Hayat hazır bir şablon mudur? Yoksa...

‘Lara’, Alman genç yönetmen Jan Ole Gerster’in ikinci uzun metrajı. 2012’de siyah beyaz çektiği, ilk filmi ‘Oh Boy-Eyvah’ ile ülkesinde kazanılmadık ödül bırakmayan Gerster, 7 yıllık aradan sonra ‘Lara’da ana teması tekrar ‘yalnızlık’ olan bir hikâye anlatıyor. ‘Oh Boy’da Niko adında, yaşamın anlamı üzerine düşünen genç bir adamla tanışmıştık. Başladığı hukuk tahsilini yarım bırakmış, yaşamı üzerine geldiği gibi yaşamaktan keyif almayan, şablonlara uyumsuz bir karakterdi. Berlin’in bulutlu fonunda tuhaf (!) insanlarla buluşuyordu. Günlük yaşamın sıradan tipleriydi. Onları anlamak, onlarla empati kurmak Niko için zordu. 24 saatlik öyküde en somut olay, Niko’nun sadece sıcak bir kahve içebilmek için verdiği çabaydı. Son 10 yılın, Alman sinemasından gelen en müstesna filmlerden birisi olmuştu.
Gerster, bu kez Lara kimliğinde daha yetişkin bir hayatın yalnızlığına odaklanıyor. 60. yaş gününde Lara’nın 24 saatine tanık oluyoruz. Lara Jenkins, sabahın griliğine mutsuz bir şekilde uyanır. Pencereden dışarı bakarken sanki aşağıya atlama isteği vardır içinde. Kapı çalınır. 2 polis memuru, emekli devlet memuru Lara’nın alt kattaki bir ev aramasına gözlemci olarak katılma ricasıyla gelir. Lara, isteksizce kabul eder. O günün, doğum günü olduğunu kimlik tespiti sırasında öğreniriz. Lara’nın yüzünde, bedeninde en ufak bir gülümseme veya mutluluk ifadesi dolaşmaz. Hikâye ilerledikçe Lara’nın ailesi ve çevresiyle olan ilişkilerine tanık oluyoruz. Oğlu Viktor (Tom Schilling), konser piyanisti olarak ilk konserini o gün verecektir. Bestesini ilk kez konserde seslendirecektir. Oğlunun Lara ile anlaşamadığından anneannesiyle oturduğunu öğreniriz. Lara’nın ayrıldığı eşi Paul ve oğlu Viktor arasındaki ilişki ise iyidir. Lara’nın bankadaki tüm parasını çekmesine başta anlam veremeyiz. Konser için geriye kalan 22 boş koltuğun tüm biletlerini ve kendisine güzel bir kokteyl elbisesi satın alması, durumu açıklar.
Lara, çevresindeki insanlarla, yakınlarıyla iyi ilişkiler kurma konusunda başarısızdır. Bu durum, önce annesi ve sonra oğluyla olan karşılaşmalarında daha net ortaya çıkar. Victor’u piyanist olma yolunda eğiten de kendisidir. Lara küçük yaşlarında başladığı piyano eğitimini yetenekli olmasına karşın ileriye götürmemiş, bir gün aniden bırakmıştır.

İçsel hesaplaşma

Gerster; hedeflerini gerçekleştirememiş, risk alamamış bir insanın içsel hesaplaşmasını mükemmel bir sinema diliyle anlatıyor. Onun yalnızlığını, saplantılarını, insanları iğneleme huyunu anlatırken içsel gerilimini, biriken öfkesini anbean hissettiriyor.
Lara karakterine hayat veren Corinna Harfouch’un olağanüstü oyunculuğu, her şeyi o kadar güzel anlatıyor ki... Her türlü övgü sözcüğü yetersiz kalır. Hele o final yok mu? Seyirciyi aydınlatan son sekans, tek kelimeyle muhteşem. Kimine göre trajik, kimine göre mutlu son olabilir.
Tom Schilling, ‘Oh Boy’ sonrası yine bir Gerster filminde karakter olarak kısa, fakat akılda kalan bir rolde. 82 doğumlu, Schilling, hiç yaşlanmayan fiziğiyle Truffaut filmlerinin değişmez oyuncusu Jean Pierre Léaud’yu (Antoine Doinel karakteri) andırıyor.
Hayat bir kurallar silsilesi midir? Yoksa kaybetme riski alarak bir şeylerin peşinden mi gitmektir? Bu sorunun yanıtını Lara’da bulabilirsiniz.
Lara, gecikmeli olarak Bein Connect ekranında yakaladığım bir pırlanta oldu. Son yılların en iyi filmlerinden. Çocuklarını başarı için yarış atı yapan ebeveynler bilhassa kaçırmasın.

Lara
Yönetmen: Jan Ole Gerster
Oyuncular: Corinna Harfouch, Tom Schilling, Rainer Bock, Gudrun Ritter