Vasiyetnamenin iptali prosedürü

17 Mayıs 2022

ZAFER İŞERİ - Vasiyetname, miras bırakanın son istek ve arzuları ile mirasının paylaşım esaslarını belirleyen yazılı belge veya sözlü beyandır. Vasiyetname, resmi memur (noter, hakim vs.) huzurunda yapılabileceği gibi miras bırakanın kendi elyazısı ile veya koşulları varsa sözlü beyan yolu ile de geçerli bir şekilde yapılabilir. Miras bırakan ölüme bağlı bir tasarrufla; mirasçılardan biri veya birkaçı mirasçılıktan çıkarılabilir (MK m.510), mirasçı atayabilir (MK m.516), mirasçılardan birine veya üçüncü bir kişiye belirli mal vasiyeti yapabilir (MK m. 517), koşullar ve yükümlülükler (mükellefiyetler) koyabilir (MK m.515), yedek mirasçı atayabilir (MK m. 520), art mirasçı atayabilir (MK m.521) ve vakıf kurulmasını vasiyet edebilir.

Vasiyetnameler geçerli olup olmadığına bakılmaksızın tesliminden itibaren bir ay içinde vasiyet edenin son yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesi’nde açılır. Sulh hukuk hakimi, vasiyetnameyi açar, okur ve ilgililere tebliğ eder. Bunun dışında Sulh Hakimi, eda hükmü içeren karar veremez. Vasiyetname Sulh hakimince açılıp okunmadıkça doğrudan tapuya götürülerek işlem yapılamaz.

Tasarruf iptal davası

Hukuka aykırı olan vasiyetnamenin, hakları zedelenen kişiler tarafından hüküm ifade etmemesinin sağlanması için vasiyetnamenin iptal edilmesini sağlayan davalara genel olarak ölüme bağlı tasarrufların iptali davaları denilmektedir.

İptali istenen vasiyetnamede ehliyetsizlik, irade sakatlıkları (hata, hile, korkutma veya zorlama), tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka ve ahlaka aykırı olması ve şekil noksanlığı gibi hukuka aykırılıklar bulunduğu takdirde vasiyetname iptal davasına konu edilebilir.

Vasiyetname düzenlenirken aranan ehliyet şartı, ayırt etme gücüne sahip olmak ve 15 yaşını doldurmuş olmaktır. İrade sakatlıkları bakımından ise; miras bırakanın yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında yaptığı ölüme bağlı tasarruflar geçersiz kabul edilir. Ancak miras bırakan, yanıldığını veya aldatıldığını öğrendiği ya da korkutma veya zorlama etkisinden kurtulduğu günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarruf geçerli sayılacaktır. Ek olarak ölüme bağlı tasarruftaki irade sakatlıkları miras bırakanın sağlığında öğrenilmemiş ise bu durumda mirasçılar süresi içinde iptal davası açabileceklerdir.

Hukuka ve ahlaka aykırılığa dayanarak iptal davası açılabilmesi için tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlâka aykırı olması gerekmektedir. Miras bırakanın bu ahlaka aykırılığı önceden görmüş olması ve tasvip etmiş olup olmamasının bir önemi yoktur.

Vasiyetname kanunda öngörülen şekillerde yapılmadığı takdirde iptal davasına konu edilebilir. Resmi, el yazılı veya sözlü şekilde yapılan vasiyetnamenin kanunda öngörülen şekil şartlarına uyulmadan yapılmış olması iptal sebebini oluşturur. Ancak kanunda yer alan bir diğer düzenlemeye göre; iptal davası, ölüme bağlı tasarrufla kendilerine, eşlerine veya hısımlarına kazandırma yapılanların tasarrufun düzenlenmesine katılmalarının yol açtığı sakatlığa dayandığı takdirde tasarrufun tamamı değil, yalnız bu kazandırmalar iptal edilir.

Yazının devamı...

ABD’nin yeni 51. eyaleti: Yunanistan

17 Mayıs 2022

BÜLENT AKARCALI - Başbakan Mitsotakis, Biden’in ifadesiyle, çok özel bir davetle 16 Mayıs’ta ABD’ye gidiyor. Programda, azılı Türk düşmanı Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Bob Menendez ve arkadaşlarının gayretiyle Senato da bir konuşma da yapacak.

Son günlerde, kendilerinin yarattıkları hava sahası ihlallerini ülkemiz yapmış gibi NATO’ya şikayet eden Miçotakis, Türkiye’nin dış politikadaki başarılı hamlelerini gölgelemek için her türlü iftiraya hazır görünüyor.

Aslında hafife alınacak biri değildir, babası Konstandinos Miçotakis Başbakanlık yapmış, aklı başında, Albaylar Cuntasının elinden zamanın Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in yardımıyla Midilli adası üzerinden Türkiye’ye sığınarak kurtulmuş, Turgut Özal ile iyi dostluk kurmuş birisi, kız kardeşi Dora Bakoyannis Atina Belediye Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı yapmış biridir. Harvard ve Stanford gibi dünyanın en itibarlı üniversitelerinde okumuş ABD’de geniş bir çevreye ve Biden için, ABD Başkanlığına bir Helen (*) seçildi diyecek kadar dostluğun ötesinde bir yakınlığa sahiptir. Başkan Yardımcısı Kamala Harris ile de çok yakındırlar.

ABD’nin sinsiliği

Davetin gerisine bakarsak; bir süre önce Bob Mendez’in Atina ve Lefkoşe ziyaretlerini, Türkiye aleyhine verdiği küstah demeçlerini, Atina ABD Büyükelçisinin kendini bu yeni ABD Eyaletinin Valisi yerine koyarak ülkemiz hakkında diplomatik nezaket, usul ve adabı çok aşan söylemleri (**), bu söylemlere ABD Dışişleri Bakanlığı ile Ankara ABD Büyükelçinin sessiz kalıp hiçbir düzeltme veya hafifletici yorum yapmamalarını dikkate alırsak, bu davetin normal bir ziyaretin çok ötesinde olduğunu görebiliyoruz.

Anahtar teslim ülke

Yunanistan, tam anlamıyla ve tümüyle bir ABD askeri üssü haline gelmesiyle ABD’ye anahtar teslim tahsis edilmiş duruma düşmüştür.

Yazının devamı...

Sevgili babam ve tüm hava şehitleri için

15 Mayıs 2022

Cengiz Kuday - Her 15 Mayıs’ta benim çok hoşuma giden giysileri ile evimizin önünden geçen bando ve askerler ile ara durarak bizi de aralarına alırlardı. Etraftaki arkadaşlarım gıpta ile bakardı, belki de bana öyle gelirdi. Annemin ve ninemin pek anlayamazdım. 

Uzun yıllar önceydi, belki yarım asır, ilkokul öğrencisiydim. Yüzünü hep asık gördüğümüzden olsa gerek, okul müdürümüzden çok korkardık. Bir sabah o çok korktuğum asık suratlı müdür bulunduğumuz dershaneye geldi, hiç alışık olmadığımız biçimde sevecen görünüyordu ancak bu yumuşak ifadenin aynı zamanda üzüntülü de olduğu fark edilebiliyordu. Ayağa kalkan sınıf öğretmenimizin kulağına usulca bir şeyler söyledi. Öğretmenimizin yüzü birdenbire değişmişti, üzerimizde gezdirdiği gözlerinin yaşla dolduğunu görebiliyorduk. Sonra bize doğru yönelerek benim iki sıra arkamda oturan arkadaşımızın yanına gitti, saçlarını okşayarak elini tuttu ve beraberce sınıftan dışarı çıktılar. Şaşkındık, bütün bu olanlardan hiçbir şey anlamamıştık. 

Üniformalar maviydi 

İlerleyen saatlerde teneffüs aralarında kulağımıza çalınan konuşmalardan babasının havacı olduğunu öğrendik, galiba uçağının düştüğünü söylüyorlardı. Demek ki babası şehit olmuştu. Artık anlayabiliyordum müdürün ve öğretmenin gösterdiği bu fevkalade şefkati. Daha önce bir benzerini gördüğüm olayları yeniden yaşıyor gibiyim. 

Bölük pörçüktü anılarım, sisli ve siyah-beyaz… Yalnız üniformalar maviydi… Bir sabah evimizi ansızın dolduran mavi kalabalığı anımsamıştım. Ve annemin uzun sessizliklerini bölen haykırışlarını, beni birilerinin kucağına alıp evin bahçesine çıkardıklarını. Ne olduğunu anlayamıyordum. Ne olduğunu anlayamıyordum. Herhalde birkaç ay önce doğmuş olan kız kardeşlerimle ilgili bir şey olmalıydı. Bu kalabalık ve ilgi hoşuma gitmiyor da değildi. Kardeşlerimin bulunduğu salıncakta bağrışmalarını, evdeki alışılmamış kalabalık ve hareketi hayal meyal hatırlıyordum. 

Daha sonraki yıllarda evimiz yine Kütahya’daydı, 4-5 yaşlarında olmalıyım. Her mayısın ortasında teyzemin İstanbul’dan özel kaplar içinde getirdiği çiçeklerin saplarını dayım tek tek ayırır ince süpürge saplarına sarardı. Gece çiçekler solmasın diye suyun içine atılan tabletin aspirin olduğunu öğrenecektim çok sonra. Sabahın erken saatlerinde dayım bu çiçekleri büyük bir özenle çelenk yapardı. Çelengin ortasına yüzünü pek hatırlayamadığım babamın fotoğrafı yerleştirilir üzerine yaldızlı bir yazı ile ismi yazılırdı. O zaman sanıyorum Kütahya’da çiçekçi pek yoktu. 

Her 15 Mayıs’ta benim çok hoşuma giden giysileri ile evimizin önünden geçen bando ve askerler bir ara durarak bizi de aralarına alırlardı. Etraftaki arkadaşlarım gıpta ile bakardı, belki de bana öyle gelirdi. Annemin ve ninemin kesik kesik hıçkırıklarının nedenini pek anlayamazdım. Kortejle birlikte çelengimizin arkasında küçük kardeşimin elinden tutturulup kulaklarımdan yaşadıkça gitmeyecek Cenaze Marşı’nın nağmeleri arasında şehitliğe yürüyüşümüz ve biz iki kardeşin babamızın şimdilik yattığını ama bir müddet sonra döneceğini söyledikleri mezarı başına çelengi özenle bırakışımızı hatırlıyordum. 

Yazının devamı...

İran Türkiye’den rahatsız mı oluyor?

14 Mayıs 2022

Bilgay Duman / bilgay.duman@gmail.com - Geçtiğimiz günlerde çıkan bir ses hem İran’ın dış politikadaki saldırganlığını yeniden gündeme getirip, somut kanıt olarak ortaya koyarken hem de İran’ın Irak’taki etkinliğini ve milis gruplar üzerinden terör örgütlerine destek olmaya kadar uzanan bir çerçevede vekil unsurları nasıl kullandığını bir kez daha ispatladı. İran Devrim Muhafızlarına bağlı İstihbarat Kurumu Başkanı Hüseyin Taib’in kardeşi olan İran Devrim Muhafızları Ammar Karargahı’nın sorumluluğunu yürüten ve aynı zamanda da muhafazakar bir siyasetçi olarak tanınan Mehdi Taib’e dair yayınlanan bir ses kaydından Irak’taki Türkiye’nin askeri varlığını hedef aldıklarını açıkça ifade ettiği görülüyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde de ABD Savunma İstihbarat Ajansı (DIA) İran destekli grupların Türk askerlerinin de bulunduğu Musul’daki Başika Üssünü hedef aldığını belirten bir rapor yayınladı. Zira İran ve İran destekli grupların sadece Irak’ta değil, Suriye’de de Türkiye’nin askeri varlığına yönelik saldırı girişimleri olduğu biliniyor. Zaman zaman Türkiye’nin Suriye’de operasyon yaptığı bölgelerde İran’a yakın Şii milis gruplarla karşı karşıya geliniyor. 

Türkiye ve İran’ın her ne kadar ikili ilişkiler konusunda bir problemi olmadığı görünse de bölgesel konular gündeme geldiğin iki “rakip” ülke konumunda olduğunu söylemek yanlış olmaz. Özellikle Suriye meselesi ile birlikte bu rekabet ve karşıtlık daha da belirginleşti. Zira Türkiye ve İran Suriye meselesinde farklı konumlandı. İran vekil unsurlar üzerinden “müdahil” bir dış politika konsepti belirlemiş durumda. Irak başta olmak üzere Suriye ve Yemen gibi meselelerde mezhebi unsuru kullanarak Şiilik üzerinden hareket ederken, İsrail’e karşı Hamas’a destek veriyor. Bununla birlikte zaman zaman İran’ın terör örgütü PKK ve ilişkili örgütlerle de irtibatlı olduğuna yönelik haberler de gündeme geliyor. Hatta her ne kadar mevcut durum itibari ile ABD destekli bir yapı olsa da, Suriye rejimi ile birlikte PKK’nın Suriye kolu PYD ve silahlı kanadı YPG’nin oluşumunda İran istihbaratının rolü olduğu biliniyor. Nitekim Irak’ta da özellikle PKK tarafından kurulan Sincar’daki Yezidi ve bir kısım Sünni Arapların oluşturduğu “Sincar Direniş Birlikleri – YBŞ” isimli örgütle, İran’a yakın Şii milis grupların ortak operasyonlar yaptıkları gizli değil. Bu noktada İran’ın sahada kullanabileceği her yapı ile “pragmatik” bir ilişki biçimi geliştirdiği görülüyor. Böylece hem doğrudan sorumluluğu kendi üzerine almıyor, hem de sahada farklı unsurları kullanarak hedef ve güç dağılımı yapıyor. 

Bu noktada özellikle Irak, İran için Ortadoğu’da bir harekat üssü ve tampon ülke konumunda. Zira İran, her ne kadar ABD işgali ile şekillenmiş olsa da 2003 sonrası Irak’taki Şii grupların Irak siyaseti ve idaresinin yürütücü konuma gelmesiyle Irak’ta yönlendirici güç konumuna da geldi. Burada ABD’nin bir hesap hatası yapmış olabileceğini söylemek mümkün. Zira Saddam Hüseyin dönemi boyunca İran ile güçlü ilişkiler oluşturan Iraklı Şiiler, ABD ile işbirliğinde Saddam Hüseyin’in devrilmesi konusunda rol almış olsa bile sonrasında İran ile geçmiş bağları gün yüzüne çıkardı. Böylece İran, Irak’taki yeni yapıda da önemli bir etki elde etmiş oldu. Nitekim Irak, ABD ve İran arasındaki mücadele sahasına dönüştü. 

Ancak İran’ın Irak’taki bu baskıcı tutumunun mevcut durum itibariyle tepkiye yol açtığını söylemek yanlış olmaz. Zira 2019’daki protesto gösterilerinde İran’a verilen tepki halen hafızalarda. Bununla birlikte Irak’ın bu süreçten sonra dış politikada komşu ve bölge ülkeleri ile dengeli bir dış politika oluşturmaya çalıştığı da görülüyor. Ayrıca 10 Ekim 2021’de yapılan Irak Parlamento seçimlerinde de, İran’a yakın gruplar büyük bir kayıp yaşadılar. Seçim sonrasında halen devam eden hükümet kurma sürecinde de İran’a yakın siyasi gruplar azınlıkta kalmış durumda. Bunun karşısında ise Türkiye ile iyi ilişkilere sahip Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ve Sünni grupların oluşturduğu (seçim öncesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı görüşme ile gündeme gelen Hamis Hancar ve Muhammed Halbusi’nin öncülüğündeki) Egemenlik Koalisyonu, seçimlerin galibi Mukteda es-Sadr ile hükümeti kurmak için “Vatanı Kurtarma İttifakı” oluşturmuş durumda ve bu yapı İran’a yakın gruplarla aynı düzleme gelmekten imtina ediyor. 

Bu noktada İran’ın özellikle son dönemde Türkiye ile ilişkili gruplarla karşı karşıya geldiği bir süreç yaşanıyor. Nitekim İsrail’le normalleşme sürecinin başladığı dönemde İran, Erbil’i hedef almış ve “bu saldırıdan komşu ülkeler de mesaj almalı” açıklaması yapılmıştı. Mevcut durum itibariyle de İran’ın dış politikadaki belirleyici güçlerinden biri olan Devrim Muhafızları’nın bir yetkilisinin Türkiye’yi hedef aldıklarına dair bir ses kaydının “İran medyası” tarafından sızdırılmış olması dikkat çekici. Türkiye, Irak’ın kuzeyinde yapmış olduğu “terör operasyonları” ile büyük bir etkinlik kazanmış durumda. Irak yönetimi de doğal devlet tepkisinin ötesinde, eski dönemlerde olduğu gibi, bir tepki vermiş değil. Daha da ötesinde Irak Ordusu, Türkiye’nin operasyonlarına destek verircesine, Sincar’ı kontrol etmek amacıyla, İran yanlısı Şii milis gruplarla birlikte hareket eden YBŞ’ye karşı operasyon başlatmış durumda. Bu durum İran’ın Irak’taki etkisini sınırlayıcı bir düzleme dönüşebilir. Zira Irak’taki Türkiye karşıtlarının kullandığı iki söylem vardı: “Türkiye bize su vermiyor” ve “Türkiye, Irak’ın sınırlarını ihlal ediyor”. Geçtiğimiz günlerde Irak Su Kaynakları Bakanı, Türkiye ile su konusundaki sorunların çözüldüğünü ancak İran’ın Irak’ın suyunu kestiğine yönelik bir açıklama yaptı. Böylece özellikle İran yanlısı grupların kullandıkları ilk asılsız söylem de çürümüş oldu. Mevcut durum itibariyle Irak’ın terör örgütü PKK’yı gerçek bir tehdit olarak dikkat alması ile birlikte ikinci söylem de ölüyor gibi görünüyor. Buradan hareketle, Türkiye’nin Ortadoğu’daki normalleşme sürecinde bölge ülkeleri ile geliştirdiği olumlu diyaloğun yanı sıra, Irak’taki hükümet kurma süreci ve Türkiye – Irak ilişkilerindeki olumlu süreç de dikkate alındığında, İran’ın rahatsız olduğu söylenebilir. 

Yazının devamı...

Yeni sosyal medya düzenlemesi

12 Mayıs 2022

ZAFER İŞERİ - Halk arasında “Sosyal Medya Yasası” olarak bilinen günümüzün en çok kullanılan uygulamalarının kullanıcılarını ilgilendiren, henüz tasarı aşamasında olan ve Cumhurbaşkanı’nca sona yaklaşıldığı belirtilen işbu yasada 2007’de düzenlenen İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un genişletilmesi amaçlanıyor. Çünkü bu yasa sosyal medya düzeyinde ekside kalmaktadır.

Yasa her ne kadar Sosyal Medya Yasası olarak nitelendirilse de Cumhurbaşkanı’nın görüşü “Dezenformasyon” kavramının kullanılmasının daha uygun olduğu yönünde. Peki bu kavramın anlamı nedir? Dezenformasyon, yanlış veya doğruluğu bulunmayan ve kasıtlı olarak yayılan bilgi; bilgi çarpıtma, hasmı rencide etmeyi, aşağılayıp küçük düşürmeyi amaçlayan karşı propaganda ile benzerlik taşır. Sahte belge, el yazısı, fotomontaj ve montaj filmler ile fabrikasyon istihbarat ve dedikoduların duyurulması gibi yöntemleri bulunur.

Dava açılabilecek

Sosyal medya kişilerin eleştirilerini, beğenilerini dile getirdiği, fikirlerin açıkça ifade edildiği bir yer olarak bilinmektedir. Ancak bu eleştiri ve ifade özgürlüğü; başkalarına iftira atmaya, yıkıcı eleştirmeye, yalan haberlerin yayılıp sosyal medyanın büyük bir fikir çöplüğü haline gelmesine sebebiyet vermemelidir. Yeni düzenlenecek yasada ifade özgürlüğü sınırlarını daraltmayacak bir düzenlemeye ihtiyaç var. Eleştiri yapabilmeli ancak özellikle çamur at izi klasın söylemlerle toplum dengelerini bozacak bunu örgütsel olarak yapan siteler hesaplar için bir kısım önlemler alınması gerekir. Kanun gereği kullanıcı bilgileri paylaşılmadığı takdirde para cezası uygulanarak bir nevi kullanıcının ifade özgürlüğünü etkilediği net bir şekilde anlaşılmaktadır. Sosyal medya ağları bu durumla karşılaştığı zaman önünde iki seçenek vardır: Ya para cezası ödememek için kullanıcı bilgilerini paylaşacak ya da paylaşımları silecek. Önceden sosyal medya platformları erişim engeline ve içerik paylaşımlarının silinmesi için yapılan yaptırımlara karşı ilgisiz kalabilirken şimdi ise sosyal medya ağlarına dava açılabilecek.

‘Unutulma hakkı’

Sosyal medyadaki yeni düzenlemeyle birlikte kişilik hakları ihlalleri cezalandırılacak ve sosyal medyada paylaşılan uygunsuz içeriklerin kaldırılması için sosyal medya temsilcisine başvurulacak. Sosyal medya kullanıcıya ‘unutulma hakkı’ tanıyarak arama motorlarında kullanıcının adının geçtiği paylaşımlar artık görülmeyecek. Sosyal medyada hakaret içerikli paylaşımlar ve yalan haber yaymak belirli bir cezaya tabii tutulacak. Ayrıca sosyal medya yasası ile kullanıcıların şikâyette bulunduğu içerikler veya hesaplar doğruluğu tespit edildiği takdirde sosyal medya temsilcileri bu içerikleri kaldıracak. Çünkü sosyal medya ağları, söz konusu içeriği kaldırmazsa vatandaşlar yerinize tazminat ödemek zorunda kalacak. Ve doğal olarak bunu yapmamak için de o içeriklerin hepsini kaldıracak.

Peki Türkiye’de milyonlarca insanın sosyal medya platformlarını kullandığını düşünürsek ve Twitter, Facebook, Youtube, Instagram, Tiktok gibi platformlara gelen yaptırımlarla birlikte kullanıcıların paylaşım içerikleri de artık değişecek gibi gözüküyor. Sosyal medya yasasından önce isteyen istediği şekilde eleştiride bulunup paylaşım yaparken ve bu paylaşımlar denetlenmezken artık durum böyle olmamaktadır.

Yeni düzende sosyal medya kullanıcıları yapacakları paylaşımlar için bir hayli düşünmek zorunda kalacak ve verilerin paylaşılması gerçeği insanları tedirgin bir durum içinde bırakabilir. Bu da kullanıcıların sosyal medyada gözetildiği, ona göre hareket edilmesi gerektiğinin bir mesajı olmaktadır.

Yazının devamı...

Haydar Aliyev 99 yaşında

10 Mayıs 2022

Dr. Akkan Suver /  “Doğumunun 99. yılında İlham Aliyev ve Recep Tayyip Erdoğan ondan aldıkları ilhamla iki ülke ilişkilerini önce stratejik ortaklık daha sonra ise stratejik müttefiklik düzeyine taşımışlardır...”

Marmara Grubu Vakfı Başkanı olarak 1998 yılında tanıma şerefine eriştiğim ve o günden ebediyete intikaline kadar yön vericiliğiyle sivil toplum alanında müstesna başarılara imza atmamızı sağlayan ve çağdaş Azerbaycan’ın kurucusu olan Haydar Aliyev yaşasaydı bugün 99 yaşında olacaktı.

Ülkenin kaos, toprak kaybı yaşadığı bir dönemde Azerbaycan halkının davetiyle Nahcivan’dan Bakü’ye gelen ve geldiği günden itibaren yalnız Azerbaycan’ın değil Türk dünyasının birlikteliğini de sağlayan Haydar Aliyev ardında eserler bırakarak ebediyete intikal eden müstesna liderlerdendir.
Modern, çağdaş ve yarınlarından emin insanların yaşadığı bağımsız Azerbaycan onun eseridir. İki devlet, bir millet felsefesi onun yüksek öngörüsüdür.

On yıllık kısa iktidarı zarfında Azerbaycan’da ve Kafkaslar’da inanılmaz başarılara imza atan Haydar Aliyev, önce Lizbon’da toplanan AGİT’te Ermenistan’ı Karabağ’ın işgalcisi olarak kabul ettirdi. Ve bunu Ermenistan hariç, bütün katılımcı devletlerle birlikte karar altına aldırdı. Bu, o günün şartlarında uluslararası alanda emsalsiz bir hukuki başarıydı. Bu hukuki başarı, Azerbaycan topraklarının işgalden kurtarılmasına vesile teşkil edecek ve 44 günlük İkinci Karabağ Savaşını yıllar sonra meşru kılacaktır.

İlişkilerin temelini attı

Kafkas coğrafyasının en güçlü ordusu olan çağdaş Azerbaycan Ordusu onun eseridir. Haydar Aliyev uluslararası alanda bağımsız Azerbaycan’ın itibarını Amerika’dan Rusya’ya İran’dan Fransa’ya uzanan bir çizgide dış dünyaya kabul ettirdi. Azerbaycan Devleti’ni demokratik blok içerisinde önemli uluslararası kuruluşlara üye yaparak, dünyada etkinliğini arttırdı.

Yazının devamı...

Irak’tan Sincar hamlesi

7 Mayıs 2022

BİLGAY DUMAN - Son dönemde Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde terör örgütü PKK’ya yönelik gerçekleştirdiği “Pençe-Kilit” operasyonunun ardından, Irak’ın Ninova (Musul) vilayetine bağlı Sincar’da yeni bir hareketlilik yaşanıyor. Son bir hafta içerisinde Sincar ve çevresinde terör örgütü ile Irak güvenlik güçleri arasında büyük çatışmalar var. Türkiye’nin 2019’dan bu yana “Pençe harekatları” çerçevesinde yaptığı operasyonlar sonucu Irak’ın kuzeyindeki dağlık ve kırsal alanda baskılanan PKK’nın, şehir merkezlerine doğru kaydığına, buralarda yapılanmaya ve gücünü tahakküm etmeye çalıştığı görülüyor. Sincar da, bu noktada PKK açısından en kritik yerlerden biri.

Sincar, ABD’nin 2003’teki işgalinden sonra Irak merkezi hükümeti ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında idari kontrolün hangi tarafta olacağı konusunda yaşanan çekişme nedeniyle “ihtilaflı bölgeler” arasında sayılmıştı. İdari açıdan Ninova içerisinde kalsa da, fiili ve askeri kontrol Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) elindeydi.

Ancak terör örgütü DAEŞ’in 2014’te Irak topraklarının neredeyse üçte birini ele geçirip, Sincar’da da varlık göstermesinin ardından, “DEAŞ’ı çıkarma” bahanesiyle buraya yerleşen PKK ve ilişkili gruplar, bugün Irak için büyük bir tehdit ve tehlikeye dönüştü. Zira PKK, Sincar’da Irak merkezi hükümetinin idaresine karşı “Sincar Özerk Yönetim Konseyi”ni kurup buranın idaresini eline almış ve “seçilmiş Sincar Kaymakamı ve ilçe meclisi üyelerinin” girişine engel olmuştu.

BM ile anlaşma

Terör örgütü PKK, Sincar’daki varlığını yerelde kurduğu silahlı yapılarla güçlendirip destekleyen bir strateji geliştirdi. DAEŞ nedeniyle milis grupların çatı yapılanması olarak kurulan ve 2016’da çıkarılan bir yasayla Irak’ın resmi güvenlik güçlerinin parçası haline getirilen Haşdi Şaabi bünyesindeki İran’a yakın Şii milis gruplarla ortak hareket eden PKK ve yerel halktan oluşturulan “Sincar Direniş Birlikleri” isimli grup, Sincar’ı kontrol altına alıp, örgütün Suriye’nin kuzeyinde kurduğuna benzer bir yapıyı burada oluşturmaya çalıştı.

Ancak örgütün Sincar’da kurduğu yapının yarattığı huzursuzluk ve DAEŞ nedeniyle Sincar’dan kaçan halkın geri dönüşü konusunda yaşanan sıkıntılar, burada “sorumlu ve egemen bir idarenin tesisi” için adım atılması gereğini beraberinde getirdi. Nitekim 2020’nin Ekim ayında durumu kontrol altına alabilmek için Birleşmiş Milletlerin (BM) gözetiminde Irak merkezi hükümeti ve IKBY arasından bir anlaşma imzalandı. Anlaşmayla Sincar’daki “tüm yabancı güçlerin” Sincar’dan çıkarılması, bir kaymakam atanması ve “gerçek ve yerli” halkından oluşan 2500 kişilik bir gücün kurulması planlanmıştı. Tabii ki bugüne kadar anlaşmanın uygulanabildiğini söylemek zor.

Ancak Irak merkezi hükümetinin sadece Sincar’da sağlayacağı kontrol, PKK’nın etkinliğini dizginlemek için yeterli olmayacak. Bununla birlikte PKK’nın Kerkük, Ninova, Diyala ve Selahaddin gibi vilayetlerin bazı bölgelerinde de etkin ve eylem yapma kapasitesine sahip olduğu biliniyor. Bu noktada PKK’nın eylem yapabileceği alanların Türkmenlerin yaşadığı coğrafyayla da örtüşmesi, bölgede Irak Türkmenleri açısından büyük bir tehdit oluşturuyor. Nitekim örgütün, resmi Irak güvenlik güçleri dışında hiçbir silahlı gücü bulunmayan Türkmenleri kolay hedef gördüğü, zaman zaman özellikle Kerkük ve Selahaddin’e bağlı Tuzhurmatu ilçesinde Türkmenlere yönelik terör eylemleri gerçekleştirdiği biliniyor.

Bağdat’ın adımları

Yazının devamı...

Turizmde Almanya rüzgârı

2 Mayıs 2022

OKTAY PİRİM - Türk turizminin bir dönem en önemli pazarı olan Almanya pandemi sonrası yeniden eski günlerine dönmek ve Türkiye’de yer almak için güçlü sinyaller vermeye başladı.

Bu amaçla Avrupa’nın en büyük seyahat acentesi Alman kökenli RTK bünyesinde 400 seyahat acentesi üç gün süreyle Antalya’ya geldi hem geziler düzenlendi hem de bir konferans ve gala gecesi yapıldı.

Yılda 4 milyar Euro ciroluk bir büyüklüğü olan Sunexpress, Nirvana Cosmopolitan ve FTI’nin sponsorluğunda bir araya gelen acenteler  “Geriye dönüyoruz” mesajları verdi.

RTK’nın CEO’su Thomas Bösl, ”Seyahat acenteleriyle gurur duyun, pandemi sırasında nasıl çaba gösterdik ve salgın ile nasıl başa çıktık, bundan gurur duymalıyız” dedi.

Antalya Lara’da düzenlenen ve 400 katılımcının yer aldığı konferansta RTK’nın patronu Türk turizminin Avrupa pazarlarında, özellikle Almanya’da çok önemli ilerleme kaydedeceğine inandığını ve RTK olarak Türkiye satışlarını destekleyeceklerini söyledi

Pandemi’nin seyahat acentelerinde teknik donanımı da arttırdığını, bu nedenle çevrimiçi satışların artık geleneksel ve vazgeçilmez hale geldiğine vurgu yapan Bösl, “Dikkatli olmalıyız, önümüzdeki yıllarda sektörün dışından henüz bilmediğiniz gruplar pazara rakip olarak girecekler, buna hazır olmalıyız “ dedi.

Bösl, geleceğin en önemli konularından birinin vasıflı eleman sıkıntısı olacağına ilişkin kaygılarını file getirdi ve “Bu, nesillerin değişmesiyle önümüzdeki on yıl içinde daha da kötüleşebilir, Gençleri seyahat acentesi konusunda heyecanlandırmamız lazım” diye konuştu.

Sürdürebilirlik şart

Yazının devamı...