Kerkük’te yeni gerginlik

BİLGAY DUMAN

Bir süredir Türkiye gündemini de derinden meşgul eden bir mesele Kerkük. Özellikle son dönemde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) bağlı peşmergelerin Kerkük’e geri döneceğine yönelik söylentilerin ortaya çıkması, Kerkük üzerindeki odağı artırmış görünüyor. Irak’ın bütün dinamiklerini barındırması nedeniyle “ülkenin bir minyatürü” olarak nitelendirilen Kerkük, tarihi geçmişinin yanı sıra sosyal, siyasal, ekonomik ve güvenlik özellikleri açısından “özel” bir duruma sahip. Bu özel durum Kerkük’ü kendisinden daha büyük bir mesele haline dönüştürüyor.

Kerkük’te yeni gerginlik

Düğüm nasıl oluştu?

Körfez Savaşı sonrasında elde ettikleriyle Irak’ın kuzeyindeki otonomiyi bir adım öteye taşımak isteyen KDP ve KYB, 1991’den sonra kontrolü altındaki toprakları genişletme çabası içerisine girerken, 2003’teki işgal sırasında ABD ile iş birliği içerisinde başta Kerkük olmak üzere Musul, Selahaddin, Diyala gibi vilayetlere bağlı bazı bölgelere peşmergeleri konuşlandırdı.

Söz konusu bölgeler, idari açıdan merkezi hükümete bağlı olmakla birlikte fiili kontrol Kürt grupların eline geçti. Bu süreç, anayasada da hukuki bir zemine oturtulmaya çalışıldı. Daha önce ABD’nin Irak’taki Geçici Koalisyon Yönetimi Sorumlusu Paul Bremer döneminde Geçici Yönetimi Yasası’na konulan 53. ve 58. maddeler, anayasa da taşınarak, 140. madde oluşturuldu ve başta Kerkük olmak üzere peşmergelerin Duhok, Erbil, Süleymaniye sınırları dışında yerleştikleri bölgelere “ihtilaflı bölgeler” statüsü getirildi. Söz konusu maddeye göre, “ihtilaflı bölgelerde (ancak burada temel amaç Kerkük’tü) 2007 yılının sonuna kadar önce normalleştirme (temeli itibari ile daha önceki dönemlerde de uygulanan nüfus değişikliklerine ilişkin düzeltmeler), daha sonrasında nüfus sayımı ve en nihayetinde bir referandumla söz konusu bölgelerin IKBY’ye mi yoksa Irak merkezi hükümetine mi bağlı kalacağına karar verilecekti. Ancak bugüne kadar normalleşme adımı dahi uygulanabilmiş değil.

Aslında bunu 2017’ye kadar Kerkük’ü elinde tutan Kürt grupların bilinçli bir politikası olarak da yorumlamak mümkün. Zira 2003’ten 2017’ye kadar Kerkük’teki yönetimsel sürecin yanı sıra ekonomik, toplumsal, siyasal ve güvenlik noktasındaki hemen her süreç Kürtler tarafından yönetildi. Kerkük’te açık bir biçimde Kürtleştirme ve iskân politikası uygulanırken, Kerkük petrolleri de IKBY’nin finansmanı için kullanıldı. Bu yüzden anayasal süreç de uygulanmadı. Uygulanması durumunda hem 2003’ten sonra Kerkük’e yerleştirilen Kürt nüfusun Kerkük’ten çıkarılması hem de el konulan, özellikle büyük bölümü Türkmenlere ait arazilerin geri verilmesi gerekecekti. Nitekim bunun için Mülk Anlaşmazlıkları Komisyonu kuruldu ve çok kısa bir sürede 40 binden fazla dava dosyası açıldı. Ancak ne söz konusu komisyon görevini yapabildi ne de Türkmenlerin arazileri geri verildi. Bu durum Kerkük’teki siyaseti de kilitledi.

Tüm Irak’ta vilayetlerin yönetimleri seçimle belirlenirken, bugüne kadar Kerkük’te yerel seçimler yapılabilmiş değil.

Referandum ve değişen dengeler

2017’de IKBY’nin yaptığı “bağımsızlık” referandumu sonrası Irak merkezi hükümetinin “ihtilaflı” olarak adlandırılan bölgelere yönelik yaptığı operasyonlarla buraları peşmergelerden geri alıp kontrolü sağlaması, yeni bir süreci de beraberinde getirdi. 2017’den bugüne Kürt gruplar peşmergelerin Kerkük’e geri dönüşü için çaba harcıyor ve fırsat kolluyor. Zaman zaman da Irak merkezi hükümeti ile Kerkük’te yaşayan Türkmen ve Arapların sınırı test ediliyor.

İşte son dönemde de peşmergelerin Kerkük’e yeniden döneceğine yönelik iddialar, Kürt grupların yeni bir denemesi. Ancak arkası çok da boş değil. Zira 2019’un sonunda istifa eden, dönemin Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi, istifasından kısa bir süre önce peşmergeleri Kerkük çevresinde de görevli Ortak Operasyonlar Komutanlığı’na dahil etti. Son olarak, başta Kerkük ve Musul çevresi olmak üzere söz konusu bölgelerde arttığı söylenen DAEŞ saldırılarına karşı ortak hareket edilebilmesi için Erbil ile Bağdat arasında yapılan görüşmelerde peşmergeler ve Irak Ordusu tarafından ortak tugaylar oluşturulması kararı alındı. Bu karar sonrası peşmergelerin önce Kerkük çevresine, sonra da Kerkük içerisine gireceğine yönelik endişeler arttı.

Aslında IKBY’nin kontrol alanlarıyla sınırı olan vilayetlerin çevresinde halen peşmergeler bulunuyor. Ancak buradaki endişe, 2017’deki operasyonlar sonrasında Irak güvenlik güçleri ve peşmergeler arasındaki çatışmalarda temas hattı olarak ifade edilen ve mevcut durum itibariyle güç boşluğunun olduğu bölgelere peşmergelerin tekrar getirilmesi. Zira bu bölgelerin DAEŞ tarafından kullanıldığı bahane ediliyor. Son dönemde özellikle Kerkük çevresinde zaman zaman peşmergelere yönelik saldırıların düzenlenmiş olması, Kürt grupların Kerkük baskısını da artırmış görünüyor.

Türkmenler ciddi endişe duyuyor

Buradaki tek meselenin DAEŞ saldırıları olmadığını söylemek mümkün. Nitekim Irak’ta 10 Ekim 2021’de parlamento seçimleri yapıldı. Henüz seçim sonuçları resmen açıklanmamış olsa da ilk sonuçlara göre hükümet pazarlıkları yürütülüyor. Bu noktada Kürt grupların daha önceki tecrübelerden de hareketle, hükümet görüşmelerinde pazarlık marjını yüksek tutmaya çalıştıklarını söylemek mümkün. Yani Kerkük, yine bir siyasi pazarlık malzemesi haline getiriliyor. Bu da Kerkük’teki gerginliği daha artırıyor.

Nitekim son gelişmelerden, Kerkük’ün ana paydaş unsurları olan Türkmenler ve Araplar oldukça rahatsız. Özellikle 2003 sonrasında Kürt grupların tek taraflı ve kimlik üzerinden uyguladıkları politikaların esas mağduru olan Türkmenler, ciddi endişe içerisinde. Bununla birlikte Kerkük’teki Kürt grupların kontrolü döneminde Türkmenleri doğrudan tehdit eden terör örgütü PKK’nın da, bölgeye yerleşme çabaları olduğu bilinen bir gerçek. Bu yüzden 2017 öncesine dönüşün düşüncesi bile Türkmenlerin sesini yükseltmesine neden oluyor.

Kerkük’te tek taraflı atılan adımlarla bir sonuç alınamayacağı aşikâr. Bu yüzden Kerkük’te yaşayan tüm kesimlerin ortak temsil ve yönetim hakkına ulaşabilecekleri bir çözüm bulmak, uzlaşı ve iş birliği üzerinden hareket etmek, her kesimin faydasına olacak gibi görünüyor. Süreci yakından izleyen Türkiye’nin de tercihi uzlaşı, ortaklık ve iş birliği yönünde. Bu noktada Birleşmiş Milletler gözetiminde bir Kerkük Uzlaşı Grubu kuruldu. Şimdiye kadar somut bir adım atılmamış olsa da, Kerkük’te taraf olan kesimlerin aynı masada oturması bile olumlu bir gelişme.