Atatürk ve Türk Donanması

Atatürk için insanın “öldü” demeye dili varmıyor.

Fani varlığı toprağa verileli yıllar geçmesine rağmen, manevi varlığıyla bütün gücüyle aramızda yaşadığı şüphe götürmez.

O sadece üstün yetenekli bir komutan ve devlet adamı değil, aynı zamanda fikri alanda yaptıklarıyla da yol gösterici olmuştur.

Atatürk’ü ölümünün 82. yılında deniz ve denizciliğe bakış açısıyla anmak düşerdi, biz denizcilere de.

Osmanlı Devleti’nin gerileme ve çöküş dönemlerinde denizcilik gücünün çeşitli faaliyet sahalarında geri kaldığının bilincinde olan Atatürk, cumhuriyet döneminde aynı hataların yaşanmaması için hem söylem hem de eylemleriyle biz Türkleri denizlerle buluşturma çabası içerisine girmiştir.

Denizlerdeki egemenliğini de gerçekleştirmek isteyen genç cumhuriyetin, 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe koyduğu “Kabotaj Kanunu”, 1936 yılında imzalanan “Montrö Boğazlar Sözleşmesi”nin temel yapı taşlarından birini oluşturduğu gibi günümüzde “Mavi Vatan” söyleminin de esin kaynağı olmuştur.

Denizcilik vizyonu

Cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra Hamidiye kruvazörü ile çıkmış olduğu Karadeniz gezisinde “Donanmasız Anadolu olmaz” direktifiyle Türk Deniz Kuvvetleri yapılanmasının ilk adımı atılmıştır.

Bahriyenin gelişimi için gerçekçi bir yol izleyen Atatürk, “Dış pazarlardan satın alınan gemilerle donanma yapılamadığını siz de biliyorsunuz. Donanma, sadece kıyı koruyacak bir kuvvet değil, bundan daha önemli olarak deniz yollarının güvenliğini sağlayacak bir kuvvettir. Anadolu’da yaşadıkça bu bakımdan ihtiyacımız daha büyüktür. Evvela çekirdek bir donanma yapmakla yetinip, deniz sanayi ve ticaretimizi geliştirmeliyiz” diyerek denizcilik vizyonunun başka bir boyutunu ortaya koymuştur.

Kara egemenlik alanı kadar deniz egemenlik alanına da sahip olan ülkemizde, son yıllarda başta karar vericiler olmak üzere toplumun siyasi, sosyal ve kültürel katmanlarında, denizciliği ve deniz gücünü merkeze alan düşünme, planlama ve uygulama bilinçliliğinin artması sevindirici bir gelişmedir.

Böylelikle, denizcilik gücümüzün kamuoyu nezdinde olumlu yönde algılanmasına fırsat yaratılmış ve çevre denizlerimizdeki hak ve menfaatlerimizin korunma ve kollanmasında da durumsal farkındalık sağlanmıştır.

Atatürk ve Türk Donanması

GENESİS ve MİLGEM   

Öte yandan, Türk Deniz Kuvvetlerinin dış politika ve denizcilik hedeflerinde yaşanan değişikliklere ayak uydurabilmesi için askeri gemi dizayn ve idamesi hayati önem taşımaktadır.

Yeni gemi ihtiyacını büyük oranda yurt dışı projeleri ile giderme yoluna giden Türk Deniz Kuvvetleri, 2000’li yıllardan itibaren savaş sistemleri alanında GENESİS ve harp gemisi inşasında Milli Gemi (MİLGEM) projeleri sayesinde ilk kez bir savaş gemisinin analiz, tasarım ve geliştirme aşamalarını tamamen milli olarak gerçekleştirmiştir.

Donanmanın gücü

Kamuoyunda Uçak Gemisi olarak bilinen ve halen özel bir Türk tersanesinde inşasına devam edilen Çok Maksatlı Amfibi Hücum Gemisi TCG Anadolu’nun önümüzdeki yıllarda hizmete sokulacak olması da Atatürk’ün çizmiş olduğu vizyonun nihai bir göstergesidir.

Sadece askeri harekatlarda değil, insani yardım görevleri çerçevesinde Mavi Vatan’ın yanı sıra gerektiğinde Hint ve Atlas Okyanusları’nda da kullanılacak olan TCG Anadolu ile Türkiye Cumhuriyeti bölgesel güç aktarım kabiliyetini, orta ölçekli küresel güç aktarımına çevirebilecektir.

Deniz kuvvetlerinin önemini ve stratejik değerini çok iyi bilen ve dönemin zor şartlarına göre büyük kaynak aktaran Gazi Mustafa Kemal Atatürk hayata gözlerini yumduğunda arkasında gurur duyacağı bir donanma bırakmıştır. Ömrünün son senesinin altı haftasını Savarona yatında geçiren Atamız, seneler önce “Yavuz gemisiyle uzun bir yolculuk yapmak isterim” demişti. Türk Donanması da hazindir ki, naaşını İstanbul’dan İzmit’e getirerek bir nebze de olsa vefa borcunu ödemiş oluyordu.

Çağdaş ve aydınlık bir rotada ilerleyen Türk Deniz Kuvvetleri, günümüzde erişmiş olduğu kuvvet yapısı ve ateş gücü ile sadece bölgesinin değil aynı zamanda dünyanın sayılı donanmaları arasında yer almayı da başarabilmiştir.

Barışçı, gerçekçi ve aynı zamanda idealist, öngörü sahibi bir deha olan Atamız, Türk insanının değişmez rehberi olmaya devam edecektir.

O’na çok şey borçluyuz. Eşsiz kahraman Atatürk, vatan ve millet sana minnettardır.

Ruhun şad olsun.