Bir yaşam öyküsü

Mustafa Kemal Ulusu

Adana toprağında yetişen kıymetli  bir öğretmen, yazar, memleket, vatan sevdalısı rahmetli Muzaffer  İzgü’nün kaleminden alıntı.

“Babam bir ev yapmış bize, tahta parçalarından… Adana’ya yapılan ilk gecekonduydu. Ondan önce gecekondu bilinmiyordu, dam çinkoydu, babam eskiciden almış, üstünü çamurla sıvamış, tek oda… Yatak odası, yemek odası, oturma odası, misafir odası, mutfak, hatta banyo, hepsi o oda… Annem bizi leğende yıkardı. Bir kova su getirir, bir de maşrapa, ben leğene otururdum, annem su dökerdi kafama. Havlu yoktu, annem eski fanilaları birbirine dikip bi şey yapmıştı, onunla bizi kurutur, köşeye oturturtu. Yer yatağına, yere sıralanır yatardık, en başa babam, yanına annem, ablam, öteki ablam, ağabeyim, en uca ben, üç kişiye bir yorgan düşerdi. Tekir vardı, kedimiz, kim çok üşüyorsa, annem Tekir’i onun üzerine koyardı. Tekir ısıtırdı sabaha kadar… Gece yağmur yağarsa, tıp yağmur damlası tam da benim burnumu bulurdu. Şubatta odun kömür biterdi ama, hepimiz birbirimizi çok severdik, annem babamı, babam annemi, kardeşler birbirini çok severdi, böyle bir evdem çıktım ben.”

‘Sevgiyle doyardık’

“Babam okulda hademeydi. Annem evlere çamaşıra giderdi. Önüne dağ gibi çamaşır yığarlardı, karşılığı bir lira… Deterjan yok o zamanlar, küllü su vardı, küllü su elini parçalardı, akşam bir lirayla mutlu mutlu gelirdi. O yoksulluk içinde annemin üç çeşit yemeği vardı, etli bulgur, otlu bulgur, sütlü bulgur… Etli bulgur dediğim, et yok, annem ekmeğin kabuğunu kuyruk yağında kızartırdı, bulguru içine dizerdi, Alllahhh, oldu sana etli bulgur, çatır çutur yerdik. Seyhan’ın kıyısından ebegümeci toplardım, otlu bulgur olurdu. Sütlü bulgur ise, aslında ayranlı bulgur, paramız bir kase yoğurda yeterdi, bir kase yoğurda bolca suyu karıştır, o ayranı yedi insanın yiyeceği bulgura karıştır, güya sütlü bulgur… Ama dedim ya, sevgi öylesine çoktu ki evde, sevgi karnımızı doyuruyordu.”

‘Cumhuriyet kadını’

“Annem de babam da Atatürk ve Cumhuriyet tutkunu insanlardı. 29 Ekim 1933, Cumhuriyet’in 10’uncu yılı… Gündüz resmigeçit olurdu, Atatürk Parkı’nın orada yapılırdı, annem gündüz törene gidiyor, izliyor, alkışlıyor. Annem okuma yazma bilmezdi, ama, nasıl bir Cumhuriyetçi kadındı… Gece fener alayı var. Annem illa ‘Ben fener alayına gideceğim’ diyor. Bana dokuz aylık hamile… Babam, ‘Karnın burnunda, orada sancın filan tutmasın’ diyor. Annem dinlemiyor. Karşı komşumuz Nazmiye hanım teyzeyle gidiyorlar. Adana Saathane’nin orası, mahşeri kalabalık, Yağ Cami’nin oradan bando çala çala geliyor. Annemin sancısı başlıyor! Nazmiye hanım teyze polise koşuyor, ‘Çok kalabalık çıkamıyoruz’ diyor, polis, ‘Bandonun arkasına takılın, ilk boşluktan çıkın’ diyor. Önde bando, arkasında annem, karnında ben, arkamızda fener alayı… Eve geliyor, doğuyorum. Bando mızıka takımı “çıktık açık alınla” dedikçe, ben de annemin karnından çıkmak için bağırıp duruyormuşum. Cumhuriyet’in onuncu yıldönümünde Onuncu Yıl Marşı eşliğinde doğuyorum, var mı daha büyük mutluluk.”

‘Bak Atatürk’

“Beş yaşındayım. Babam o zamanlar Saathane’nin oralarda bir kahvede garson olarak çalışıyor, patronuna ‘Yarın Atatürk gelecek, çocuklarımı götüreceğim, büyük insanı yakından görsünler’ diyor. Patron itiraz ediyor. Babam ‘İstersen işime son ver, ben yarın çocuklarımı Atatürk’e götüreceğim’ diyor. Ertesi gün, annemin elinde bir kara torba, babamın elinde bir testi, yola düştük, Atatürk istasyon alanına gelecekmiş, kürsünün 20 metre kadar uzağındayız, yer tutmak için erken gittik, kara torbada zeytin ekmek, karnımızı doyurduk, testiden suyumuzu içtik, bir gürültü bir ses, “Atatürk geldi”… Herkes ayağa kalktı, ben de kalktım ama nerede göreceğim, boyum yetmiyor, alkışlar, Atatürk çok yaşa sesleri, babam beni omzuna oturttu, ben de alkışlıyorum. O sırada gördüm o güzel insanı, bir heyecanlandım, ‘Bak baba, Atatürk baba’ diye bağırıyorum, Atatürk’ün son sözleri hâlâ aklımda, ‘Çok çalışacağız arkadaşlar’ lafını hiç unutmuyorum, belki de ömrüm boyunca bu denli çalışmamın sebebi budur. İşte böyle bir ana babadan, böyle bir evden çıktı Muzaffer İzgü.”

Muzaffer İzgü, Muzaffer İzgü’yü işte böyle anlatırdı. Mübarek adamdı.