Sağlığın iki yönü

Geçtiğimiz haftalarda gündemde olan 26. BM İklim Değişikliği Konferansı’nı (COP26) duymuşsunuzdur. COP26 konferansında ülkeler, iklim değişikliğine karşı alınacak önlemleri içeren bir anlaşmayı imzaladı. Anlaşmada, kömürün aşamalı olarak azaltılması ilk sıralarda yerini alırken, emisyon azaltma planlarının düzenli olarak gözden geçirilmesi ve gelişmekte olan ülkelere daha fazla finansal destek gibi önemli kararlar da yer alıyor.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, gezegenin kaderinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu vurguluyor ve durumun ciddiyetini “İklim felaketinin kapısını çalıyoruz” olarak özetliyor.

Bireysel olarak yapabileceklerimiz hiç zor değil

Peki, bu konuda bireysel olarak atabileceğiniz adımlar neler? Yediğimiz her gıdanın sadece kendi sağlığınıza değil gezegen sağlığına da etkisi oldukça büyük. Bu konuda bitkisel bazlı beslenmenin hem size hem de gezegene iyi geldiğini daha önceki yazılarımda anlatmıştım. Vejetaryen veya vegan beslenme planı sera gazı emisyonları üzerinde olumlu rol oynasa da bu düzen herkes için gerçekçi ve sürdürülebilir olmayabiliyor. Environmental Science & Technology dergisinde geçen hafta yayımlanan çalışmada,  2010 yılında 57.000’den fazla bireyin market alışverişi kayıtları analiz edilmiş ve her bir evin ortalama sera gazı emisyonları hesaplanmış. Ankete katılan evlerin %71’inin besinlerden gelen karbon ayak izini azaltabileceği belirlenmiş ve tüketicilere sera gazı emisyonlarını azaltmak için üç öneride bulunulmuş. Bu öneriler şöyle:

1. Kişi sayısı az olan küçük aileler, toplu gıda alımından kaçınmalı, ihtiyaçlarına göre alışveriş yapmalıdır. Marketler de bu konuda tüketiciye uygun maliyeti düşük seçenekler sunmalıdır.

2. Bireyler daha az tuzlu/unlu mamuller ve hazır yiyecekler almaya yönelmelidir. Bu gıdaların karbon salımı hayvansal ürünlere göre daha düşük olsa da, gezegen üzerindeki etkileri göz ardı edilmemelidir.

3. Yüksek kalorili olan ancak düşük besin değerlerine sahip gıdaların tüketimi azaltılmalıdır. Genel olarak bütün bu önerilerle, toplam sera gazı dağılımında %29’luk bir azalma sağlanabilir.

Bizim için küçük, gezegen için büyük bir adım olabilir

Hem sağlığınızı hem de gezegeni korumak için üzerinize düşeni yapmak ister misiniz? Buna tatlıları, hamur işlerini, kızartılmış yiyecekleri ve işlenmiş et tüketimini azaltarak yapmaya başlayabilirsiniz. Bu ay yayımlanan yeni bir araştırmaya göre sıklıkla tüketilen bu gıdalar sadece bel çevresini genişletmiyor, aynı zamanda ekolojik ayak izini de olumsuz etkiliyor.  Gıda tüketiminin çevresel etkileri üzerine 20 çalışmayı inceleyen bir araştırma daha sürdürülebilir gıda seçimlerine olan ihtiyacı vurguluyor. Avustralya ve Yeni Zelendalı bireylerin değerlendirildiği çalışmanın sonucunda meyve ve sebzeler, tam tahıllar, yağsız et, balık, yumurta, kuruyemiş, tohum, baklagiller, süt grubu gibi ‘temel’ gıdaların her gün tüketilebileceği belirtiliyor. Bu temel gıdaların Avustralya’da gıdayla ilgili toplam sera gazının yüzde 67-73’üne katkıda bulunduğu tahmin ediliyor ve en fazla sera gazı salımına et ve süt ürünleri katkıda bulunuyor. Temel olmayan veya ‘isteğe bağlı’ tüketilen gıdalardan olan şekerle tatlandırılmış içecekler, alkol veya işlenmiş etler ise temel gıdalardan daha düşük miktarda sera gazı salımına sebep olsa da bireyler bu gıdaları yüksek miktarlarda tükettiğinde yine olumsuz bir tablo karşımıza çıkıyor. En yüksek sera gazı salımı et, deniz ürünleri ve yumurtada (%35) görülürken, bunu hamur işleri ve dondurma gibi yüksek oranda işlenmiş gıdalar (%34) izliyor.

Sağlığın iki yönü

Yemediklerimizden de sorumluyuz

Dünya çapında, gıda tüketimi ve üretimi, toplam küresel emisyonların dörtte birini oluşturuyor. Toprağın hasta olması, tarım alanlarının kaybı, aile çiftçiliğinin ve yerel üretimin geldiği durum maalesef pek iç açıcı değil. Dünyada tatlı suyun tahminen üçte ikisi sulama için kullanılıyor. Gezegeni ve sağlığımızı göz önünde bulundurarak, yediğimiz gıdanın türü ve miktarının çevresel etkilerinin de farkında olmalıyız. 2050 yılına kadar dünya nüfusunun 10 milyar kişiye ulaşacağı tahmin ediliyor. Gıda üretimi ve beslenme şeklimizi değiştirmedikçe bu kadar insanı beslemek mümkün değil. Geçen hafta Brandweek Sahnesi’nde Ebru Baybara Demir ile ‘Bolluktan Yokluğa’ adlı oturumu gerçekleştirdik. Konuşmamda da altını çizdiğim gibi, artık sadece yediklerinizden değil ‘yemediklerinizden’ sorumlusunuz. Çünkü gıda israfı da iklim krizinin en büyük sebeplerinden biri olan sera gazı salımını etkiliyor. Herkesi geleceği ve gezegeni beslemek için bir adım atmaya davet ediyorum.