Kompost nedir?

17 Kasım 2019

Yazıyı okumaya başlamadan önce, bir dakikalığına günlük hayatınızı gözden geçirmenizi rica ediyorum. Mutfaklarınızdan çıkan atıkları değerlendirmek konusunda neler yapıyorsunuz? Toprağı ve suyu korumamız gerektiğinin farkındayız, fakat bunun için eylemlerimiz neler? Bu konuda elini taşın altına koymak isteyenler için sürdürülebilir yaşama katkı sağlayacak önerilere ihtiyacımız var. O yüzden ben de bugün sizlerle ‘Kompost nedir?’, ‘Nasıl yapılır?’ ve ‘Faydaları nelerdir?’ gibi soruların cevabını konuşalım istedim. Bu konuda ekibimize bazı projelerde destek veren sevgili diyetisyen meslektaşım Asena Özdemir’le size bir dosya hazırladık. Çok yakında sosyal medya hesaplarımızda da örnek uygulamalar göreceksiniz.
Kompostu; sebze-meyve kabukları, kesilmiş çimenler, dökülmüş yapraklar, budanmış bahçe çalıları, odun talaşı, yumurta kabuğu, kese kağıdı gibi organik maddelerin bir araya getirilerek ayrışması sonucu ortaya çıkan doğal bir gübre olarak düşünebilirsiniz. Özellikle şehirde yaşayan insanların çöpe giden mutfak artığı miktarını azaltması ve besin maddelerini toprağa geri kazandırması için oldukça basit bir yöntemdir. Yapımı için çok geniş bir alana ihtiyaç yoktur. İstediğimiz takdirde mümkün kılabiliriz.

İzlemeniz gereken beş adım

1-Öncelikle evinizin balkonunda veya bahçenizde bir yer belirleyin.
2-Kompostu hazırlamak için bir kova edinin. Karışımın hava alabilmesi için kovanın çeşitli yerlerine delikler açın. Sinek ve böcek girmesini önlemek için iç taraftan sinek teli yardımıyla delikler kapatılabilir.
3- Malzemelerinizi, yeşil ve kahverengi malzemeler olarak gruplayın.
Genellikle kahverengi malzemeler karbon bakımından zengindir ve kuru maddelerdir (örneğin; ağaç kabukları, dallar, kuruyemiş kabukları, kuru yapraklar, talaş, sap, saman, kese kağıdı vs.). Yeşil malzemelerse azot bakımından zengindir ve yaş maddelerdir (örneğin; sebze-meyve artıkları ve kabukları, taze otlar, biçilmiş çimler, yeşil yapraklar, çay, kahve telvesi, yumurta kabuğu vs.).

Yazının devamı...

Diyabet hakkında merak ettikleriniz

13 Kasım 2019

14 kasım Dünya Diyabet Günü... Halk arasında şeker hastalığı olarak da bilinen diyabetin görülme sıklığı, her geçen gün artıyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun (IDF) yayınladığı Diyabet Atlası’na göre, Türkiye’de diyabetli birey sayısı 2015’te 6 milyon 339’ken, 2017 yılında 6 milyon 694’e yükselmiş. İşin üzücü tarafı, 2040’ta bu sayının 10 milyonu, 2045 yılındaysa 11 milyonu geçeceği düşünülüyor. Dünyadaysa 629 milyon diyabet hastası olacağı yönünde açıklamalar da var.
Gerekli yaşam tarzı değişikliğine gidilmezse, durum daha da ciddileşebilir. Bu konuda farkındalık ve harekete geçme, son derece önem kazanıyor. Bu yüzden federasyon, Dünya Diyabet Günü için her yıl bir tema belirliyor.
2019 yılı için ‘Diyabet ve Aile’ temasıyla rahatsızlığın aile üzerindeki etkisi konusunda farkındalık yaratmayı ve bu hastalıktan etkilenen aileleri desteklemeyi amaçlıyor. Aileler, Tip 2 diyabet için değiştirilebilir risk faktörlerini önlemede kilit rolde... Belirtileri ve risk faktörleri hakkında farkındalığa sahip olmak, hastalığı erken teşhiste hayati önem taşıyor.
Ben de sizlerden sık gelen diyabet hakkında merak ettiğiniz sorulara, cevap vermek istedim.
Diyabet mellitus, insülinin salınımında, etkisinde veya bu faktörlerin her ikisinde de bozukluk olması nedeniyle ortaya çıkan ve hiperglisemiyle karakterize kronik metabolik bir hastalıktır. Salınımda bozukluk dediğimiz, salınımın olmaması; insülinin etkisinde bozukluk dediğimizse, pankreasın yeteri kadar insülin
üretmiyor oluşudur.

3P durumuna dikkat!

Hiperglisemi dediğimiz durum ise kan şekerinin 180 mg/dl üzerinde seyretmesidir ve belirtileri arasında 3P yer alır: poliüri (fazla miktarda

Yazının devamı...

SOMON ARAŞTIRMA SONUÇLARI

10 Kasım 2019

Ülkemizde balık tüketiminin 2018 yılında, bir önceki yıla göre yüzde 11’in üzerinde artış gösterdiğini biliyor musunuz? Bunu duymak beni mutlu etti çünkü balık sağlıklı beslenmenin benim için vazgeçilmez parçalarından biri... Hem protein hem de omega 3 içeriğiyle, sağlıklı beslenmede öne çıkıyor.

İçerdiği omega 3 yağ asitleri sayesinde, kanın pıhtılaşmasını kontrol etme, beyin hücrelerinin yapımına yardımcı olma ve yaşa bağlı unutkanlığa karşı koruyucu etki gösterme gibi birçok faydası var. Bunun yanı sıra depresyonu önleyebileceği ve duygu durumunun yükselmesine katkı sağlayabileceği üzerine de çalışmalar var. Yani aslında balık tüketiminin artması, sağlıklı ve lezzetli beslenmeye doğru bir eğilim olduğunun da göstergesi olabilir.

Geçtiğimiz günlerde Norveç Deniz Ürünleri Konseyi, Türkiye’de deniz ürünleri ve somon pazarını incelemek üzere, ‘Türkiye’de Somon Tüketim Araştırması’ yaptı. Çalışma sonuçları beni etkiledi, sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Daha fazla deniz ürünü

Araştırmaya göre tüketiciler sofralarına daha fazla deniz ürünü eklemek istiyor. Katılımcılardan yüzde 78’i bugün olduğundan daha fazla somon yemek istediğini söylerken, diğer deniz ürünlerini değil; tavuk tüketimini azaltarak bunu gerçekleştirmek istediklerine dikkat çekiyor.

Çalışmaya göre, deniz ürünü tüketicilerinin yüzde 95’i, somon yiyor. Bu kişilerden yüzde 67’si ayda bir ya da daha fazla, yüzde 28’iyse her hafta tükettiklerini belirtiyor. Evli çiftler, çocuklu aileler ve kadınlar daha fazla tüketiyor. Yüzde 75 tadının güzel olması, yüzde 73’le sağlığa faydaları nedeniyle tercih ediliyor.

Nereden geldiği önemli

İncelemeye göre, bireylerin düşünceleri de benimkine benzer... Tüketicilerin satın aldıkları ürünün kökenine dikkat ediyorlar.

Yazının devamı...

ORGAN BAĞIŞI HAFTASI

6 Kasım 2019

3-9 Kasım Doku ve Organ Bağışı Haftası... Organ bağışı ve nakli sayılarının yetersizliği organ yetmezliği yaşayan birçok bireyin hayatını kaybetmesine neden olabiliyor. Ben de bu konudaki bilgi eksikliğinin giderilmesini, organ bağışı bilincinin geliştirilmesini ve farkındalığın artmasını çok önemsiyorum.

Hayat kurtarmak için koştular!

Binlerce İstanbullu, organ bağışına dikkat çekmek için Caddebostan’da koştu! İstanbul Organ Nakli Derneği,  Medicana Sağlık Grubu’nun desteğiyle, bu yıl ‘5. Kez Hayat Kurtarmak İçin Yarıştayız’ koşusu düzenledi ve binlerce kişiyi bir araya getirdi. 

20 Ekim’de organ bağışı farkındalığı oluşturmak için gerçekleştirilen koşuya; binlerce İstanbullu, sporcular, nakil bekleyen hastalar ve yakınlarıyla, sağlık çalışanları katıldı. Koşuda, Türkiye genelinde organ nakli bekleyen 27 binin üzerindeki hastaya dikkat çekilmesi ve organ bağışı için çağrıda bulunulması, eminim birçok kişi için farkındalık yarattı.

Etkinlik; Gençlik ve Spor Bakanlığı, İstanbul Valiliği, Spor Genel Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı, Türkiye Atletizm Federasyonu, Türk Kızılayı
ve TÜRKÖK iş birliğiyle gerçekleştirildi.

Medicana Sağlık Grubu Organ Nakli Bölüm Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, bakın bu konuda neler söylüyor?

“Ülkemizde 22 bin 549’u böbrek olmak üzere, toplamda 27 bin 738 insanımız organ beklemektedir.

Yazının devamı...

Egzersizle ilgili aklınıza takılanlar

30 Ekim 2019

Araştırmalar, egzersiz yapmanın, hastalıklardan korunmada, stres yönetiminde ve vücut bütünlüğünü sağlamada önemli olduğunu söylüyor.
Egzersiz; başta kardiyovasküler hastalıklar olmak üzere, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, Alzheimer, tip 2 diyabet ve çeşitli kanserlerden kaynaklanan ölüm riskini azaltıyor. Bazı bireylerin bunu yaşam felsefesi haline getirdiğini görmek, beni mutlu ediyor ve genellikle onlardan, “Ne zaman egzersiz yapmalıyız? Aç karna yapmak daha fazla mı yağ yaktırıyor?” gibi sorular alıyorum. Bu konuda kafaların karışık olduğunu görüyorum. Bu yüzden ben de bugün aklınıza takılanlara cevap vermek istedim.

Nasıl beslenmeliyiz?

Egzersiz sonrası beslenmenin temel amacı, egzersiz sırasında harcanan glikojen depolarını yerine koymaktır. Böylece kaslarınız bir sonrakine de hazırlanmış olur. Boşalan glikojen depoları yerine konulmazsa, kas kaybı yaşanabilir. Egzersiz sonrası tüketeceğiniz besinlerle, ilk iki saat içinde glikojen depoları çok büyük oranda yenilenir. Bu noktada sadece protein içeriği yüksek bir öğün yerine, karbonhidrat ve protein içeriği dengeli bir öğün tüketmeniz, kas yıkımınızı önleyecektir.

Aç karna yapılır mı?

Klinik Endokrinoloji ve Metabolizma Dergisi’nde (The Journal of Clinical Endocrinology and Metabolism) yer alan çalışmada, kahvaltı etmeden önce egzersiz yapmanın, daha fazla yağ yakımına sebep olduğu sonucuna ulaşılmış. Aynı zamanda vücudun insüline olan cevabını iyileştirerek, bireylerin kan şekeri seviyelerini daha iyi kontrol etmelerine yardımcı olduğu söyleniyor.
Yine aynı araştırmada, sabah aç karna egzersiz yapanların, tip 2 diyabet ve kardiyovasküler hastalık riskinin daha az olduğu da belirtilmiş. Ancak

Yazının devamı...