Bir geri, bir ileri nereye kadar

Önce şunu söyleyelim: Bölücüler, Eşref Şefik’in tabiri ile, “kendi oyunları ile tuş oldu” ve son 15 günde, kimsenin Türkiye’yi kolay kolay bölemeyeceği anlaşıldı.
Bölücüler karşısında liderlerin ve ordunun sert duruşu, onlara geri adım attırdı. Ve bölünmeye bir küçük grup dışındaki herkesin karşı olduğu anlaşıldı. Sonra, bu bölücülerin, Türkiye’nin bir grup “entelektüel”ini de “saf” yerine koymak istedikleri anlaşıldı.
Bölücülerin Diyarbakır’da düzenledikleri “Özerklik” kurultayına davet edilenler, tartışma yapılacağını, herkesin birbirine zıt da olsa görüşünü söyleyeceğini zannediyorlardı.
Oysa toplantı sahibi bölücüler “nihai bildiri” diye 73 milyonun çoğunun tepkisini çeken bir “bildiri” yayımlama sürprizini yaptı. Bu da, ayrı bayrak, ayrı dil, öz savunma gücü, özerklik ve “Kürdistan” adının kullanılacağı gibi ilkeleri kapsıyordu.
Yani toplantıya davet edilenler aldatılmıştı.
Toplantı görüş alışverişinden çıkarılmış, katılanların hepsinin sanki ittifakıyla kabul edilmiş bir sonuç bildirisiyle adeta bağımsız Kürdistan ilan edilmişti.
* * *
Netice olarak şuna bakalım.
“Demokratik özgürlük açılımı.” 73 milyonu daha mı yakınlaştırdı, daha mı ayırdı? Sorunun cevabı şu: Batıyı doğudan ayırdı.
Çünkü “Kürt Sorunu”nun yalnız Kürt kökenlilerin değil Türklerin de sorunu olduğu hesap edilmeliydi, oysa sorun tüm Türkiye’nin sorunu idi.
* * *
“Birlikte mi yaşayacağız yoksa yan yana mı?” İşte sorun bu.
Bir avuç bölücünün dışındakiler “73 milyon birlikte” diyor, AKP, CHP ve MHP “birlikte” diyor, BDP ise “yan yana” diyor.
BDP’nin yan yanadan anladığı ise, iki bağımsız devletin yan yana olması. İşte bunun olamayacağı da son 15 günde açıkça görüldü.
Bağımsız bir Kürt devleti bu topraklarda olamayacak, federasyon da.
Tekrar edelim çünkü bunu bir avuç bölücü dışındaki Kürt asıllı kardeşlerimizin de çoğu istemiyor.
Bu, Güneydoğu’daki baskılara rağmen, partilere verilen oy sayılarından da belli.
* * *
Türk toplumu denilince bugün içinde Kürt asıllıların da bulunduğu bir toplum anlaşılıyor. Arada evlilikler var, akrabalıklar kurulmuş. İstanbul’da Diyarbakır’dan çok Kürt kökenliler yaşıyor.
Böyle bir toplum ayrılabilir mi?
Öyleyse, aksaklıklar varsa düzeltilecek ve birlik beraberlik bozulmayacak. Hem de BDP’ye rağmen...

SİVİL TOPLUM NEREDE?
Türkiye’nin bölünmesi ve Güneydoğu’da ayrı bir devlet kurulması isteniyor. Bunu BDP’nin istekleri, önerileri ortaya koydu.
Bu isteğe iktidar ve muhalefet karşı çıktı, ordu karşı çıktı. En son ve geç de olsa Başbakan sert bir şekilde adeta bu bölünmeyi savunanları yerin dibine batırdı. Ama BDP Başkanı da esip gürledi ve Başbakan’a cevaplar verdi.
1- BDP dışındaki partiler bir araya gelip, bu konuda ortak bir “ret bildirgesi” yayınlayamaz mı? Ortak tavır ortaya koyamaz mı?
2- Sivil Toplum Örgütleri de bu konudaki görüşlerini, “Türkiye’nin bölünemeyeceği” şeklinde halka duyuramazlar mı? Ama bu, bölgede demokratik gelişme, ekonomik gelişme ve refah sağlanmasın demek değildir.
Bunu da Ankara’daki iktidar yapacaktır.

ABİDİN DİNO VE BİR ŞAKA
Gazetenin sürmanşetinde bir haber: “Ressam Abidin Dino’nun 100 yaşındaki eşi, Paris’te vatan hasretini anlattı.”
Bu haber bana bir şakayı hatırlattı. Yıllar önceydi. Milliyet’in Yazı İşleri masası hem bir siyaset akademisi, hem üniversite, hem tiyatro gibiydi.
O günlerde Milliyet’te Yaşar Kemal’in bir eseri tefrika ediliyordu ve resimlerini de Abidin Dino yapmıştı.
Hasan Pulur, sayfaya tefrikanın bir bölümünü, bir de resim verecekti. Yazı İşleri’nin masasının etrafı da kalabalıktı.
Sanattan çok anlayan ve Dino’ya hayran olan bir hanım arkadaşımıza bir muziplik yapmak aklımıza geldi.
Abidin Dino’nun resminin yerine arkadaşımız Tümer Argın’a bir resim yaptırıldı, o hanım arkadaş münasip bir sebep bulunarak Yazı İşleri masamıza çağrıldı.
Abidin Dino’nun yaptığını zannettiği ve aslında Tümer Argın’ın yaptığı resim arkadaşımıza gösterilince, hanım arkadaş “ah ne güzel çizmiş, eline sağlık Abidin beyciğim” diye methiyeler dizdi ve Dino’nun çizgilerini tanıdığını göstermek istedi.
İşte o anda Hasan Pulur’un sesi duyuldu, “Abidin Dino değil, Tümer Argın, Tümer Argın...” Kıssadan hisse: Kesinkes bilmediğiniz konuya burnunuzu sokmayın...

KOPUŞ
Hükümet sorumlu

Türkiye’de, işe silah karıştırılmadıkça “her fikir muhteremdir”, yani bizim düşüncemize aykırı da gelse fikir savunulabilir.
Karşı taraf da kendi fikrini söyler. Medeni bir tartışma sürdürülür ve sonunda fikirlerden biri üstün gelir.
Ama dediğimiz gibi münakaşaya silah karıştırılmadan.
Peki, Türkiye’de bugün böyle mi? Hayır.
Özellikle Güneydoğu bölgemizde konu yalnız tartışılmıyor.
Tartışmaya silah, taş, korku karışıyor. Dağda PKK var. Sokaklarda taş ve molotof kokteyli atan çocuklar. Onlar “kepenk kapanmasını” istiyorsa “erkeksen” kapatma bakalım. Böyle yerde fikir tartışması, demokrasi olur mu?
Olamaz. Dikta olur. Faşizm olur. Bugün Güneydoğu’da da bu var. Ne yapıp edip devlet güçleri 776 bin kilometre kareye, yani yurdun en ücra köşesine bile hakim olmalı, oralarda hür tartışma yapılabilmeli.
Hükümet acz gösterip, bir bölgede bunu sağlayamıyorsa o bölge yurttan kopmuş demektir.

BDP
Tenakuza bak

BDP’nin Genel Başkanı ne diyor: “Biz Güneydoğu’da çoğunluğu temsil ediyoruz. Onun için taleplerimiz çoğunluğun talepleridir, kabul edilmelidir.”
Hayır, taleplerin kabulü için Ankara’da, Meclis’te çoğunluğun sağlanması lazım.
Ama Selahattin Demirtaş iki dil, yer isimleri, ayrı bayrak, öz savunma gücü için bile Ankara’daki Meclis dikkate alınmayarak uygulamaya başlanacağını söylemedi mi?
* * *
İşlerine geldi mi “Kürt meselesinin tarafı biz değiliz. Apo’yla konuşun” diyenler onlar değil mi?
Sonra Meclis’te Kürtçe konuşanlar için, “iki satır Kürtçe konuşmaktan ne çıkar” diyenler de onlar.
Bu, Amerika veya Almanya veya Fransa meclisi değil ki.
Bu topraklarda bağımsızlık isteyen, ayrı bir Kürt devleti peşinde koşan, bölgesinde etnik ayrımcılık yapan, ayrı bayrak, ayrı asker peşinde olan kimselerin, bulunduğu bir ülkenin meclisi.
Burada “iki cümle” Kürtçe konuşmakla halk bölünmeye alıştırılmak istenmiyor. Bu bağımsızlık yolunda bir adım sayılıyor. Yani bu iki cümleye büyük bir anlam yükleniyor, sembol gözüyle bakılıyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, amacı bölücülük olan sembollere müsaade edilemez.

İKİ HABER
Böylesi de var
Aynı gün iki haber çıktı. Biri şu:
“94 yaşındaki adam baba oldu”. Eğer eşi 50 yaşında olmasaydı, yani tersi olsaydı “Genç komşusu vardır” denip geçilemez ve “94 yaşında kadının çocuğu oldu” diye daha müthiş bir haber olurdu.
İkinci haber ise şu:
“İngiliz eşcinsel şarkıcı Elton John(65) ve resmi nikahlı eşi eşcinsel David Furnish(48), yapay döllenme ile taşıyıcı anneden erkek evlat sahibi oldu. Çift mutlu.”
Şimdi o evladı düşünüyorum. Acaba büyüyünce durumu etrafa nasıl anlatacak?..