Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ışığında İnsan hakları eylem planı ve Anayasamız

Zafer İŞERİ / Avukat, Öğretim Görevlisi

Avrupa Konseyi üyeleri arasında 1950 yılında “İnsan Hakları ve Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (AİHS)” imzalandı. Asgari hak ve özgürlükleri güvenceye alarak sivil ve politik hakların korunmasına yönelik düzenleme, Türkiye tarafından 18 Mayıs 1954’te onaylamıştır. Sözleşme ile güvence altına alınmış olan temel hakların çiğnenmesi durumunda kişilerin ya da diğer devletlerin başvurabileceği bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bulunmaktadır. 1987’de Türk Vatandaşlarına bireysel başvuru hakkını tanımıştır. Ülkemiz mahkemenin yargı yetkisini 1990’da kabul etmiştir. Bu sebeple kararları devletimiz için bağlayıcı niteliktedir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948’de ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi içeriğini onaylayıp, uygulanmasını temin etmek için kaleme alınan sözleşme, insan hakları konusunda ortak bir anlayış ile temel ilkeleri ortaya koymayı hedeflemektedir. Sözleşmeyi onaylayan ülkeler, yetki alanları içinde bulunan herkesin, hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlamak zorundadır. Herkesin yaşam hakkının korunduğu, hiç kimsenin işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulmadığı bir yönetim düzeni sağlama sözü vermişlerdir. Herkesin özgürlük içerisinde yaşadığı, ancak usulüne uygun verilmiş mahkeme kararı ile belirli şartların varlığı halinde hürriyetinin sınırlandırılabildiği bir düzen. Kişiler, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, alenen ve makul bir süre içinde yargılama hakkına sahiptir. Özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesini isteyebilecektir. Devlet, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü konusunda gerekli önlemleri alarak denetlemek durumundadır. Vatandaşlar kimsenin müdahalesi olmaksızın kanaatini dile getirebilmeyi, barışçıl olarak toplanmayı, evlenme ve aile kurmayı sağlayabilecektir. Cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum ve benzeri hiçbir farklılık bu hakların kullanımında farklı muameleye gerekçe olamaz. Devletler kamu hizmetlerinde bu haklara saygı göstermek durumundadır. Hak ihlallerinin tespiti ile yaptırıma bağlanacağı etkin bir yargı süreci oluşturulmalıdır.

Lekelenmeme hakkı

Bahsedilen hakların kazanımı için insan doğmak yeterlidir. Zira insan olmak ve taşıdığı onur, diğer tüm temel hakların da özünü oluşturmaktadır. Bu açıdan gerek idari gerekse adli işleyişte insanların haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı olmadığı müddetçe masum oldukları bilinciyle, hakkında tahkikat yapılan kişinin onur, şeref ve haysiyetinin zarar görmemesine dikkat edilerek (lekelenmeme hakkı), şeffaf bir yargı düzeni benimsenmelidir. Taraflı yargıcın bağımsız olması kadar korkulacak bir şey yoktur. Bağımsız, tarafsız yargıçların teminatları artırılmalıdır. Devletin kolluk ve yargı görevlileri insan hakları konusunda tarafsız bir eğitime tabi tutulmalıdırlar. Mahkemelerdeki yoğunluk ve hâkim-savcı üzerindeki iş yükü gözetilerek hukuk nosyonu olan bir alt kadro ihdas edilmelidir. Yargı faaliyetinde görev alan kimselerin teorik eğitimleri uzatılarak hem etkin hem de uygulamaya paralel hale getirilmelidir. Halen hâkim yardımcısı gibi çalışıp, hacimli dosyalarda neticeye etkili değerlendirme yapan bilirkişilik kurumu vazifenin sorumluluğuna uygun bir niteliğe taşınmalıdır. Geç gelen adalet, adalet değildir. Bu sebeple makul süreler hedeflenerek hayata geçirilmelidir. İdari davalarda devlet kurumlarına verilen 60 günlük cevap süresinin yargılamayı geciktirdiği düşünülerek yarı oranda indirilmelidir. Karar metinleri en geç 30 gün içerisinde yazılarak taraflara tebliğ edilmelidir. Ceza davalarında iddianame sadece sanığa tebliğ ediliyor. Silahların eşitliği ilkesi zedeleniyor. Bu ve diğer belgelerin sadece iddia makamı ile sanığa değil mağdura, şikayetçiye de tebliğ edilmesi gerekiyor. Çocuk ve ailenin üstün yararı gözetilerek her türlü zorbalığın önüne geçilmesi gerekiyor. Koruma mekanizmalarının uluslararası etkinliği değerlendirilerek, tüzel kişilerin vesayet makamı olabilmeleri sağlanmalıdır.

İfade özgürlüğü

Yargılanan kişilerin kaçmasını, delilleri karartmasını önlemek için çeşitli tedbirler mevcuttur. Tutuklama ise hürriyeti kısıtlaması sebebiyle en ciddi ve üst seviye kabul edilir. Bu nedenle de ölçülü bir şekilde, sınırlı sürelerde ve ancak belli şartlar mevcut ise uygulanmalıdır. Üst sınır getirilmesi hem kişilerin belirsizlik kaygısını giderecek hem de yargı organlarını hızlandıracaktır. Hakkında şikâyet olan kimse ifade vermeye davet edilmek istendiğinde şayet kendisine ulaşılamamış ise mecburen yakalanmasına karar veriliyor.

Ancak henüz şüpheli olduğu dönemde belki de iftira niteliğindeki bir suçlama sebebiyle, bir gece havalimanında nezarethaneye girip, ertesi gün akşama ancak serbest kalabiliyor. Bunun engelleneceğine dair düzenlemenin de eylem planında var olduğu söyleniyor.

Anayasamız, tüm yasaların içermesi gereken temel prensipleri, devletin vizyonunu belirtir. Kanunlar ona aykırı olamaz. Bu nedenle hak ve özgürlüklerin kaynağında korunduğu, düşünce ve ifade özgürlüğünü koşulsuz kabul eden, sayısal olarak nitelikli çoğunluk tarafından benimsenmiş bir metin üzerinde uzlaşı sağlanmalıdır. İnsan hakları eylem planının dilek ve temenni belgesi olmayıp, bir an evvel yasalara ve ruhlara işlenmesi, Anayasamızın ruhunu oluşturması dileğiyle.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ışığında İnsan hakları eylem planı ve Anayasamız