Kadın cinayetleri

13 Ocak 2021

Zafer İşeri / Avukat

Toplumlarda yasaklanmış ve işlenmesi halinde en yüksek cezaya matuf bulunmuş suçlardan biri “kasten öldürmek”. Yürürlükten kalkan Türk Ceza Kanunu’muzda “Adam Öldürmek” başlığı altında yanlış bir terminolojiyle başlayıp, her kim, bir kimseyi kasten öldürürse diye devam ederdi yasa hükmü. Cezası da en ağır haliyle idamdı. 2004’te kabul edilen Türk Ceza Kanunu’muz isabetli bir şekilde “Kasten Öldürme” başlığıyla tanımladı suçu. Elbette suçun mağduru “insan”. Kadın ya da erkek olmasına bakılmadan bir insanı kasten öldüren kişiye müebbet hapis cezası veriliyor.

24 yıl ceza infaz kurumunda kaldıktan sonra koşullu salıvermeden yararlanabiliyor hükümlü. Şayet bu suç önceden planlanarak, vahşice, delili yok etmek için, töre ya da kan gütme düşüncesiyle, kamu görevlisine karşı, anneye, babaya, kardeşe, savunmasıza, hamile kadına ya da eşe karşı işlenirse bu sefer cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis oluyor. Mahkûm 30 yıl hapishanede kalıyor. Öldürülen kişinin kadın ya da erkek olması fark etmiyor. Suç bilimi açısından tarihte erkekler arasında yaygın olan cinayetler, son dönemde çoğunlukla kadınlara yönelik işlenen bir suç olarak karşımıza çıkıyor. Gündemimiz kadın cinayetleriyle çalkalanıyor.

Namus savunması ile sığ akıllarda gerekçelendirilen bu taşkın davranışın günümüzdeki muhatabı, maalesef toplumun kurucu unsuru kadınlar. Türkiye’de, 2000’li yıllardan itibaren hızlı bir artış gösteren kadın cinayetleri 2020’de 300’ü buldu. Sadece ülkemizde değil, tüm dünyada dikkat çekici sayıda. Karşı cinsin kucaklayıcı, himaye edici yaklaşımına asla muhtaç olmadığı gibi bilakis üretkenliği ile toplum önderliğini her çağda başarıyla sağlamış kadınların bugün kasten öldürme suçunun mağdurları olması, sosyolojik bir yozlaşmayı gösteriyor. Kadına karşı şiddet artık sınırları, sınıfları ve sosyo-ekonomik statüyü aşan bir sorun haline gelmiştir. İnsan hakkı ihlali ve ayrımcılık niteliğindedir. Geçmişte annesi, eşi, kız kardeşi için, kadın için öldüren erkek, bugün kadını öldürüyor. Gerekçesi yok. Olamaz da zaten.

Yazının devamı...

Küresel salgın sonrası yeni bir dünya paradigması: Hepitalizm (2)

12 Ocak 2021

Prof. Dr. Aziz Akgül / Türkiye İsrafı Önleme Vakfı kurucusu ve 22. Dönem Milletvekili

Hepitalizm yaklaşımı bir ülkede toplumsal mutluluğun sağlanması için, toplumun farklılıklarını da dikkate alarak, sadece ne kadar zengin olduğunun değil, ne kadar mutlu olduğunun da değerlendirilmesi üzerine kurulu olup, hayat kalitesini, sadece ekonomik veriler üzerinden değil, mutluluk açısından da değerlendirir.

Alfa kuşağı dâhil, gelecek nesillere bir yük olarak kapitalizmi ayakta tutmak yerine, hepitalizmi miras bırakarak, şiddetten ve çatışmalardan uzak, daha mutlu ve daha nazik bir ortamda insanların yaşamalarını sağlayacak yolları araştırmamız gerekir.

Hepitalizm, mutluk ve huzur için bütün kıtalardan yükselen köklü ekonomik ve sosyal değişim çağrılarına bir cevaptır.  Bir yanda, devletler ve büyük şirketler ittifak içinde küreselleşmeyi ve şirket gücünün yerleşmesini desteklemeyi sürdürürlerken diğer yandan, dünyanın her yanında bu politikalara direnen insanlar; ticaret, finans ve çevre alanlarının yeniden düzenlenmesini talep ediyor.

Hepitalizmde, dünyada insanları üzecek, rahatsız edecek, mutluluğunu önleyecek hiçbir unsur ve üretime izin verilmemelidir. Mesela, tütün üretimi, içki üretimi, silah üretimi dünyanın hiçbir ülkesinde yapılmamalıdır.

Dünyada barışın ve huzurun sağlanabilmesi için, tehdit unsurunu ortadan kaldıracak şekilde, işbirlikçi güvenlik anlayışıyla dünyanın hiçbir ülkesinin ordusu olmamalıdır. Sadece ülke içi basit asayiş tedbirlerin sağlanması basit bir polis teşkilatı yeterli olmalıdır. 

Bütün ekonomik sistemler insanlık odaklı olmalıdır. Sadece insanların maddi yönünü dikkate alan ve hedonizma yönelten kapitalizm, insan ruhundaki mutluluk ihtiyacını gözden uzak tuttuğu müddetçe, dünyada krizlerin olması devam eder. Peyami Safa’nın romanlarında üzerinde durduğu gibi, insan ruh ve bedeniyle uyum içinde yaşarsa, bu uyumu toplumla ve doğayla anlamlı bir bütünlük içinde sürdürülürse krizler olmaz.

Hepitalizmde kilit öncelikler yerelleşme, kendine güven, sivil katılım, yerleşik ekonomik ilişkiler ve sosyal işletmecilik ile ürünlerin gereksiz tüketimini azaltarak ekolojik ayak izlerini azaltmaktır. Kamu politikasını küreselleşmeden yerel olana kaydırmak kısa vadede çok zor görülebilir. Ancak, dünyada ekonomik ve sosyal değişim için, bir yerelleştirme ve geçiş şehirleri akımı giderek büyüyor. 

Yazının devamı...

Küresel salgın sonrası yeni bir dünya paradigması: Hepitalizm (1)

11 Ocak 2021

Prof. Dr. Aziz Akgül / Türkiye İsrafı Önleme Vakfı kurucusu ve 22. Dönem Milletvekili

Koronavirüs küresel salgınının, dünyaya verdiği hasarın büyüklüğü akıl almaz derecededir. Ancak, bu büyük hasara rağmen bize eşsiz bir fırsat sunuyor.   Dünyayı koranavirüs küresel salgını olmadan önceki haline mi geri götüreceğiz? Yoksa dünyayı yeniden mi tasarlayacağız? Karar tamamen bizim.

Eski dünyaya dönemeyiz. Küresel salgını bir fırsat olarak değerlendirmeliyiz. Hepitalist bir dünya oluşturuncaya kadar, sistemi yeniden tasarlamalıyız. Yeni dünyayı; bırakın Alfa kuşağını, eşitlikçi ve özgürlükçü Z kuşağını da eski düşünce kalıpları ve anlayışlarla yönetemeyiz.

Mutsuzluk, dünyanın her tarafında önemli bir sorun durumundadır.  Bu bakımdan, dünyadaki yönetim sorunlarına gözlüksüz bakabilmek gerekir. Dünya çok kötü idare ediliyor. Dünyada ortalama yaşam süresi 900 aya yükselirken; mutluluğun, adaletin, hakkaniyetin, empatinin, merhametin ve hoşgörünün kurumsallaştırıldığı bir hepitalist dünya oluşturamadığımız sürece, zengini de fakiri de bu dünyada huzuru ve mutluluğu bulamaz.

İnsanlık olarak, korona sonrası sosyal ve çevresel odaklı bir program geliştiremezsek, koronanın sebebiyet verdiği olumsuzluklardan çok daha kötü bir felaketle karşı karşıya kalabiliriz. Koronavirüsten evlerimizde saklanabiliriz. Ancak, kötüleşen küresel sorunlara çözüm üretemezsek, dünyadaki öfkeli doğadan ve öfkeli kitlelerden saklanacak hiçbir yerimiz olmayacak.

Dünyada sosyal göstergeler, olması gerektiği ölçüde gelişmezken, iklim değişikliği gibi yakıcı sorunlar da insanlar da geleceğe dair karamsarlığı tetikliyor. Internet bağlantı hızının saniyede 44,2 terabayta ulaştığı zamanımızda, küçük ve güdük adımlarla hedefe ulaşılamaz. Değişim ihtiyacı, genellikle bu sürecin gerekliliğinin bir parçası olup, çağımızda bir küresel paradigma değişimine ihtiyaç duyulmaktadır.

Dünyada mutsuzluğu tetikleyen çok sayıda unsur vardır. Başta yoksulluk, israf, çatışmalar ve iklim değişikliği olmak üzere, küresel ölçekte büyüyen sorunlar, insanlık için giderek daha fazla olumsuz sonuçlar oluşturmasının yanında, geleceğe dair karamsar bir bakış açısına da sebep olmaktadır.  Dünya üzerinde bulunan 2.153 milyarder, dünya nüfusunun %60’ını oluşturan 4.6 milyar insandan daha fazla servete sahipken, adaletli bir sistem oluşturulabilir mi?

Su kıtlığı çeken dünya nüfusunun 2025 yılında 3 milyar kişiye çıkacağı beklenirken, dünya mutlu olabilir mi? Dünyada yılda 1.3 milyar ton gıda israf edilirken, 840 milyon aç insan yaşamaya çalışıyor. Böyle bir durumda, dünyada silahlanmaya harcanan para yılda 2 trilyon dolar civarındayken, dünya mutlu olabilir mi?

Yazının devamı...

Bir denetim bakanlığımız olsa...

8 Ocak 2021

Mustafa Kemal ULUSUBir ülkenin devlet teşkilatı ile özel sektör, kurum ve kuruluşlarında, hatta tüm spor kulüpleriyle kısaca aklınıza gelen her kuruluşta; okullar, üniversiteler hatta bir ailede dahi düzgün bir DENETİM mekanizması yoksa orada büyük sıkıntıların olmaması imkansızdır. Hele hele başarı beklemek hayal olur.

Önce devlet teşkilatını ele alırsak ki, biraz bilgim olan teşkilattır. Zira uzun yıllar muhtelif bakanlıklarda, bakan başdanışmanlığı, Gençlik Spor Genel Müdürlüğünde TFF ve MHK başkanlığı çoğu parti başkanı ile yakınlığım, devlet teşkilatını tam olmasa da büyük çapta bilgi sahibi olmamı sağlamıştır.

Sorunlar artıyor

Ayrıca uzun yıllar ticaretle de uğraştığım ve yakın çevremde çok büyük iş adamları da olduğu için özel sektöründe sorunları bilgi dağarcığım içinde bayağı yer almaktadır. İşte bu kadar yıllık tecrübelerimle diyorum ki, ÜLKEMİZDEKİ EN BÜYÜK SORUN DENETİMSİZLİKTİR.

Teknoloji ilerledikçe nüfus çoğaldıkça insan yaşamında sorunlar da o nispette artmaktadır.

Gelelim şimdi misallere; bence insan sağlığı açısından en önemlisi nedir? Gıda malzemeleri değil mi? Siz gıda malzemelerinin sıkı bir denetlemeye tabi olduğuna inanıyor musunuz? Hatta ilk cevap benden, asla! Neden mi? Bizzat yaşıyorum da ondan. Valla şu korona belası geldi de marketlerde, pazarlarda, manavlarda hele hele işportalarda kamyonetlerde satılan sebze ve meyvelerde alışveriş yaparken biraz dikkat ve kontroller geldi. Hiç olmazsa bazı yerlerde mal eldivenle seçiliyor, paket halinde satışlar yapılıyor ama çoğunlukla yine hepsi açıkta, ellene ellene seçiliyor.

Para yoksa yandın

Mal kalitesi mi? Paran varsa iyisini alabilirsin, yoksa yandın.

Yazının devamı...

Sigara ve Korona

6 Ocak 2021

Bülent Akarcalı - Sağlık ve Turizm eski Bakanı

Karışımında 4.000 çeşit zehir bulunan sigara (*), kötü huylu kolesterol artışı, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, bağışıklık sistemini zayıflatma, erken yaşlanma, her türlü kansere, virüs ve bakteri kökenli enfeksiyona yatkınlık oluşturma gibi ölüme yol açan çok sayıda hastalığın ya ana sebebi ya da tetikleyicisidir. Erkeklerde kansere bağlı ölümlerin %35’inin, kadınlarda ise %15’inin nedeni sigaradır. Sigara kadında 14.5 yıl, erkekte ise 13.2 yıl yaşam süresini kısaltır.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Amerikan Kanser Topluluğu ve Dünya Akciğer Vakfı’nın katkılarıyla hazırlanan Tütün Atlası’na göre Türkiye’deki erkeklerin yüzde 31’i tütün kaynaklı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor.

Yine DSÖ verilerine göre yılda 4.9 milyon olan ölüm sayısının, gerekli tedbirler alınmadığı takdirde 2025’te 10 milyonu bulacağı belirtiliyor.

Ülkemizde her yıl 100 binin üstünde vatandaşımızı sigaradan dolayı 13-14 yıl erken kaybediyoruz. Bu kaybın manevi üzüntüsü yanında maddi yönü yılda asgari 10 milyar lira kayba yol açıyor (hastalığı tedavi masrafları, çalışma hayatına erken veda etme.)

1988 ocak ayında, dönemin Ulaştırma Bakanı rahmetli Prof. Dr. Ekrem Pakdemirli ile birlikte THY uçuşlarında sigara içmeyi yasaklayarak başlattığımız mücadelenin üzerinden 33 yıl geçti. Daha sonraları Recep Tayyip Erdoğan Bey’in Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde alınan kapsamlı tedbirlerle Dünya Sağlık Örgütü tarafından, sigaraya karşı mücadelede örnek ülke seçildik.

Ancak başlayan korona salgınıyla, bu mücadelenin nihai savaşını daha vermediğimiz anlaşılıyor. Korona bize teneffüs ettiğimiz havanın sağlığımız için ne kadar hayati değer taşıdığının hatırlattı!

Yazının devamı...

Makineler öğreniyor, ya biz? (2)

3 Ocak 2021

Madalyonu tersine çevirirsek, makine öğreniminin bazı alanlarda neden aynı ölçüde başarılı olamadığını daha kolay anlarız. Örneğin gelecekteki finansal krizleri tahminlemek istiyorsanız, eğitim veri setiniz geçmiş krizleri ve bu krizlerle ilintili değişkenleri (enflasyon, büyüme oranı, cari açık, vb) içermelidir. Fakat ekonomi tarihinde 1.2 milyon adet geçmiş ekonomik kriz bulunmadığı için (neyse ki!), tahminleme modelimiz AlexNet kadar şanslı olmayacaktır ve sınırlı bir öğrenme yapabilecektir. Bu örnek, geçmiş veri miktarının az olduğu alanlarda makine öğreniminin neden kısıtlı başarı elde ettiğinin ipucunu veriyor.   

Peki yapay zeka ve makine öğrenimini kurumumuza ve iş süreçlerimize ne kadar entegre etmeliyiz?

Bu noktada dijitalleşme sektörünün öncülerinden, Kuika Yazılım kurucu ortağı Murat Ihlamur’a kulak verelim (3). Ihlamur, yapay zeka konusunun çok güçlü pazarlandığına ve bunun sonucu olarak şirketlerde bir ‘aciliyet’ hissi oluşup panikle büyük yatırımlar yapılabildiğine dikkat çekiyor. İhtiyacı tam anlamadan girişilen komplike projeler, verimsizlik ve israf ile sonlanabiliyor. Bir alanda gerçekten yapay zekaya ihtiyaç var mı, ve varsa ne kadar kullanılmalı? Yöneticiler bu dengeyi nasıl bulabilir? Ihlamur’a göre “yeni yönetimlerin teknolojiye yakın olup basite indirgeyebilen insanlar olması” gerekiyor. Peki bu teknolojiye herkesin yaklaşabilmesi mümkün mü?

Bu konuda bizi motive edecek en çarpıcı örneklerden biri 2012-2020 arası Nokia başkanlığını yürütmüş Risto Siilasmaa’nın makine öğrenimi yolculuğu (4). Bir girişimcinin (entrepreneur) zihin yapısına sahip olduğunu vurgulayan Siilasmaa, makine öğreniminin dünyada yaratmakta olduğu dönüşümü fark edince, konuyu öğrenmeye karar vermiş ve dünyanın ileri gelen yapay zeka araştırmacılarıyla görüşmeler yapmış. Fakat sadece dinleyici rolünde kaldığı bu görüşmelerde biraz bilgi edinmekle kalmış, deyim yerindeyse “konunun kalbine inememiş”. Makine öğrenimini derinden kavramak istiyorsa, bunu yapmanın tek yolunun kolları sıvamak ve kodlamaya başlamak olduğunu görmüş. Bu noktada kendisini girişimci olarak tanımlamasındaki haklılığı tespit etmeliyiz, zira takdir edersiniz ki global bir endüstri devinin başkanı iken online ders platformu Coursera üzerinde yer alan makine öğrenimi ve programlama derslerini almaya girişmek çok alışıldık bir durum değil! Bu yolculuğun sonu, önce binlerce Nokia çalışanına ve sonra da Youtube’a yüklediği videolar ile binlerce insana makine öğrenimi dersi vermeye kadar gitmiş.

Siilasmaa’nın yöneticilere verdiği ilk tavsiye, şirketlerin yönetim kurullarından işe yeni alınan genç çalışanlara kadar herkesin makine öğreniminin abc’sini öğrenmesini sağlamak. Bu ilk adımın, yukarıda değindiğimiz temel sorunu çözebileceğine inanıyor: Tüm kademeleriyle bu teknolojiyi özümsemiş bir kurum, hangi süreçleri için yapay zeka yatırımı yapması gerektiğine çok daha isabetli karar verecek ve israf riskini minimuma indirecektir.

Türkiye’de de birçok yerleşik holding ve şirketin, çalışanlarına yönetici geliştirme programları çerçevesinde veri bilimi eğitimi olanağı sunması bu açıdan çok sevindirici. Ancak anlayış değişikliğinin yükseköğrenim alanında da devam etmesi gerekiyor. Bugün halen Türkiye’de ve dünyada birçok MBA (İşletme Yüksek Lisans) programında finans ve muhasebe derslerinin sayısı, bilişim derslerine göre çok daha fazla. 

Umarım tetiklenen merakınız sizi internette birkaç arama yapmaya iter, ve belki de hazır evde olduğumuz bu günlerde Siilasmaa’nınkine benzer bir zihinsel yolculuğa çıkarır. Sağlıcakla kalınız. 

(BİTTİ)

Yazının devamı...