İKSV Uluslararası Film Yarışması sonuçlandı...

İKSV Film Festivali, bu yıl pandemi nedeniyle hem salonlarda hem de çevrim içi gösterimlere açık. Çevrim içi olması sinemaseverler için büyük bir fırsat yarattı. Uluslararası yarışma sonuçlandı kazananlara bir göz atalım.
Altın Lale ödülü Ukrayna filmi ‘Atlantis’in oldu. Savaş sonrası Ukrayna’nın kişisel travmaları ve toplumsal yoksunlukları üzerinden anlatısını yapan bir film ‘Atlantis’. Adeta adını aldığı kayıp kıta gibi değerleri kaybolmaya yüz tutmuş, distopik bir ülkeden bahsediyor genç yönetmen Vasyanovych. Savaş travmalarını yaşayan eski asker Sergey’le bir yolculuğa çıkıyoruz. Uğradığı duraklarda yıpranmış, depresif, duygusuzlaşmış, şiddetin güncelle harmanlandığı yaşamlarla karşılaşıyoruz. Bunu yaparken seçtiği sabit kamera açıları seyirciyi çok daha fazla yaşamın, acının içine sokuyor. Sonuçta yarattığı atmosferin karamsarlığı ve karakterlerin sıkışmışlığıyla seyirciyi zorlayan özel bir film. Atlantis aynı zamanda Fibresci Ödülünü kazandı.
Jüri Özel Ödülü ise Uruguay, Brezilya, Arjantin ortak yapımı bir filme gitti: ‘Denizaltısı da Olsun İsteyen Cam Temizleyici.’
Fantastik bir düşünceden yola çıkan, buna karşın gerçek dünyada geçen bir film. Filipinler’de ormanın ortasında bulunan beton kulübe çevredekiler tarafından büyülü, lanetli olarak algılanır. Yakmak yıkmak isteseler de yapamazlar, lanetinden korkarlar. Aynı zamanlarda, Patagonya kıyılarında ilerleyen bir yolcu gemisinin mürettebatı genç bir adam, gemide büyülü bir kapı keşfeder. Kapı Güney Amerika’da, herhangi bir yerdeki bir kadının apartman dairesine açılmaktadır. Her iki olayın arasındaki ilişki nedir? İlginç bir konu olmasına karşın içine girmenin zor olduğu bir film. Yönetmen Piperno yaratıcı ve cesaret isteyen öyküyü güzel bir bütünlüğe ulaştırarak, finalde taşları yerine oturtuyor.
İlk kez verilen halk oylaması sonucu beni hiç yanıltmadan, İran filmi ‘Oğul/Ana’nın oldu. Bize çok yakın bir coğrafyadan gelen benzer sorunların bire bir yaşandığı bir mahalle baskısı hikayesi. İkircikli bir ahlak anlayışı, vicdan ve dini duyguların istismarı hepsi Leyla’nın hayatında birleşiyor. Fabrikada işçi olarak çalışan Leyla işini kaybetmek tehlikesi içinde olan iki çocuklu dul bir kadındır. Erkek toplumu gözünde ahlaksızlık yaftasını yemesi, ufak bir hatasına bakmaktadır.
Çaresizlik onu hiç istemediği bir seçime zorlar. Etkileyici ve yürek dağlayan bir öykü.
Amerikan kırsalından ufak bir yaşam anlatan Amerikan bağımsızı ‘Mickey ve Ayı’ Irak sonrası, ruhsal travma ile geriye dönmüş bir baba ve hayallerini gerçekleştirmek için çabalayan kızı arasındaki hikaye ve oyunculuk performanslarıyla göz dolduruyordu. Genç kızı oynayan Camilla Morrone hakederek mansiyon ödülünün sahibi oldu.