Yeni tüketim değerlerine doğru!

Dünya, tarım toplumundan endüstrileşmeye ve ondan da endüstri ötesi ve küresel tüketimcilik dönemine geçmiştir son 250 yıl içerisinde. İlk tüketimcilik modeli Fordist üretim ve tüketim modeli ile açıklanabilmektedir. Henry Ford, 1914 yılında “çalışan tüketiciler” kavramıyla geçinebilecekleri gelirin üzerinde bir gelire sahip olmaları gerektiğini vurgulamış ve tüketicilerin ürünleri ancak böylece satın alabilecekleri inancıyla hareket etmiştir. Şüphesiz kapitalist üretici tarafından, kolektif bir eylem olarak işçi hareketleri söndürülmüş olmalıydı fakat genç nüfus içinde tüketimin azaltılması konusundaki eğilim ve  birçok kaynağın azalması nedeniyle bu yapı sarsılmaya başlamıştır. Sonrasındaki Keynesyen uygulama ile de yüksek ücret ödenen işçinin tüketici haline dönüşmesinin ardından, kitlesel olarak üretilmiş olan ürünlerin tüketicileri haline dönüştürülmesi hedefine ulaşılmıştır.

Yeni tüketim değerlerine doğru

Böylece, 16. yüzyılda başlayan endüstrileşme, 20. yüzyılın ortalarına kadar değişimleri ve dönüşümleri gerçekleştirmiştir. Bu dönemde, endüstrileşmenin aşırı derecede para, ürün, eşya, ticari çıkarlar ve piyasaya bağlanması ve bunun da standartlaştırma, uzmanlaştırma, uyumlaştırma ve merkezileştirme yoluyla gerçekleşmesi sonucunda “kapitalist ekonomi” vahşi bir hale dönüşmüştür.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tüketim toplumlarının başta ABD ve diğer zengin ülkelerde filizlenerek büyümesi, tüketimin tetiklediği bir ekonomik yapının oluşumuna neden olmuştur. Tüketicilerin amacı, “Çok çalışıp, daha rahat bir yaşama kavuşarak tüketim dünyasında yer almak” olmuştu. Ancak, 2008 yılında yaşanan küresel finansal kriz sonucunda, “post-tükecilik” tüm geleneksel ve eski olan varsayımları sarsmaya başladı. Yaşlanan nüfus, gençlerin “açan-kapar (clopen)” türü işlerde geç saatlere kadar güvencesiz olarak çalışması, ek iş yapma, ortalama harcanabilir gelirin özellikle orta sınıf için artmamış olması tüketim alışkanlıklarını derinden sarsıyor. Teknolojinin getireceği yeni işsizlik türü de tehdit olarak kapıda bekliyor.

Arz yönlü güven

Kovid-19 küresel virüs salgını, çevre, sosyal, ekonomik, etik etkileri ile tüketim alışkanlıklarını da önemli biçimde değiştiriyor. Farklı düşünme, değerlendirme ve karar verme kriterlerini öne çıkarttı tüketici bu dönemde. Daha çevreci, paylaşımcı, vicdanlı olma, birlikte var olup hareket etme ve empati duymayı içeren özellikler, “fiyat-kalite” duyarlılığı, tutumluluk, seçme konusunda öne çıkan kriterler arasında yer almakta. Şüphesiz tüketici, tüketim ile bağlantılı eylemlerinde sağlık konusunu, artık çok daha fazla ön planda tutuyor.

Her ekonomik krizde olduğu gibi tüketicilere daha çok para vermek sorunu çözmeyecek. Bunun bir nedeni gerçekten ihtiyacı olanlara bu paranın gidip gitmediği şüphesidir. Ayrıca, bu paranın kredi olarak değil de tamamen yardım olmaması, yokluk içindeki tüketicinin durumunu çok da düzeltmiyor. Belki de bunlardan daha önemlisi, talep edilecek ürünlere ve hizmet arzını gerçekleştirenlere karşı oluşan güvensizliktir. Tüketici, kendisine sunulan hizmet ve ürünlerde güvenli ve sağlıklı bir üretim-tüketimin yapılıp yapılmadığından emin olamamaktadır. Bu konuda arz tarafından gerçekleşecek “yaratıcı dönüşüm”  teknolojisinin tüketiciye gösterilmesi yoluyla güven sağlamada bir araç olarak kullanılması önerilebilir.

Çalkantılı dünya

Ekonomik adaletsizlik, sınıflar arası eşitsizlik, belirsizlik ve geleceksizlik hissinde olanlar, kayıt dışı çalışanların oluşturduğu güvencesizler grubunun arttığı, çalkantılı ve protestolarla dolu bir dünyada bulduk kendimizi. Dünyanın %16’sının kaynakların %80’ini tüketiyor olduğu zamanlara ilişkin olarak acımasız bir biçimde “Biz yiyelim, işsizler beklesin” anlayışı, bir rekabet unsuru olmaktan çıkmış, kurtulmamız gereken toplumsal bir sorun olmuştur günümüzde. “Dünyayı artık doğa yönetmiyor, biz yönetiyoruz” tarzındaki hükmedici ve yok edici bir anlayış ve uygulama, günümüzde mutlaka değişmek zorunda. İnsanoğlunun “ekonomi-doğa-insan” birlikteliğinin yollarını arayıp bulması şart.

Toplumsal çalkantı göstergeleri, kendisini sadece Kovid-19 salgınında değil, siyaset alanında da gösteriyor. Fransız seçimlerinde Çevrecilerin zafer elde etmesi, “yeşil dalga”nın başarısı olarak yorumlara yol açtı. Avrupa Birliği’nin gerçekleştireceği kurtarma fonunun “yeşil ekonomi” ve dijitalleşmeyle bağlantılı olacağı da yetkililer tarafından söyleniyor. Ancak, unutmayalım ki, “yeşile boyama”, “yeşil yalanlara” başvurma günümüzde çok da başvurulan bir “yanıltıcı-aldatıcı” uygulama olarak gündemde. Tüketiciler de arzuladıkları “yeşil ürünler” için ek bir “yeşil prim” ödeme konusunda çok da coşkulu ve istekli davranamıyor, “ekonomik güvensizlik”ten kaynaklanan iş ve gelir kaybı endişesinden dolayı.

Büyüme karşıtı bir anlayış ile servet ve mal biriktirmenin sahte vaatlerinden kurtularak, başkalarının sıkıntılarını çözmek, onlara yardımcı olmak, sorunlarını azaltmak için hiçbir karşılık, kazanç beklemeden yapılan fedakârlık ve yardım etme davranışı olan “özgecilik” (altruism) ile birlikte çevresel ilgileri artıran bir anlayış ve uygulama zamanı geldi de geçiyor bile. Günlük hayatımızdaki sürdürülebilirlik uygulamaları aracılığıyla kendimizi dönüştürebildiğimizde, toplumda da yeni uygulamalar hızla yayılabilecektir.

Paranın her şeyi satın alamayacağı bir sistem isteniyor. İşin garibi, bu sistemi en çok da refah toplumlarının “tüketici-vatandaşı” istiyor!