Gündeme farklı bir bakış

27 Kasım 2020

Önce grip ve zatürre aşılarıyla başlayacağız, ardından çok yakında piyasaya çıkacağı duyurulan korona aşısını inceleyeceğiz...

Bazı aşılar insanlık adına mutlak bir zaferdir. Mesela çiçek hastalığına karşı geliştirilen aşı ve bu aşının global kampanyası sayesinde çiçek virüsü dünyadan tamamen silindi. Ama kimi aşılar hayat kurtarırken, bazılarının faydaları abartılmış, yan etkileri görmezden gelinmiştir. Örneğin, her sonbahar gündeme gelen grip aşısını ele alalım...

Yakın zamanda grip aşısının Covid-19’a karşı da koruyucu etkisinin olduğu yolunda bir ön çalışma bile yayımlandı. (1) Çalışmayı incelediğimizde, çalışmanın, grip aşısının Covid-19’a karşı koruduğuna dair hiçbir kanıt sunmadığını ve henüz hakem heyetinden geçmeyen bir ön baskı olduğunu görüyoruz. Yani, ispatlanmamış bir iddiayı bize mutlak bilgi gibi sunuyorlar! Grip aşıları, bırakın koronadan korumayı, gripten bile korumaz! Grip virüsü her sene değişir, mutasyona uğrar. Bir sonraki kış virüsün nasıl bir mutasyon geçireceğini kestirmek mümkün olmadığına göre, grip aşıları sadece geçmiş dönemde hastalık yaptığı tespit edilmiş virüslere karşı koruyucudur.

Zatürre aşısı Covid-19’dan korur mu?

Grip salgınından ölenlerin %90’ından fazlası 65 yaş üstü hastalardır ve grip aşısından beklenen en büyük fayda bu yaş grubunu korumasıdır. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin verilerine göre, 65 yaş üstündekilerde grip aşısının koruyuculuğu sadece %9!

Grip aşıları felçlere neden olan Guillain-Barre sendromuna yakalanma riskini artırır.

Bilimsel bir çalışmaya göre, anne adaylarını ağır grip vakalarından korumak için tavsiye edilen bu aşılar düşük yapma riskini artırıyor. (2) Başka bir araştırma ise özellikle hamileliğin ilk üç ayında yapılan grip aşısının doğacak bebekte otizm görülme riskini artırdığı yolunda bulgulara sahip. (3)

Zatürre aşısı, bir bakteri aşısıdır. Zatürreye neden olabilen pnömokok bakterileri üzerinde etkilidir. Yani, bir virüs hastalığına karşı koruyucu olabilmesi mümkün değildir. Pnömokok bakterileri, koronavirüs gibi dışarıdan aldığımız hastalık ajanları değildir. Bu bakteriler, bizim normal ağız boğaz floramızda bulunan faydalı probiyotik bakterilerimizdir. Görevleri, bizi hasta eden zararlı mikroorganizmalara karşı vücudumuzu korumaktır. Ne zaman bağışıklığımız zayıflarsa, o zaman pnömokoklar enfeksiyona sebep olur. Peki, bu bakterileri aşılama yoluyla inaktive edersek ne olacak? O zaman, pnömokokların bizi koruduğu diğer zararlı mikroorganizmalara bağlı enfeksiyonlar artmaz mı? Yani, tedavisi son derece güç, daha önce rastlanmayan başka zatürrelere sebebiyet vermiş olmaz mıyız? Zatürre aşılarıyla ilgili en büyük çekince budur.

Yazının devamı...

Cepheden son haberler

20 Kasım 2020

D vitamini ve COVID-19 arasındaki sıkı ilişki ve bir Avrupa ülkesinde alınan ilham verici bir karar... Uyku hormonu olarak bildiğimiz melatonin etkili bir koronavirüs tedavisi olabilir mi? Salgın cephesinden bildiriyorum.

Korona vakalarındaki tırmanış üzerine önlemler, kısıtlamalar yine artırıldı. Tüm dünya ülkelerinde durum aynı. Ama bir gelişme var ki, bu önlemleri alkışlanacak, umut verici bir kararla taçlandırdı.

İngiltere hükümeti, D vitamini eksikliğinin koronavirüs için ciddi bir risk faktörü olduğunu gösteren bilimsel yayınlara kayıtsız kalmayarak yeni bir karar aldı. Bu karar çerçevesinde yaşlılara, huzur evinde kalanlara ve kronik hastalıkları olanlara dört ay boyunca bedava D vitamini takviyesi dağıtılacak.

Tüm hastalıklara karşı daha dirençli, daha sağlıklı bir toplum için İngiltere’nin attığı bu adım tüm dünyaya ilham kaynağı olur umarım. Peki, bu kararın alınmasında etkili olan yayınlar, bilimsel bulgular neler?

İspanya’da yapılan bir araştırma, koronavirüs yüzünden hastaneye kaldırılanların % 82.2’sinde D vitamini eksikliği olduğunu gösteriyor. (Çalışmayı gerçekleştiren bilim insanları, sağlıklı insanlarda D vitamini eksikliğinin nüfusun %47.2’sini etkilediğini de not düşmüşler). (1)

76 koronavirüs hastasının yer aldığı  bir çalışmada, yüksek dozda kalsifediol (bir D vitamini türevi) takviyesi verilen hastaların D vitamini değerleri hızla yükseldi ve hepsi iyileşti. (2)

İsviçre’de yapılan, 70 yaş üstü katılımcıların dört yıl boyunca izlendiği araştırmanın bulguları D vitamini ve omega-3 takviyesinin enfeksiyonlara yakalanma riskini önemli ölçüde azalttığını gösteriyor. 2010-2014 yılları arasında yapılan bu çalışma COVID-19 salgınıyla birlikte yine gündeme geldi ve elde edilen bulgulardan yola çıkılarak bu iki takviyenin koronavirüse karşı da koruyucu etkisi olduğu sonucuna varıldı. (3)

Melatonin etkisi  

Yazının devamı...

Sağlıklı bir atıştırmalık

13 Kasım 2020

Mineral, vitamin açısından zengin bir kaynak olan ay çekirdeğinin pek çok sağlık faydası var. Tabloya bu tohuma özgü bileşenleri de eklediğinizde ortaya son derece değerli bir besin çıkıyor.

Bağışıklığı destekleyen, sisteme yük yerine güç veren, minerallerden, vitaminlerden yana zengin gerçek besinler tüketmenin önemini her fırsatta dile getiriyorum.

Bugün küçük bir tohumda pek çok faydayı bir arada sunan ve bu özelliğiyle “süper besin” kategorisinde yer almaya hak kazanan ay çekirdeğini mercek altına alacağız.

 Risk faktörlerine  karşı

Yüksek tansiyon, insülin direnci ve Tip 2 diyabetin koronavirüs için birer risk faktörü olduğunu biliyoruz. Ay çekirdeği, susam ve kabak çekirdeği gibi yağlı tohumlar magnezyum içerikleriyle tüm bu sağlık sorunlarına karşı etkili bir savunma hattı oluşturuyor.

Yüksek tansiyon probleminin arkasında genelde magnezyum eksikliği vardır. Magnezyum eksikliği damarların kasılmasına, bu da tansiyon yüksekliğine neden olur. Yine bu önemli mineralin eksikliğinde insülin hormonu şeker molekülünü hücreye sokamaz. (1) Böylece insülin direnci problemine, obeziteye ve en sonunda da Tip 2 diyabete varan bir mekanizma tetiklenmiş olur.

Sözün özü, sağlıklı bir beslenme modelini ay çekirdeği gibi şifalı bir atıştırmalıkla desteklediğinizde, bu risk faktörlerine karşı da direnç kazanırsınız.

 Bağışıklık dopingi

Yazının devamı...

Ağır metal yükünü hafifletin!

6 Kasım 2020

Modern yaşamla birlikte kaçınılmaz bir tehlike olarak hayatımıza giren ağır metal yükünün zarar verdiği ilk nokta, hastanın bağışıklık sistemidir.

Koronavirüs tehdidiyle hemen herkes bağışıklık fonksiyonlarını güçlendirmek için beslenmesine özen göstermeye, diyetini besin takviyeleriyle desteklemeye başladı. Bunlar güzel gelişmeler, pandemi sonrasında da devam etmesini umuyorum. Ama yeterli olmayabilir. Bugün bağışıklık sistemini felç eden, bağışıklığı baskılayan bir tehlikeye dikkat çekmek istiyorum: Ağır metal zehirlenmesi. Modern yaşamla birlikte kaçınılmaz bir tehlike olarak hayatımıza giren ağır metal zehirlenmesi bağışıklığımızı tehdit ediyor. (1)

Sık rastlanıyor ama araştırılmıyor

Bilim insanları, ağır metallerin bağışıklık sistemini olumsuz etkilediği, tüm vücuttaki dokulara, özellikle de beyin hücrelerine zarar vererek dejeneratif hastalıklara neden olduğu konusunda hemfikir. (2) Nedeni açıklanamayan hâlsizlik şikâyetinde, enfeksiyonlara karşı dirençsiz olanlarda sık sık grip olan, soğuk algınlığına yakalananlarda vücutta ağır metal yükü olabileceği göz önüne alınmalı. Otoimmün hastalıkların tamamında, Alzheimer ve Parkinson gibi dejeneratif hastalıklarda, bir türlü geçmeyen kas ve eklem ağrılarında ilk yapılması gereken sorunun arkasında ağır metal zehirlenmesi olup olmadığını araştırmak olmalı. Maalesef bu olasılık çok sık atlanıyor, akla bile gelmiyor. Düşünün Alzheimer ya da Parkinson teşhisi konmuş bir hasta... Bu hastaya şelasyon tedavisi yapılsa iyileşecek ama bu olasılık değerlendirilmediği, araştırılmadığı için semptomlar ağırlaşarak ilerliyor.

Üç adımda ağırlıkları atın!

Yukarıda da belirttiğim gibi, az ya da çok hepimiz ağır metallere maruz kalıyoruz. Ağır metallerden tam olarak kaçınamasak da üç adımda maruziyeti azaltmak mümkün. Bu da hem genel sağlığa hem de bağışıklık sistemine binen yükü hafifletmek anlamına geliyor. Peki atmamız gereken adımlar, almamız gereken önlemler neler?

1 Her şeyden önce, ağzınızdaki tehlikeden kurtulun. Sakın amalgam dolgu yaptırmayın. Amalgam dolgularda kullanılan cıva bir zehirdir. Eğer dişlerinizde amalgam dolgu varsa, diş hekiminizden bunları daha sağlıklı dolgu maddeleriyle değiştirmesini isteyin. Ağızda ne kadar çok amalgam dolgu varsa sisteme sızan cıva miktarı da o kadar artıyor.

2 Büyük balık tüketmeyin. Kılıç balığı, köpekbalığı gibi büyük balıklar bol miktarda ağır metal, özellikle de cıva içerir. Aklınızda olsun; kirli suları pek seven midye de tam bir ağır metal mıknatısıdır.

Yazının devamı...

Kolesterol fiyaskosu

16 Ekim 2020

Tereyağı, ciğer, kırmızı et, yumurta yerken hâlâ imtina ediyor, kalbiniz, sağlığınız için zararlı bir şey yaptığınızı düşünüyorsanız bu yazıyı okumanızda fayda var... Bilim kolesterolü çoktan akladı. Esas suçlu ise, tabii ki şeker.

Güçlü bir bağışıklık sistemi mi istiyorsunuz? Sofranızı gerçek besinlerle donatacaksınız. Her zaman söylüyorum; ihtiyacı olan besinleri verdiğinizde vücut kendini iyileştirmeyi bilir. Gerektiğinde virüslerle, zararlı bakterilerle savaşır, sistemde hasarlı hücre varsa onu yok eder.

Ama siz, insanlık tarihi boyunca tüketilmiş temel gıda maddelerini topun ağzına koyup, onları suçlu ilan ederseniz sistemin kendini iyileştirme mekanizmaları devre dışı kalır.

Çelişkiye bakar mısınız?

Biraz düşündüğünüzde ortada son derece absürt bir durum olduğunu siz de fark edeceksiniz. Market rafları, içinde boyadan petrol bazlı moleküllere, kanserojen etkisi kanıtlanmış katkı maddelerine kadar her şeyin bulunduğu işlenmiş yiyeceklerle dolu. Ama tıp camiasının hedef tahtasında ciğer, kırmızı et, yumurta, tereyağı, peynir var. Neymiş efendim? Bu yiyecekler kolesterol içerdikleri için damarları tıkar, kalp hastası yaparmış.

1950’li yıllarda başlayan kolesterol düşmanlığı, 1970’lerle birlikte tırmanmış ve beslenme alışkanlıklarımızı şekillendirmiştir. Yumurta aklandı diye düşünüyorsunuz belki, ama kalp ve damar hastalıkları olanlara, kötü kolesterolü (LDL) yüksek seyredenlere yumurtayı temkinli tüketmeleri, etten, sakatattan kaçınmaları, peynir yiyeceklerse “light” peyniri tercih etmeleri öneriliyor. Üstelik bu tavsiyelerin hiçbir bilimsel dayanağı olmadığını gösteren onlarca yayına rağmen!

Hatta birçok uzmana bakılacak olursa, sağlıklı olan kişiler bile sağlıklarını korumak istiyorlarsa bu yiyeceklerden kaçınmalı. Son derece tehlikeli bir öneri!

Bilimsel bulguların

Yazının devamı...