Mafyanın itibarsızlaşması

‘Hain-İl Traditore’, İtalya mafya markasının en meşhur aile organizasyonu Cose Nostra’ya içeriden indirilmiş önemli darbenin gerçek hikâyesini anlatıyor. Süssüz, makyajsız anlatımıyla, yer yer belgesel diline yaklaşan bir film. Organizasyonun önemli aile liderlerinden olan Tomasso Buscetta’nın, 80’li yıllarda hükümetle anlaşarak yaptığı itiraflar sonrası, 300’den fazla mafya üyesi mahkemeye çıkar ve müebbete varan cezalar yer. Adı bu nedenle mafya içinde ‘hain’e çıkmış olan Buscetta’nın Brezilya’dan İtalya’ya iade edilmesiyle başlayan itiraf süreci ve mahkeme sahneleri, 2 saati aşan süresi içinde karşımıza geliyor.
Mafya içi hesaplaşmalar birçok masumun canını kaybetmesiyle çok kanlı geçer. Önce yakın akrabalar, sonra hedeftekiler öldürülür. İki oğlunun ve akrabalarının öldürülmesi, Tommaso Buscetta’nın (Pierfrancesco Favino) itiraf kararını almasında en büyük etken olur. Yeni bir hayat kurmak için yerleştiği Brezilya’da tutuklanarak ülkesine iade edilir. Roma’da hükümet savcısı Giovanni Falcone (Fausto Russo Alesi) tarafından sorgulanan Buscetta, bildiklerini, Cosa Nostra’nın çalışma modelini en alttan en tepedekine kadar açıklar. Tabii ki, bağlantılı hükümet içindeki isimleri o dahil kimse bilemez. Falcone’ye güven ve saygı duyan Tomasso, hükümet tarafından tanık koruma programına alınır ve ailesiyle Amerika’ya yerleşir. Unutmadan, dönemin başbakanı Andreotti de suçlananlar arasında yer alıyor.

Gerçekçi bir anlatım

Yönetmen Marco Belocchioa, mahkeme sahnelerini önemseyerek duruşmaları detaylı ve dramatik bir yapıda yansıtıyor. Buscetta’nın salona getirilmesi, kafeslerin ardında yer alan sanıklar, tepkileri, sataşmaları hepsi ayrı bir gerilim ve ironi yaratıyor. Mahkeme salonu yer yer sirk çadırına dönüşüyor. Belocchia yakın zamanda çevrilmiş ‘The Irishman’in izinden giderek, mafyanın karanlık, vicdansız yüzünü ve itibarsızlaşmasını işliyor. Mafyanın masum insanları öldürmesini, diken üzerindeki hayatlarını, özendirmeden, romantize etmeden, gerçekçi bir anlatımla veriyor.
16 mm çekimlerin soluk renkleri, oynanmış lens ayarları, dönemin ruhunu ve dokusunu canlandırıyor. 60’lı yıllardan bu yana film yapan Belocchia (Cepteki Yumruklar, Çin Yakındır, Günaydın Gece...) çok sevdiği büyülü gerçekçilik türünün, büyülü kısmını keserek öykünün gerçek tarafını işlemiş. İsyankâr karakterler ihtisas konusudur, bu kez mafya içinden bir başkaldıranı anlatıyor. Buscetta’nın düşleri, geçmişle ilgili anımsamaları, filme anlatım zenginliği katıyor. Mafyanın insanları hunharca öldürdüğü hesaplaşma sahnelerinde çalışan kronometre, insan yaşamının değersizleşmesine atıf olmuş.
Oyunculukta Pierfrancesco Favino, mükemmel bir Buscetta olmuş. Onun dönemsel değişimlerini, diken üzerindeki yaşamını canlandırmakta çok iyi. Dönem canlandırması renk, mekân ve kostüm olarak da çok başarılı. İtalyanlar mafya üzerine son yıllarda ‘Gomorra’ (2009), ‘Piranhalar’ (2019) gibi sert ve itici filmler yaptılar. ‘Hain’ ise bu dalganın devamı.

Mafyanın itibarsızlaşması

Lise yıllarının kural dışı çocukları

Aşk 101, Netflix için hazırlanmış Türk dizilerinden. Haliyle daha hızlı kurgu, rahat konuşmalar (küfür içerebilir) ve aşk sahnelerinde sansür olmayan, bizden bir dizi. Teknik işçilik ve müzikler harika. Beni, dizinin en fazla etkileyen yönleriyle başladım. Teki bir diziye yetecek kadar kural dışı 5 lise arkadaşının büyüme ve sosyal kabul görmeme sıkıntıları ilk sezonunda, geriye anlatımlı bir hikâye olarak karşımıza geliyor. 90’lı yılların sonlarındaki lise yıllarında başlıyor. Öyküyü bize, okulun çalışkan bir kız öğrencisi iken, kuralsızlar çetesine sonradan dahil olan Işık’ın (İpek Filiz Yazıcı) yetişkin halinin (Bade İşçil) anlatımı açıyor. Boğaz kıyısında eski, yıkıldı yıkılacak durumdaki bir yalıya dönen Işık, buradan yola çıkarak geçmişi anımsıyor. Tekrar buluşmak için lise arkadaşlarına mektup göndermiş olan Işık’ın davetine ilk olarak yetişkin haliyle Eda (Tuba Ünsal) gelir.

Öfke problemi olan Kerem (Kubilay Aka), baştan çıkarıcılığıyla işleri idare eden, güzel Eda (Alina Boz), ailesi tarafından yalnız bırakılmasının acısını alkolle gideren Sinan (Mert Yazıcıoğlu), ödev ağı, iddia gibi konularda ticari işlere kafası çalışan Osman (Osman Paşalı) okulun belalıları. Onları okuldan sürekli atmaya çalışan müdür Necdet (Müfit Kayacan), öğretmenler kurulunda bir türlü tam çoğunluğu sağlayamaz. Son kurulda, Burcu Öğretmen (Pınar Deniz), gençlere bir şans daha verilmesi yönünde lehte tek oyu kullanır. Çocuklar, hınzır bir plan yapar.
Yönetmenler Ahmet Katıksız ve Deniz Yorulmazer, çocuklar ve seyirci arasında iyi bir bağ kuran bir anlatım yakalamış. Çocukların neden arıza oldukları sorusunda hep ebeveyn ilişkileri karşımıza çıkıyor. “Hepsi mi kötü, yoksa çocukların karakteri mi bu?” sorusu ortada kalıyor. Yine de çocukların eylemleri seyircinin kalbinde yer buluyor. Birinci sezonunda gençlik yıllarını yaşayanları yakalayacak bir dizi olduğu muhakkak.