ABD İLE NEREYE KADAR? (1)

Bülent AKARCALI

Fiiliyatta müttefik, kağıt üzerinde stratejik ortak ABD ile var olan ilişkiyi nereye kadar ve nasıl yürüteceğimiz Biden döneminde ki ilişkilerimizin omurgasını oluşturacaktır.

Çok özet olarak baktığımızda bu ilişkinin, ABD yönünden anlayış ve tanımının “benim senin üzerinde haklarım senin de bana karşı yükümlülüklerin var’’ şeklinde yani tek yönlü çıkara bağlı olduğunu görmekteyiz. Esas olan da, bu gerçeği fark etmeyen ABD ye bu anlayışın artık geçersiz olduğunu ve bunda ısrar etmenin ABD çıkarlarına ters düşeceğini tarihin akışı içerisinde örnekleriyle anlatabilmektir.

Lobi yapılacak ise bu düsturdan hareket edilmelidir.

ABD ile ilk  sorun, 1962’de  Sovyetler Birliğinin Küba’ya yerleştirmiş olduğu nükleer başlıklı füzelerin sökülmesi karşılığında Sovyetler Birliği sınırlarına yakın yerlere ve özellikle Türkiye’ye yerleştirilmiş nükleer başlıklı füzelerin, Türkiye’ye nezaketen de olsa, bilgi ve haber verilmeden ABD tarafından kaldırılmasıyla yaşandı.

Ancak ilk ciddi krizin adı Johnson Mektubudur.

Başkan Lyndon B. Johnson tarafından dönemin Başbakanı İsmet İnönü’ye 5 Haziran 1964 tarihinde gönderilen üslubu kaba, içeriği sert ve küçük düşürücü ifadeler, içeren mektup, iki ülke arasında ilk ciddi kriz olmuştur.  Kıbrıs’ta 1963 Noel geçesi Rum saldırısıyla 370 kadar Türk’ün öldürülmesine yol açan katliamın tekrar etmesini önlemek amacıyla, Türkiye’nin almaya başladığı askeri tedbirleri engellemek için yazılan bu mektubun Türkçesini internette bulabilirsiniz.

1970’li yılların başında ABD, ülkemizde üretilen afyona göz dikti. Kanıtı olmayan iddialara göre bu afyon uyuşturucu olarak ABD ye gidiyor ve Amerikan gençliğini zehirliyordu. Aslında ABD uyuşturucu mafyası maaşa bağladığı senatör ve kongre üyeleri aracılığıyla böyle bir algı yaratıp hedef şaşırtmış ve beslediği adamlara Senato’da ki tartışmada “gerekirse İstanbul’u bombalayıp göz dağı verelim” dahi dedirtmişti.

Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel “Bizim Afyon adında şehrimiz var ben nasıl yasak koyarım” deyince, Washington’dan talimatı alanlar Mart 1971 yılında verdikleri ve TBMM de okunmasına bir tek Adalet Partisi Milletvekili Hasan Korkmazcan’ın karşı çıktığı muhtıra ile Demirel Hükümeti devirtilmiş ve yerine CHP Milletvekili Nihat Erim Başbakan olarak bir kısmı Meclis dışından olan atamalarla yeni bir Hükümet kurmuş ve ilk icraatı de afyon üretimini yasaklamak olmuştu. Bu yasak 1974 de Bülent Ecevit’in Başbakanlığı’nda kaldırıldı.

1974 yılı, aynı zamanda, Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerekçe göstererek, ABD’nin Türkiye’ye kapsamlı silah ambargosu uygulama yılıdır. Ambargo 1977 de bitse de zaten zayıflamış olan Türk ekonomisini iyice sarsmış ve Süleyman Demirel’e meşhur “70 cent’e muhtaç kaldık” lafını söyletmiştir.

1971’de olduğu gibi 12 Eylül askeri darbesinin tümüyle ABD desteğiyle yapıldığını bizzat kendileri         açıkladı (*).

Irak’ın, sudan gerekçelerle Kuveyt’i yağmalama amaçlı işgali üzerine, 1991 yılında ABD ordusu Birleşmiş Milletler desteğiyle harekata başladı ve kısa sürede savaş Saddam aleyhine sonuçlandı. 

Türkiye bu savaşta ABD’ye ciddi destek vermesine karşın en çok zararla çıkan ülke oldu. Irak’a ve diğer Orta Doğu ülkelerine olan ihracat kapımız kapandı. Savaş esnasında verilen sözler unutuldu ve yükümlülükler ret edildi. Kuveyt’in işgalden kurtarılmasının diyeti olarak, savaşa katılan destek veren diğer ülkelerin zarar ve masrafları Kuveyt petrol gelirleriyle ödenirken ülkemiz kasıtlı olarak dışlandı. Savaş yılları ve takip eden süreçte, ülkemizin, o dönemin değerlerine göre 30 milyar doları aşan ihracat kaybı ve diğer harcamalardan kaynaklanan zararı olmuştur.

2003 yılında 2. Irak savaşını Türkiye üzerinden başlatmak isteyen ABD’ye TBMM tarafından olumsuz cevap verilmesinin gerekçesinde, biraz da ABD’nin 1991’de verdiği hiçbir sözü tutmaması yatar. 

Irak’ın harap olup bir milyondan fazla insanın ölümüne ve katledilmesine yol açan ABD, 1998 de savaş sürecinde kullanıp sonra da ABD’ye (Guam adasına) götürüp eğittiği 2.500 Iraklı Kürde ek olarak 2003’den sonra götürdüklerini de eğiterek bugün Suriye de oluşturduğu PYD-YPG-SDG yapısını oluşturmuştur (**). Türkiye Guam’da özel eğitim görenler arasında 17 aşiret reisinin de bulunduğunu basit ama dahiyane bir formülle sonradan tespit etmiştir. Çay bardaklı bu formül hakkında internette bilgi bulabilirisiniz.

1 Ekim 1992’de Ege Deniz’inde gerçekleştirilen NATO Tatbikatı sırasında ABD uçak gemisinden atılan 2 adet füzeyle bir muhribimiz vurularak batırıldı.

Bu olayda gemi komutanı Kurmay Yarbay Levent Kudret Güngör, Uçaksavar Yardımcı Subayı Teğmen Alper Tunga Akan, Telsiz Astsubayı Serkan Aktepe, İkmal Çavuşu Mustafa Kılıç ve Er Recep Atak hayatını kaybetti ve 22 asker de yaralandı.

(*) Darbeci komutanları ABD yetkilileri “our boys bizim çocuklar” diye tanımlamışlardı! Oysa onları biz kendi çocuklarımız sanıyorduk. Onlar ise  NATO dışında kalmış Yunanistan’ın NATO’ya dönüşüne yeşil ışık yakarak, Batı Trakya, Kıbrıs, Ege kıta sahanlığı-kara suları, AB üyeliği gibi temel çıkarlarımız için gerekli en hayati pazarlık  kozumuzu  ABD talimatı olarak yerine getirmişlerdi.

(**) PYD : Suriyenin kuzeyinde yani sınırımıza yakın bölgede yerleşik Suriye Demokratik Birlik Partisi adlı siyasi yapı

YPG : PYD’nin askeri kolu, Halk Koruma Birlikleri. PKK’nın Halk savunma Birliklerinin kopyası

SDG : ABD destekli, YPG katılımlı Suriye Demokratik Güçleri. Türkiye’nin PYD ve YPG yi terörist ilan etmesi üzerine ABD’nin önerisiyle yapılan isim değişikliği. Mal aynı ama marka değişik!

ABD İLE NEREYE KADAR (1)

Bülent AKARCALI