İnsanlığın kanayan yarası ırkçılık

Black Panther hareketinden ilk kez, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda, 200 metre finalinden sonra kürsüde yer alan iki ABD’li atletin havaya kalkan siyah eldivenli yumruklarından sonra haberimiz olmuştu. Tommie Smith ve Juan Carlos, ulusal marşları çalınırken siyah eldivenli yumruklarını gökyüzüne doğru kaldırıp başlarını öne eğmişlerdi. Yakalarında insan hakları rozetleri takılıydı. Protestoyu insan hakları için yaptıklarını söyleyip Black Panther konusuna mesafeli durmuşlardı. Sözlerini, “Eğer kazanırsam, ABD vatandaşı olarak kazanıyorum, siyahi bir Amerikalı olarak değil. Kazanamazsam veya kötü bir şey yapsam hemen zenci oluyorum. Biz siyahiyiz ve siyahi olmakla gurur duyuyoruz. Bu akşam burada ne yaptığımızı, siyahi Amerika çok iyi anlıyor, bundan eminim” şeklinde noktalıyorlardı. Ülkelerine döndükten sonra her iki atlet baskılarla karşılaşmış, olimpiyat madalyaları ellerinden alınmıştı.
Black Panther hareketi yıllar boyu terörist bir eylem olarak FBI tarafından takip edilmiş ve çoğu kez derin devlet yöntemleriyle kontrol altına alınmış. ‘Judas and Black Messiah’ bu konuda gerçekleri en yalın şekliyle yansıtmaya çalışıyor. Yönetmen Shaka King, senaryoyu birlikte yazdığı Will Benson’la, olaylara siyah bakış açısıyla yaklaşıyor. Martin Luther King ve Malcolm X suikastlerinin de aralarında olduğu, birçok faili belirsiz cinayetin FBI tarafından organize edildiğini ima ediyor. FBI’ın siyahi mahallelere sadece güvenliği sağlamak için değil, provokasyon ve muhbirlik için girdiğini anlatıyor.
Öykünün Judas ayağı olan Billy O’Neal’in (LaKeith Stanfiled) belgesel konusu olan itiraflarından yola çıkan senaryo, J. Edgar Hoover’ın başkanlık yaptığı FBI’ın, öncelikle korkunç ırkçı görüşlerine yer veriyor, zencileri nasıl insan yerine koymadığını birçok diyalogla vurguluyor. Hoover, ajan Roy Mitchelle’e soğukkanlılıkla, daha 8 yaşındaki kızının, eve günün birinde zenci erkek arkadaş getirebilme tehlikesinden bahsediyor ve onay bekliyor. Bu denli tehlikeli bir beynin, FBI gibi ulusal güvenlikten sorumlu bir organizasyonu 48 yıl idare etmiş olması, ABD’nin ırkçılık konusundaki yerleşik önyargıları yıkamamasının en büyük nedeni olabilir. Bir araba hırsızlığı nedeniyle hapse girmektense, muhbir olarak Black Panther arasına sızmayı kabul eden O’Neal, pişmanlık duysa da, iyi para karşılığı bilgi sızdırmaya devam eder. Fred Hampton’ın yakınında yer alır ve güvenini kazanır.

İnsanlığın kanayan yarası ırkçılıkDaniel Kaluuya’ya en iyi yardımcı oyuncu Oscar’ı kazandıran Fred Hampton, filmin ana karakteri. Neden yardımcı erkek oyuncu adayı oldu, pek anlaşılır gibi değil? Her şeyden önce güçlü bir hatip, fiziğiyle öyle dikkat çeken yapılı, güçlü bir erkek tipi değil. Kürsüye çıktığında esip gürleyen, kitleleri etkileyebilen, inanmış bir solcu. Mao’nun yolunu ideoloji belirlemiş olan Hampton, silahlı mücadeleye inanan bir devrimci. Illonois grubunun liderliğine geçer ve siyahi hareketin ancak sokakta kan dökülerek özgürlüğüne kavuşabileceğine inandığından silahlanmaya önem verir. Farklı eylem gruplarını birleştirmeye çalışır.
King, filmin tüm gerilimini adım adım finale taşıyor. Finalden etkilenmemek mümkün değil. Ödül kazanan Kaluuya kadar LaKeith Stanfiled da adaylığı hak etmiş bir oyunculuk sergiliyor. Hoover’ı tanınmayacak bir makyaj içinde oynayan Martin Sheen ve ajan Mitchell’da Jesse Plemons çok başarılı.
Irkçılığın sönmeyen ateşi nerelerden besleniyor? Bu sorunun yanıtı, filmde gayet güzel veriliyor.

Judas and Black Messiah
Yönetmen: Shaka King
Oyuncular: Daniel Kaluuya, LaKeith Stainfield, Jesse Plemons, Martin Sheen