Dr. Emin Yeğinboy

Dr. Emin Yeğinboy

yeginboy@gmail.com

Tüm Yazıları

The Queen’s Gambit mini dizisi, satrancın insan yaşamında oyundan öte bir varoluş şekli olabileceğini anlatıyor. Daha 6. yüzyılda Hindistan’da oynanmaya başlanan satranç, sonraki 400 yıl içinde tüm dünyaya yayılmış. Dizinin ana karakteri Beth Harmon, “64 kareye hâkim olabiliyorum fakat hayata değil, bu yüzden satrancı çok seviyorum” diyor. Yaşamla özdeşleşmesi kişisel bu yaklaşımın çok ötesinde, olası kombinasyon sayısının evrendeki yıldız sayısından fazla olduğu, sadece ilk dört hamlesinin 320 milyondan fazla olasılık içerdiği kabul edilen, zihinsel bir rekabet. Teorinin ve yaratıcılığın iç içe geçtiği bir tutku. 7 bölümlük mini dizi, kadın elinin çok kabul görmediği, erkek egemen satranç dünyasında genç Beth Harmon’un yükselmesini anlatıyor. Gerçek yaşamda tüm erkek dünya şampiyonlarını yenmiş olan, Macar asıllı Judith Polgar’ın yaşamöyküsünden esintiler taşıyan, kurmaca bir otobiyografi. Tutkunun ve hırsın birleştiği bir yaşam şekli.
Yetimhanede başlayan öykü, bir trafik kazasında annesini kaybeden Beth’in 8 yaşında kuruma kabulü ve oraya alışma süreciyle açılıyor. Yetimhane çocuklarının tek umudu, bir aile tarafından evlat olarak kabul edilmektir. Her gece çocukların sakinleşmeleri ve uyumaları için sakinleştirici haplar verilmektedir. Daha ilk günden matematik yeteneğini ispatlayan Beth için, dersler çok çekici değildir. O, okulun bodrumunda hizmetli Mr. Shaibel’ın (Billi Camp) tek başına oynadığı satrançla daha ilgilidir. Tek başına oynamaktan taviz vermek istemeyen Shaibel, küçük kızın ısrarları karşısında onunla oynamaya başlar. Kızın dehasını kısa sürede fark eder ve yakında satranç kulübü olan bir okula haber verir. Beth, okulun satranç takımına karşı tek başına oynar ve hepsini mat eder.
Yetimhanede herkesin kullanması mecburi olan sakinleştiriciler (dehşet verici bir uygulama bence), düşünce dünyasını satranç üzerine odaklamasında büyük yardımcıdır. Hap dağıtımının hükümet tarafından yasaklanması, küçük kızın odaklanmasında sorun yaratır.
Tek arkadaşı olan, zenci kız Sharon onun aynı zamanda yaşam desteğidir. Yetimhanedeki günleri, 15 yaşında bir aile tarafından evlat edinilmesiyle son bulur. Önünde normal yaşamın alışmadığı koşulları vardır. Ne yapıp edip satranç oynamayı sürdürmekte kararlıdır.

Haberin Devamı

Emmy’de en büyük favori

Haberin Devamı

İlk 2 bölümden sonra yetimhane dışına çıkarak ivme kazanan dizi, en büyük desteği Beth Harmon’un yetişkin dönemini canlandıran Anya Taylor Joy’un performansından alıyor. Sevgiden yana nasibini alamamış, şüpheci, bağımlı, gölgelerde kendisini daha iyi hisseden, buna karşın yaşama aç, zeki, öfkesini içine bastıran bir karakterin, varoluşunu satranç üzerinden yaratmasını çok etkileyici bir oyunculuk gösterisine dönüştürüyor. Anneyi canlandıran Marielle Heller, en çok süre alan ikinci oyuncu olarak vermek istediği karakterde çok iyi bir kıvam yakalamış. İlk 3 bölümde, Beth’in küçüklük yıllarına hayat veren Isla Johnston da mükemmel bir yetim olmuş.
Yönetmen ve senarist aynı isim: Scott Frank... Kariyeri başarılarla dolu bir senarist: Azınlık Raporu, Logan, Out of Sight/Aşk ve Para, The Lookout/Gözcü... 1983 tarihli, Walter Travis’in aynı adlı romanından uyarlanan dizi, daha önce çok kereler sinema filmi olarak tasarlanmış ama rafa kalkmış. Bu girişimlerin sonuncusunda yönetmen olarak Heath Ledger, oyuncu olarak Ellen Page düşünülmüş. Ledger’in ani ölümüyle rafa kalkmış.
Frank, her dizinin başında tam anlaşılamayan, geçmişteki trafik kazasından kısa dönüşler yaparak yetimhane yıllarının öncesine geliyor. Bu daire, son bölümün başında kapanıyor ve her şey ortaya çıkıyor. Yetimhane yıllarının sonunda, aniden 8’den 15 yaşa olan zaman atlaması, başta şaşırtsa ve eğreti gibi dursa da sonrasında öykü, akıcılığı ve mükemmel kurgusuyla seyirciyi avucuna alıyor. Her şey kıvamında ve karaktere hakkını vererek ilerliyor. Satranç müsabakaları, gerilimiyle seyirciyi avucuna alıyor. Yetimhane yıllarına da bir gerilim atmosferi hâkim.
Amerikalı satranç oyuncularının hayatlarına da kısa girişler yapan senaryo, oyunculara ve oyuna değer verme konusunda Rusya ile ABD arasındaki farklılıkları vurgulamada özen göstermiş.
Emmy ödüllerinin bence daha şimdiden en büyük favorisi. Bir zamanlar çok severek oynadığım bu oyuna ait bir filmi izlemekten çok keyif aldım. Netflix’in son zamanlardaki en iyi işi olan bu mini diziyi mutlaka izleyin.