FETÖ’deki mankurtlaşmış askerler

(E) Tümgeneral Ali Fikret Atun

Güvercinler kargalarla arkadaşlık yaparsa tüyleri beyaz kalır, fakat kalpleri kararır.
Alman atasözü

'Mankurt’, Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un Türkiye Türkçesi’ne, Gün Olur Asra Bedel adıyla çevrilen romanındaki Nayman Ana söylencesinde geçer.

Milattan sonra 200’lü yıllarda, Orta Asya’dan kuzeye doğru göç eden Juan Juanlar, Kırgızların hem komşusu hem de can düşmanlarıdırlar. Son derece gaddar ve acımasız olan Juan Juanlar, her fırsatta Kırgız kabile ve oymaklara saldırır, yakıp yıkarlardı.

Ancak Juan Juanların genç Kırgız savaşçılarını köle yapmak için mankurtlaştırma yöntemi vardı ki Cengiz Aytmatov bunu inanılmaz bir akılcılıkla anlatır.

Juan Juanlar esirin başını kazır, saç tellerini tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bunu yaparken bir kasap da oracıkta bir hayvanı öldürüp derisini yüzermiş.

Sonra taze hayvan derisini, esirin kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararmış. Daha sonra tutsakların boynuna, başlarını yere sürmesinler diye bir kütük, ya da tahta kalıp bağlar, yürek parçalayan çığlıkları duyulmasın diye uzak, ıssız bir yere götürürler, elleri ayakları bağlı kızgın güneşin altına bırakırlarmış.

Başı saran hayvan derisi kuruyup büzüldükçe mengene gibi olurmuş. Acılar içinde kıvranan her beş Kırgız esirinden ancak bir veya iki kişi sağ kalırmış.

Sağ kalanlar ise hafızalarını, kimliklerini kaybederlermiş. Juan Juanlar belleğini yitiren tutsağı alır, yiyecek, içecek verirlermiş.

Bir süre sonra gücünü toplayan tutsak, artık bir mankurt haline gelmiştir. Bir mankurt, kim olduğunu, hangi soydan, hangi kabileden geldiğini, anasını, babasını, çocukluğunu artık bilmezmiş. Bilinci, benliği olmadığı için efendisine bir köle gibi itaat ve hizmet edermiş.

FETÖ içinde belleğini, bilincini, kimliğini, kişiliğini kaybederek efendisine köle gibi itaat eden asker elbisesi giymiş bir grup mankurtlaşmış cani terörist, 15 Temmuz’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) komuta kontrolü ele geçirip devletine ve milletine karşı bir silahlı ayaklanma girişiminde bulunmuşlar, kendilerine kardeşlerinden daha yakın olan silah arkadaşlarına, devletin jandarması ile polisine ve yüce Türk ulusunun masum insanlarına acımasızca kurşun sıkmışlar; Türkiye Cumhuriyeti’nin en kutsal mekânı olan TBMM binasını, Emniyet Genel Müdürlüğü ile Özel Kuvvetler binalarını bombalamışlar; Marmaris’teki Cumhurbaşkanı’na başarısız bir suikast düzenlemişler; yüzlerce insanı şehit etmişler ve binlerce insanı yaralamışlardır.

Türk tarihine kara bir leke olarak geçen bu ayaklanmayı ve o gece yaşanan kanlı vahşeti yapanları ne devlet, ne millet, ne de tarih unutmayacak ve affetmeyecektir. Devletin varlığına ve milletin canına kasteden bu caniler en kısa zamanda Türk adaleti önünde hesap verecekler ve en ağır cezaya çarptırılacaklardır.

Darbe girişimiyle ölümcül yara alan TSK, büyük ölçüde yıpranmış ve görevlerini güçlükle yerine getirecek bir konuma düşürülmüştür. Bu durum muvacehesinde TSK’nın daha fazla itibar ve güç kaybetmeye tahammülü yoktur. Çünkü TC Devleti’nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün, ulusun bölünmezliğinin ve ulusal güvenliğinin sağlanmasında kilit rol oynayan yurt savunmasının vazgeçilmez tek gücü ve teminatı olan TSK, Türk milletinin, alternatifi olmayan bir tek ordusudur ve onun ruhudur. Türkiye’de yaşayan herkesin, her kurum ve kuruluşun ona ihtiyacı vardır.

Türkiye’nin ulusal güvenliği, siyasi, ekonomi ve TSK olmak üzere üç ana direk üzerine oturtulmuştur. Ulusal güvenliğin en güçlü ve en sağlam direği olan TSK itibarsızlaştırılarak yıpratılıp zayıflatılırsa hem maneviyatını, hem de inandırıcılığı ile caydırıcılığını kaybedecektir. Unutulmamalıdır ki, maneviyatını ve inandırıcılığı ile caydırıcılığını kaybeden ordular savaşamazlar.

Türk milletinin gözbebeği olan TSK’nın fiziki ve moral gücünü kısa zamanda en üst düzeye çıkarmak ve onu yüceltmek devletin ve milletin en başta gelen görevidir. Aksi takdirde, yetkili ve sorunlu makamlara “Bu milleti savunmasız kim bıraktı?” sualini sorarlar.

Sonuç:

1. “Millet, bağımsızlığının korunmasını ordudan, ordunun esas ve ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur… Milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır” Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

2. Hiçbir zaman TSK Cumhuriyet düşmanları ile dış güçlerin menfur emellerine hizmet edenlerle asla bir ve beraber olmamıştır. Çünkü TSK Cumhuriyet’in korunmasını, yurdun savunmasını ve ulusal güvenliğin sağlanmasını şerefi ve namusu olarak bilmiştir.

3. TSK, TC Devleti’nin bekasının, egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve ulusal güvenliğinin en başta gelen güvencesi ve yılmaz bekçisidir.

4. Türkiye’nin en büyük ve en güçlü milli kurumu olan TSK, Türk milletinin ordusudur. Türk ulusunun ordusuna karşı duyduğu sevgi, saygı ve güven onun yaşam gücü ve ruhudur. Bu nedenle ona saygı duymak, güvenmek ve sahip çıkmak milletin her ferdinin, devletin her kurum ve kuruluşunun en başta gelen görevidir.

5. Uzun bir süreden beri Türkiye, her geçen gün biraz daha şiddetlenen ve tehlikeli boyutlara ulaşan, ilan edilmemiş, görünmez bir harbin içindedir. Balkan harbi gibi utanç verici bir mağlubiyeti yaşamamak için, en kısa zamanda TSK’nın harbe hazırlık derecesi ile muharebe kabiliyeti ve muhabere etkinliği seviyelerini en üst düzeye çıkarılması zorunlu hale gelmiştir.

6. TSK, 15 Temmuz’da FETÖ mensubu üniforma giymiş bir grup vatan haini teröristin başlattığı darbe girişiminin ardından aşağıdaki açıklamada bulunmuştur:

“Mazisi şan ve şerefle dolu, gücünü yüce Türk milletinden alan TSK içerisine sızmış illegal (yasa dışı) çete mensubu hain teröristlerin (FTÖ) ülkemize yaşattığı bu zillet ve rezalete katılan/destekleyenlerin ve kullandıkları araçların oranı yüzde 1.5 seviyesinde kalmıştır. TSK bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, ülkemize ve milletimize yönelecek her türlü tehdidi bertaraf edecek güce ve kararlılığa sahiptir. Bundan kimsenin zerre kadar şüphesi olmasın. Devlet namusumuzdur düsturu ile yola çıkmış olan vatan evlatları bu yolda gözünü kırpmadan seve seve canlarını feda edecektir.”

7. Ülkede, TSK’nın siyasi yapıya müdahalesine karşı olanlar; ayni zamanda TSK’nın, devletin bekası ve ulusal güvenliğin teminatı olduğundan da asla vazgeçmemelidirler.