Türk Deniz Kuvvetleri Strateji Belgesi

Türk Deniz Kuvvetleri Strateji Belgesi

Ülkelerin belirli konularda temenni, niyet ve hedeflerini açıkça ortaya koydukları strateji belgeleri, söz konusu hususlarla ilgili olarak ülke vizyonunu, bakış açısını ve ciddiyetini ortaya koymaktadır. Kimi zaman bölgesel, kimi zaman küresel çerçevedeki perspektiflerin sunulduğu bu tip belgelerin satır aralarında, politik ve askeri birçok konu başlığı ve kısmi ayrıntılar ortaya çıkartılabilir. Deniz alanlarının kullanımı ve korunmasına yönelik bir kısım ülkelerin yayınladığı Deniz Strateji Belgeleri de bahse konu dokümanlar arasında yer alır. Bu kapsamda; açık kaynaklarda, Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi çerçevesinde hazırlandığı belirtilen Türk Deniz Kuvvetleri’nin Çanakkale şehitlerimize ithaf ederek 2015 yılında yayınladığı ‘Türk Deniz Kuvvetleri Stratejisi’ isimli belgesinde, ülkemizin deniz alaka ve menfaatlerinin korunması yönünde, önümüzdeki 15-20 yıl içerisinde atılacak adımların neler olduğu ve nasıl bir kuvvet yapısının düşünüldüğü yönündeki, kurumun öngörü ve niyetlerini bulabilirsiniz.

Söz konusu strateji belgesinde, en özet şekliyle, Türk Deniz Kuvvetleri’nin dünya donanmaları arasında ‘Orta Ölçekli Küresel Güç Aktarım Yeteneğine Sahip Deniz Kuvveti’ kategorisine yükselmesi hedeflenmiştir. Bu, pek tabi ki, önemli ve ciddi bir iddiadır ve de en mühim olanı ise; platformlar, silah ve destekleyici ağ sistemleri bakımından bu kategoriye ulaşabilmek için ülkemizin ekonomik ve teknolojik milli güçlerinden azami faydalanması öngörülmektedir. Tanımda yer alan ‘Orta Ölçekli…’ ifadesinden; donanmanın bir kül olarak platformlardan ve diğer unsurlardan oluşan toplam kuvvet yapısının sağlayacağı etkinliğin büyüklüğünü anlamak gerektiğini düşünüyorum. Bu büyüklüğün yıllarca elde edilen tecrübeler kapsamında, stratejik maksatlara göre tayin edilen platform sayısı, platform yetenekleri, tersane, personel, eğitim imkan ve yeterlilikleri ile milli gücün diğer unsurlarının sağlayabileceği destekle orantılı olabileceği aşikardır. Dolayısıyla orta ölçeğin rakamsal olarak tanımlanmış bir ifadesinin, kapalı kaynaklarda yer alabileceği ihtimal dahilinde olsa da, her ülkenin kendine yeter göreceği hedefler ilkesinde değişebileceği dikkate alınmalıdır.

Ancak tanımın geri kalan ifadesinde yer alan ‘…Küresel Güç Aktarım Yeteneği…’, başta belirtilen ‘Orta Ölçekli…’ ifadesini biraz daha anlamlı kılmaktadır. Ana vatanın denizden savunmasının yanı sıra, küresel güç aktarımına neden olabilecek milli ve/veya içinde yer aldığımız ittifak ya da olası ittifakların ortak maksatları dahilinde dünyanın herhangi bir bölgesine askeri/insani maksatlı müdahaleler yapılabileceği anlaşılmaktadır. İşin en önemli noktası da aslında burasıdır. Söz konusu belgede; ana vatandan uzak bölgelerde harekât yapabilecek birliklerin lojistik desteğini sağlamak amacıyla kritik bölgelerde kalıcı liman kolaylıkları edinilmesi de hedeflenmiştir. Uzak bölgelerde kalıcı liman kolaylıkları temini, yüzer, dalar ve uçar unsurların uzun süreli, ancak münavebeli şekilde kullanılmasını sağlamakla birlikte, platformların bakım-onarımına, personelin eğitim ve moraline katkı vereceği gibi daha içlerde konuşlanabilecek kara/hava üslerimize de destek verebilmek demektir. Netice itibarıyla orta ölçeğin ne olacağını, platformların adedi çokluğuyla birlikte, daha çok platform nitelikleri belirlese de, diğer yandan uzak yerlerdeki liman kolaylıklarının kalıcılığı ve benzeri imkanlar için Türkiye’nin istikrarlı bir siyasi ve ekonomik yapıya da sahip olması lüzumunu unutmamamız gerekir.

Ülkemiz, ‘Orta Ölçekli Küresel Güç Aktarım Yeteneğine Sahip Deniz Kuvveti’ hedefini gerçekleştirebilir mi? Hiç kuşkunuz olmasın ki, gerçekleştirecektir. Bahse konu bu strateji belgesi devlet politikasından bağımsız değildir. 1975-1978 yılları arasında uygulanan A.B.D. silah ambargosu, milli savunma sanayii konusunda bir durumsal farkındalığa neden olmuştur. Bugün gelinen noktada, % 75’i milli imkanlarla inşa edilen korvetlerimiz kara sularımızda ve uluslararası sularda verilen görevleri başarıyla icra etmektedirler. Sırada olan projeler, yerli sanayi yetenekleriyle inşa sürecindedir. Milli gemi konseptinin stratejik planlama ve mühendis ayağını oluşturan birikimli deniz personeli, son 10 yıldaki uluslararası istihbari servis oyunları ve sahte davalarla ekarte edilmiş olsa da, bu anlamda bakiye kalan ruh bedeni terk etmemiştir. Sabır ve inadın kırılamamış olması, orta ölçekli bölgesel güç aktarımından küresel güç aktarımı seviyesine doğru geçişi sağlayacak en büyük faktördür.

Diğer yandan, bir kısım gelişmiş ülke donanmalarının en modern ve fütürist olarak tanımladığı gemilerinde dahi birçok dizayn hatalarının olduğu gerçeği dikkate alındığında, bizim için gelinen nokta çok önemlidir. Yapımı devam eden amfibi hücum gemisi ve buna bağlı oluşacak görev birliği küresel güç aktarımını sağlayacak örnek bir model olacaktır. Milli fırkateyn ve denizaltıların tedrici olarak hizmete girmeleri ve devamının gelip gelmeyeceği konusu, farklı gözler için merak uyandırmaktadır. Elbette ki devamı gelecektir. Ülkemizin savunması ve çıkarlarımızı etkileyebilecek olası küresel gelişmeler kapsamında bu hamlelerin yapılması bir gerekliliktir. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın açık kaynaklarda yer alan strateji belgesi, her şeyin planlı, programlı, emin ve sağlam adımlarla sürdürüleceğini ortaya koymaktadır. Tabi ki, gerçek hayatın akışı içinde kısmi sapmalar, gecikmeler ya da istenmeyen gelişmeler olma ihtimali mevcutsa da, bölgeselden küresele uzanan hedef, öyle kolay kolay değişmeyecektir.