ve birçok ülkede maalesef orman yangınları çıkıyor, ormanlarımız yanıyor. Sıcak hava dalgaları bu hafta itibarıyla yönünü ülkemize çevirdi. Uzmanlar, etkisini ağustos ayı boyunca görebileceğimizi belirtiyor. Hal böyle olunca artan hava sıcaklıklarına vücudumuzu hazırlamak önem taşıyor. Sıcaklığın artacağı bu dönemde nelere dikkat etmemiz gerekiyor, sıvı tüketmek neden önemli, gelin bir kez daha konuşalım.

Yazın daha stresliyiz

Stres, günlük hayatımızda sıklıkla kullandığımız bir sözcük değil aslında. Yaşadığımız küçük bir sorun bile bizi strese sokabiliyor. Peki, artan sıcaklık ile stres hormonlarımızın ilişkili olabileceğini hiç düşündünüz mü? American Physiological Society’nin tıp öğrencileri üzerinde yaptığı yeni bir araştırma, stres hormonu kortizol seviyelerinin yaz aylarında en yüksek seviyede olduğunu gösteriyor. Bu sonuçlar aslında yazın daha rahat ve kolay geçmesi gibi düşüncelerle çelişiyor. Yeterli ve dengeli beslenme, uyku ve egzersizin yanında meditasyon, nefes çalışmalarının ve sevdiklerinizle vakit geçirmenin stres yönetiminde atacağınız en iyi adımlar olduğunu unutmayın! Bunlar, bunaltıcı sıcaklıkta size serin bir gölge sunacaktır.

Suyu sıcak mı soğuk mu içmeli?

Yaz aylarında vücudumuz normalden daha fazla su ve elektrolit kaybeder. Dikkat edilmezse bu kayıpların artması tehlikeli olabilir, bu nedenle susamayı beklemeden su içmeye özen gösterin. Artan sıcak havalarda günde 2-2.5 litre su tüketmeye çalışın. Bu miktarın fiziksel aktivite seviyenize, sağlık durumunuza ve birçok faktöre göre değişiklik gösterebileceğini hatırlayalım. Başka bir alternatif olarak kilogram başına 30 ml olacak şekilde de kendi su ihtiyacınızı kolayca hesaplayabilirsiniz. Yani vücut ağırlığınız 65 kg ise sıvı ihtiyacınızı yaklaşık 2 litre olarak düşünebilirsiniz.

Yazının devamı...

Bayram sonrası kilo kaybı hedefi

20 Temmuz 2022

Bayram tatili sonrası çoğu kişinin şehir hayatına dönmesi ile kilo kaybı ve sağlıklı beslenme gündemde. Deniz, kum, güneş üçlüsü, artan tatiller ve sosyal yaşam beraberinde beslenme düzeninizde birtakım değişimler meydana getirebiliyor. Öyle ki yaz aylarında sağlıklı ve fit bir görünümde olmak herkesin ortak arzusu. Bunun için diyet ve egzersiz ikilisinden gücüne ihtiyacımız var. Peki kilo kaybında sadece bu iki etken mi etkili hiç düşündünüz mü? Kilo kaybı söz konusu olduğunda, aslında zihninizin de bu duruma uyum sağlaması gerekiyor. Geçtiğimiz aylarda Wake Forest Baptist Medical Center’ın yaptığı bir araştırmanın sonucunda beyindeki iki özel ağın, bireylerin kilo verme sürecinde başarısını önemli ölçüde etkileyebileceği gösterilmiş.  Bulgular, kilo verme sürecinde zorlanan bireylerin beyin ağı özelliklerinin daha farklı olduğunu gösteriyor. Beden sağlığınıza dikkat ederken zihinsel sağlığınızı da önemsemeyi ihmal etmeyin.

Yağlı beslenmek beynin düşmanı

Kurban Bayramı sonrası et tüketiminizin normalin üzerine çıktıysa dikkat! Yapılan güncel araştırmalar, yüksek yağlı yiyeceklerin yalnızca bel çevrenizin genişlemesine katkıda bulunmakla kalmayıp aynı zamanda beyninizi de olumsuz etkilediğini gösteriyor. Metabolic Brain Disease dergisinde yayınlanan çalışmada 30 hafta yani yedi aydan uzun bir süre boyunca yüksek yağlı bir diyetle beslenenlerin anksiyete geliştirme dahil bilişsel yeteneklerinde bozulma olduğu belirtiliyor. Depresyon ve Alzheimer riski de yine yüksek yağlı beslenme ile ilişkili bulunmuş. Araştırmacılar obez bireylerin depresyon geliştirme riskinin yaklaşık yüzde 55 daha fazla olduğunu ve diyabetin bu riski ikiye katladığını belirtiyor.

Beden kİtle indeksi tek ölçüt mü?

Boyunuzun metre cinsinden karesi ile vücut ağırlığınızın birbirine oranı beden kitle indeksi (BKI) olarak adlandırılıyor. Kısaca kilonuz-boyunuzun karesi olarak hesaplayabilirsiniz. Beden kitle indeksi 30 kg./m2’nin üzerinde olan bireyler obez olarak gruplandırılır. 18.5 kg./m2 ve altı: zayıf, 18.5 -24.9 kg./m2 normal kategorisindedir. Bugüne kadar obezite üzerine yapılan birçok araştırmada BKİ’si yüksek olan bireyler değerlendirilmişti. Cell Metabolism dergisinde yayınlanan yeni bir araştırmada, araştırmacılar çok düşük BKI‘ye sahip bireyleri incelemişler ve araştırma sonucunda bu bireylerin, normal BKI ‘deki bireylerden daha az aktif oldukları ve daha az yeme davranışlarının olduğu görülmüş. Normal BKI’ye sahip olan bir kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, düşük kilolu bireylerin yüzde 12 daha az besin tükettikleri bulunurken, yüzde 23 oranında daha az aktiviteye sahip oldukları görülmüş. Burada altını çizmek istediğim nokta aslında beden kütle indeksiniz yerine sağlıklı yaşama odaklanmanız. Fazla kilolarınızın vücudunuzda nerede yer aldığına dikkat edin. Örneğin bel çevresi en yüksek risk faktörlerinden. Bu detay gerçek sağlık riskleriniz hakkında size ek bir bilgi sunabilir. Yapılan araştırmalar beden kütle indeksiniz normal aralıkta olsa bile fazla kilonuz eğer karın bölgesinde ise yüksek tansiyon, kolesterol, trigliserit seviyeleri, tip 2 diyabet ve kalp hastalığı gelişimi riski altında olduğunuzu söylüyor.

Güneş ışınları ve erkek metabolizması

Tatilde erkekler daha fazla kilo alıyor olabilir desem? Peki burada güneş ışınlarının etkisi olabileceğini biliyor musunuz? Bu ay yayınlanan ilgi çekici bir çalışmadan bahsetmek istiyorum. Nature Metabolism dergisinde yayınla-nan araştırma güneş ışınlarının beslenme düzenini etkileyebileceğini belirtiliyor. Güneşin ultraviyole (UV) ışınları-na maruz kalan erkeklerin yaz aylarında kadınlara oranla daha çok gıda tükettiği saptanmış. Elde edilen sonuçlar, güneş ışınlarının fazla olduğu yaz mevsiminde erkeklerin kanında açlık hormonu olan ’ghrelin’in arttığını belirtir-ken, günlük fazladan 300 kalori aldıklarının da altını çiziyor. ‘Ghrelin’, size yemek vaktinizin geldiğinin haberini verir. Doygunluk hormonu olarak bilinen ‘leptin’ de, size doyduğunuzu söyler. Her iki hormonun obezite ve kilo kaybı üzerindeki etkisine dair araştırmalar yapılmaya devam ediyor. Ben de güncel çalışmaları size aktarmaya devam edeceğim.

Yazının devamı...

Genler besin seçimimizi etkileyebilir mi?

17 Temmuz 2022

Parmak izlerimiz nasıl farklıysa hepimizin tat algıları da farklı. Tat duyularımızla ilgili genlerin farklılığından kaynaklanan bu durumun beslenmeyle ilişkisine yakından bakıyoruz.

Yemek seçimlerinize çevresel ve duyusal pek çok faktörün etki edebileceğini biliyor musunuz? Özellikle lezzet ve tat algısı, bireylerin besin tüketimini etkileyen en önemli faktörlerden. Örneğin bir kişi için yenilemeyecek kadar acı gelen bir yemek, başka birisi için tam da yenilebilecek tatta olabiliyor. Bunun sebebi tat algılarımızdaki fark; yani tat duyularımızla ilgili genlerin farklılığından kaynaklanıyor. Her bireyin parmak izi nasıl farklıysa aynı şey bu durum için de geçerli demek mümkün. Bu farklılıklara ve beslenme ile ilişkisine yakından bakalım istedim.

Anne karnında başlayan ve küçük yaşlarda şekillenen lezzet algısı, kimyasal, hormonal ve sinirsel uyarılarla oluşan, birçok organ ve hormonun etkilediği bir sistemdir. Lezzet algısı genellikle hissedilen koku, tat ve görsel uyarıların tamamıdır. Yaş, cinsiyet, hastalıklar, psikolojik durum, gebelik, obezite varlığı, sigara kullanımı, sosyokültürel etmenler, beslenme ve besin ögeleri gibi birçok çevresel ve genetik faktöre göre değişiklik gösterebilir. Bu algı besin tercihleri ve besin tüketimini etkileyen önemli bir faktördür.

5 farklı tadı algılıyoruz

Hepimiz hoşumuza giden lezzetleri barındıran besinleri daha sık tüketirken hoşlanmadığımız besinleri tüketmekten kaçınırız.  Hastalık ve gebelik gibi bazı dönemlerde lezzet algılarındaki değişiklikler de beslenme durumunu etkileyebilir. Lezzet algısının oluşmasında çevresel faktörlerin haricinde genetik farklılıklar ve genlerde meydana gelen polimorfizmler de etkilidir. Polimorfizmi, bir popülasyonda yüzde 1’den daha yüksek sıklıkta görülen genetik farklılıklar olarak tanımlayabilirim. Polimorfizmler, hastalık nedeni değildir, ancak hastalığa yatkınlık nedeni olabilirler.

Beslenme ve gen ilişkisi ile ilgili yapılan çalışmalar son yıllarda arttı. Ben de konuyla ilgili yakın zamanda yapılmış bir çalışmadan bahsetmek istiyorum. Geçen ay Amerikan Beslenme Derneği’nin yıllık toplantısında sunulan bir çalışmada 6 binden fazla ABD’li yetişkin birey değerlendirilmiş. Sonuçlar tat duyusu ile ilgili genlerin; besin seçimleri üzerinde rol oynayabileceği ve kalp ile metabolik sağlığı da etkileyebileceğini belirtiyor. Acı ve umami tat ile ilgili genlerin besin seçimini etkileyerek diyet kalitesini etkilemede özel bir yere sahip olabileceği, tatlı tat ile ilgili genlerin ise kalp ve metabolik sağlık üzerinde daha önemli bir etkiye sahip olabileceği de çalışma sonuçları arasında. Tatlı, tuzlu, ekşi, acı ve umami olmak üzere temelde 5 farklı tadı algılayabildiğimizi hatırlatayım. Umami terimini yeni duymuş olabilirsiniz, bu terim Japonca hoşa giden tat anlamına geliyor.

Kahve sevenlere iyi haber

Yazının devamı...