Orta sınıf hayalleri

Sinemalarda salgın nedeniyle vizyon göremeyen filmler teker teker TV’lere, her gün programları zenginleşen dijital platformlara düşüyor. Örneğin Başka Sinema vizyon takvimini, Blu TV de film başına ücret karşılığı gösterime soktu.

Festivalleri dolaştıktan sonra Vivarium da bu aylarda, vizyona girmesi gerekirken salgın kurbanı oldu ve BeinConnect sinema salonunda gösterimde. İlginç öyküsüyle, metaforik göndermeleriyle son zamanlarda izlediğim iyi filmlerden biri Vivarium. Yer yer bana geçen yıl izlediğimiz ‘Mother/Ana’yı veya modern klasik ‘Truman Show’u anımsattı. Ana’da Jennifer Lawrence-Javier Bardem ikilisi, insanlık tarihini bir ev içinde yaşamıştı. Truman Show ise malum, sanal bir stüdyoda kurgulanmış ve milyonlarca göz tarafından gözlenen bir yaşamı anlatmıştı. Vivarium, bir ev bir araba mutlu bir aile beklentisi içindeki orta sınıf insanlara, müthiş göndermelerle bezeli. Black Mirror veya öncüsü Twilight Zone tarzı fantastik bir anlatımla gerilim ve korku öğelerini harmanlıyor.

Anaokulu öğretmeni Greta (Imogen Poots) ve bahçe işleriyle uğraşan Tom (Jesse Eisenberg) çifti, bütçelerine uygun bir ev bakmaktadır. Emlak ofisinde, tuhaf bir çalışan tarafından banliyöde inşa edilmiş site içindeki bir evi dolaşmaya ikna edilirler. Adam o kadar ısrarcıdır ki, bakalım da kurtulalım havasına girerler. Emlakçı; fiziğiyle, davranışlarıyla sanki dünyada insana dönüşmüş uzaylı gibidir. Kendi arabalarıyla adamı izleyerek gittikleri sitede, aynı renkte ve mimaride inşa edilmiş yüzlerce ev vardır. Dolaştıkları 9 numaralı ev, gayet güzel döşenmiş, idealleri yansıtan orta sınıfı yakalayacak cinstendir. Emlakçının aniden ortadan kaybolmasıyla ortada kalan çift, tüm çabalarına karşın site alanını terk edemez, geceyi geçirmek için dolaştıkları eve dönmek zorunda kalır. Esas sürpriz, ertesi sabah kapılarında bir kutu içinde buldukları çocukla başlar.

Guguk kuşu göndermesi!

İrlandalı genç yönetmen Lorcan Finnegan, ilk uzun metrajında son derece başarılı bir anlatım sunuyor. Öykünün bir sonraki adımında olabilecekler konusunda fazla bir ipucu vermeden yoluna devam ediyor. Final, net sonuç bekleyen seyirciler için bir parça hayal kırıklığı yaratsa da her şeyin tekrarlandığı insan yaşamını güzel özetliyor. Açılıştaki guguk kuşu göndermesi, öykü içinde yerine oturuyor. Guguk, yavrularını, yuvasında yer kalmayacağı için başka yuvalara bırakarak, başka kuşlara büyüttüren bir kuş.  Film içindeki olaylar bu doğa gerçeğini hatırlatıyor.

Orta sınıf hayallerini gerçekleştirecek sitenin labirent tarzı mimarisi, suni bulutları ve yaşattığı cehennem, birçok alt okumaya açık. Hoşça vakit geçirmenin ötesine geçen, düşündükçe derinleşen mevzulara açılan bir film Vivarium.

Orta sınıf hayalleri

İdealizm her şeyi çözmüyor

‘Sergio’ Netflix programına yeni giren filmlerden. İnandığı ilkelerden ödün vermeyen, idealist bir diplomatın biyografisi. Irak’ın ABD güçleri tarafından ilk bombalanmasından sonra Birleşmiş Milletler, Bağdat’ta acilen çalışmaya başlar. İnsan Hakları Yüksek Komiseri Sergio Viero de Mello başkanlığındaki komisyonun çalıştığı bina, 5 gün sonra bomba yüklü bir araç tarafından havaya uçurulur. 12 kişinin hayatına mal olan bu terör olayından sonra BM bu ülkeden çekilir; diplomasi çalışmalarında yeni bir adım atar, alandan merkeze çekilir.

İdealist ve girişken tarafıyla sevilen bir diplomat olan, Brezilya doğumlu Sergio (Wagner Moura), çözümlerin masa başında değil alanda bulunacağına inanır. Daha önce görev yaptığı yerlerde inandığı bu yöntemle binlerce sivilin yaşamını kurtarmıştır. Artık son bir görev olarak Bağdat’ta işleri halledip Rio’daki akademisyen yaşamına geri dönmeyi hayal etmektedir. Kendisi gibi BM saflarında çalışan sevgilisi Carolina (Ana de Armas) ile hayatının aşkını bulmuşken yine de son kez yeni bir savaş alanı kendisini çağırırken ‘hayır’ diyemez.

Örnek insanlar var!

Yönetmen Greg Barker, geriye dönüşlerle Sergio’nun örnek yaşamından çeşitli olayları anlatır. Barker, Doğu Tibor’un bağımsız bir devlet olmasındaki katkıları ve en önemlisi Carolina’yla tanışması ve âşık olmasını, bize bolca romantik ve kartpostal sekanslarla sunuyor. Wagner Moura ile Armas, kimyaları uyuşan bir çift olarak etkileyici oyunculuklar sunuyor. Olayları artık idealizmle halletmenin zor olduğu gerçeği bir kez daha karşımıza çıkıyor. Dünya artık başka uyanık (!) paradigmaların esiri olmuş durumda. Yine de böyle örnek insanların var olduğu gerçeği üzerine kurulu olan film, anlatım olarak klasik biyografi sınırları içinde kalıyor.

Orta sınıf hayalleri