Yolculuk nereye?

Hiç bilmediğimiz bir yerde, daha önce hiç sapmadığımız bir yoldayız. Yolu, çukurlarına girdikçe, virajlarını döndükçe tanıyacağız. Salgın, aşılar, dijital aşı pasaportları derken, hep birlikte, aynı yolda ilerliyoruz.

Şu sıralar herkes birbirine aynı soruyu soruyor: “Sen aşı olacak mısın?” Kimileri endişeli, tereddüt ediyor. Diğerleri ise bir an önce aşıyı olmak, hastalığa karşı bağışıklık kazanmak istiyor, “Aşı söylendiği kadar etkili olmasa da denemekten ne zarar çıkar?” diyorlar. Benzer bir kutuplaşma bilim camiasında da var.

Daha önceki yazılarımda detaylı bir şekilde de anlattığım gibi, koronavirüs aşıları “acil durum onayı” ile kullanım izni aldı. Bu da aşıların koruyuculuğu ve yan etkileri anlaşılmadan kullanılmaya başlandığı anlamına geliyor. Yeni bir şey söylemiyorum, aşı üreticisi firmalar da zaten bunu beyan ediyor. Durumu hepimiz biliyoruz. Bence esas düşündürücü olan, üretici firmaların bu aşıların olası yan etkilerinden sorumlu tutulmayacak olmaları. Bu da acil durum onayıyla birlikte geliyor!

Benzersiz bir felaket yaşanırken, sıkı kontrol mekanizmalarının esnetilmesi son derece normal görünse de, bu mekanizmaların var olmasının bir nedeni var. Özellikle böylesi global bir salgın yaşanırken ve milyarlarca kişinin aşılanacağı göz önüne alınacak olursa. İstatistiksel olarak yüz binde bir görülme riski olan bir yan etkinin, tüm dünya nüfusu aşılandığında kaç kişide ortaya çıkacağını varın siz hesaplayın!

Yolculuk nereye

Endişeler neler?

Koronavirüs aşılarını iki grupta toplayabiliriz: İlk grupta geleneksel yöntemlerle, yani aktif olmayan virüsle yapılan aşılar yer alıyor; ikinci grupta ise mRNA aşıları var. Esas endişeler işte bu aşılarla ilgili. Neden? Çünkü bu teknoloji, bu aşılama yöntemi çok yeni. Üzerinde yıllardır çalışılan bir aşı teknolojisi olduğu halde etkinliği kanıtlanmamış, uzun vadede sağlık üzerinde olumsuz etkilerinin olup olmadığı bilinmiyor. Hatta bazı bilim insanları bir araya gelerek, mRNA aşılarıyla ve yürütülen klinik çalışmalarla ilgili endişelerini dile getirdikleri bir rapor hazırlayarak Aralık 2020’de Avrupa İlaç Kurumu’na sundular. Dilekçede bazı kritik güvenlik sorunları çözülünceye kadar faz 3 klinik araştırmalarının durdurulması gerektiği vurgulanıyordu (1). Peki, bu endişeler neydi?

- Raporda mRNA bazlı koronavirüs aşılarında kullanılan polietilen glikol (PEG) maddesinin alerjik reaksiyonlara neden olabileceği belirtiliyordu. Zaten kısa bir süre sonra bu aşılar nedeniyle anaflaktik şoka (alerjik şok) girerek hayatını kaybeden vakaların haberleri gelmeye başladı.

- Diğer bir endişe konusu ise vücutta üretilen antikorlara karşı bağışıklık siteminin verdiği aşırı tepki. mRNA aşılarda vücuda virüs yerine, bir ulak görevi gören mRNA enjekte ediliyor. mRNA, vücut hücrelerimize virüse ait bir proteini üretme emri veriyor. Geleneksel aşılarda ise vücuda aktif olmayan, cansız virüs parçacıkları enjekte ediliyor. Her iki yöntemde de amaç bağışıklık sisteminin virüse maruz kalmadan, virüsü tanıması, ona karşı antikor üretmeye başlaması. Ancak kişi gerçek virüsle karşılaştığında bu antikorların abartılı bir bağışıklık cevabına neden olması, hastalığın çok daha ağır seyretmesi de söz konusu. Koronavirüs ailesinden olan MERS ve SARS’a karşı aşı geliştirmek için yapılan hayvan deneylerinde gözlenen bu etkinin, koronavirüs ailesine mensup tüm virüslerde potansiyel bir risk olduğunu gösteren çalışmalar var (2, 3).

- mRNA aşılarının etki mekanizması virüsün zarfında bulunan spike proteinine karşı vücudun antikor üretmesi üzerinden işliyor. Spike protein, yapısında insan vücudunda plasenta (bebek eşi) oluşumu için gerekli olan sinsitin-homolog proteinler içerir. Eğer bağışıklık sistemi, bu sinsitin proteinine karşı reaksiyon geliştirirse, kadında kısırlık gelişmesine neden olabilir, plasenta gelişimi engellenebilir. Henüz bu aşıların doğurganlık üzerine olan etkileri araştırılmadı.

Yolculuk nereye

Yeni dünya düzeni

Aşı olmak ya da olmamak... Bu bize ait bir seçim gibi görünse de gerçek hiç de öyle olmayabilir. İçinde bulunduğumuz günlerde dünya gündemini meşgul eden başlıklardan biri de aşı pasaportları. Bu pasaportlar sayesinde insanlar COVID-19 aşısı olduklarını, yani hastalığa karşı bağışıklık kazandıklarını kanıtlayabilecekler. Aşı pasaportu öyle düşündüğünüz gibi bir kâğıt parçası olmayacak. Çok daha gelişmiş, ileri teknoloji bir “belgeden” bahsediyoruz. Hani şu akıllı telefonlarımıza indirdiğimiz uygulamaları andıran dijital bir pasaport bu, aşı olurken vücudunuza enjekte edilecek olan bir özel molekül. Bugünlerde tüm dünyada sorgulanan, sivil toplum organizasyonlarının endişe duyduğu bir durum bu; aşı olmayanların dışlandığı yeni bir dünya düzeni (4). Görünen o ki aşılanmadıysanız seyahat edemeyeceksiniz. Ardından başka yaptırımların da gelmesi bekleniyor. Devlet dairelerine girerken, üniversitede okuyorsanız derse girerken, hatta belki de sinemaya, lokantaya girerken bile aşı pasaportunuz sorulacak. Bu kadarla da bitmeyecek; işvereniniz aşı olmanızı isteyecek, bir işe başvurduğunuzda aşı pasaportunuzun olup olmadığına bakılacak.

Seyahat özgürlüğünüzün elinizden alınması, işsiz kalmak, sosyal hayattan sürgün edilmek söz konusu olduğunda ne yapacaksınız? İster gönüllü ister gönülsüz, gidip aşınızı yaptıracaksınız.

İlginç zamanlar bunlar. Geçtiğimiz günlerde bir hastamın da söylediği gibi, “Sanki bir bilim kurgu filminin içindeyiz.” Ve maalesef film mutlu sonla bitmeyecek gibi görünüyor...

1 https://web.archive.org/web/20201209042033/https://2020news.de/wp-content/uploads/2020/12/Wodarg_Yeadon_EMA_Petition_Pfizer_Trial_FINAL_01DEC2020_EN_unsigned_with_Exhibits.pdf

2 https://www.c-span.org/video/?c4873497/user-clip-hotez-coronavirus-vaccine-safety-testimony

3 “The potential role of Th17 immune responses in coronavirus immunopathology and vaccine-induced immune enhancement” Peter J. Hotez, Microbes Infect. 2020 May-June; 22(4): 165167, doi: 10.1016/j.micinf.2020.04.005

4 https://www.theguardian.com/society/2021/jan/15/covid-vaccine-passports-what-are-they-and-do-they-pose-a-danger-to-privacy